BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maraton komedisi

Maraton komedisi

Başında mavi, mor, sarı bonus peruklar; gözlerinde üç kişinin aynı anda takabileceği kadar büyük gözlükler...



Başında mavi, mor, sarı bonus peruklar; gözlerinde üç kişinin aynı anda takabileceği kadar büyük gözlükler... Boğaziçi Köprüsü‘nün tam ortasında ayakta kitap okuma gösterisinde bulunan 15 bayan... Tulumbacılar... Şapkasına sanki asrın keşfi gibi, bir tane ayran, bir tane de su şişesi koyup, onu hortumla ağzına döken bir kâşif (!) Horon tepenler... Yaş günü pastasını köprünün tam ortasında kesenler (Nice yıllara Nisa!) Boğazın eşsiz güzelliğini köprüden çekme fırsatını yakalayan bir turist... Rugby gösterisi düzenleyen gençler... Aziz Yıldırım posteriyle gövde gösterisi yapan F.Bahçeliler... Boğazda yemek yiyemediği için bu özlemini bir bütün ekmeğin içine peynir, domates, soğan koyarak köprü üzerinde gideren bir gariban... Bunlar geçtiğimiz pazar günü 33’üncüsü koşulan Kıtalararası Avrasya Maratonu‘ndan yansıyan karelerden sadece bir demet... Geçtiğimiz yıllarda mangal yakanları, işportacıları, köprünün tam orta yerine tezgâh kuranları, gelinliğiyle “köprüden geçti gelin” dedirtenleri de gördük biz... Adı maraton... Üstelik Asya‘dan Avrupa‘ya geçilen bir güzergâhı da içinde bulunduran bir maraton... Elin oğlu böyle bir maraton düzenlenseydi, işte o zaman görürdük biz Londra‘yı, Boston‘u, Tokyo‘yu... Sadece Afrika ülkelerinin gariban birkaç maratoncusunun ilgi gösterdiği, geri kalan on binlerce kişinin ise, dalga geçmek; bir ilginçliğe imza atmak adına koştuğu bir maraton Avrasya... Sporcuların, yol güzergâhlarında vatandaşların arasından slalom yaparak koştukları, ciddiyetin çok arandığı; spor sayfaların değil, magazincilerin daha fazla ilgi gösterdiği bir maraton Avrasya... Ya bu işi dünya çapında bir organizasyona dönüştürün, ya da “Eğlence maratonu” ismiyle devam edin... Ama... Gülünç olmak için, iki kıtayı birleştiren güzelim Boğaziçi Köprüsü‘nü komik organizasyonunuza alet etmeyin... Para babaları En kötü ikinciliğe 420 bin TL. Hem de kişi başı... Belçika galibiyetine 80 bin... Avusturya galibiyetine 80 bin... Azerbaycan galibiyetine 60 bin... Kazakistan galibiyetine 100 bin... Ve de play -off’a kalındığı için 100 bin TL... Şimdi Hırvatistan‘ın elemeleri halinde verilecek rakamı düşünemiyoruz... 500 bin TL civarında olması kuvvetle muhtemel... Yani, Almanya‘nın 10’da 10 yapıp, teknik heyet ve futbolcularının toplam 4 milyon euro prim aldığı bir yerde; Kazakistan‘ın, Azerbaycan‘ın, Avusturya‘nın, Belçika‘nın geçilmesi coşkusuyla (!) prim zengini yaptığımız millilerimiz, bir de Hırvatistan‘ı elediler mi, gelsin adam başı 1 milyon TL... İyi güzel de... Bu millete “lokum” gibi grupta, kurdeşen döktürmenin primini kim verecek? Elin oğlu, dörtnala koşarken, bizim arkalarından tırıs koşup, nal topladığımız bir futbol kulvarında, parayla mutluluk bulan bir ülkenin takımından hangi zaferlerin yolunu gözleyeceğiz? Elden gidiyor (mu?) Bir menajere, elini, kolunu, vücudunu, malını, mülkünü kaptırmış... Hesap kitap iyimserliği içinde, bir gün, çok para kazanacağını düşünen bir takım... “Nasıl olsa cebimden para çıkmıyor, ben sadece kâr ortağıyım” anlayışı içinde siyah-beyazlı duruşa ters düşen bir organizasyonun içine düşmüş bir takım; nasıl “geleceğim emin ellerde” diyebilir? Ronaldo, Mourinho, Carvalho, Deco, Nani, Anderson gibi değeri 500 milyon euroyu bulan 85 ünlünün bonservisini elinde bulunduran biri var Beşiktaş’ın karşısında... Mendes diye bir menajerin ablukası altındaki bir kulüpte kimin borusu daha fazla öter? Quaresma, Simao, Almeida, Fernandes, Sidnei, Alves, Bebe, Carvalhal, Necip, Muhammed, Atınç gibi Beşiktaş‘ın neredeyse yüzde 85’ine sahip bir menajer, bir gün kafası bozulup, kendisine bağlı olan futbolcuları sattığında, siz seyreyleyin siyah-beyazlı takımı o zaman... Mondros Mütarekesi‘nde bile görülmemiş ağır şartları kabul etmek, bir gün insana iflas bayrağını çektiriverir... Adam, kendi mallarının değerini korumak adına Carvalhal‘a dilediği gibi takım kurduruyor... Onun umurunda mı Beşiktaş? Beşiktaşlı taraftarların isyanı boşuna değil... Sahada futbol yok; gelecek için ışık yok; başkasının malı olan futbolcularla uygun adım yürümenin zaten imkânı yok... Beşiktaş yönetiminin, devre arasında ivedilikle radikal kararlar alması gerekiyor... Yoksa... Bu Beşiktaş, bağıra bağıra elden gider, bilmiş olun...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT