BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Karaköy’de bir cami

Karaköy’de bir cami

Mimar olan yeğenimle yine aynı meslekten eşi ziyaretime gelmişlerdi. İkisi de master yaptılar ve ikisi de eski İstanbul hayranı. Aile büyüklerimizden kalma eski siyah beyaz resimlerin bulunduğu albümleri önlerine koydum.



Mimar olan yeğenimle yine aynı meslekten eşi ziyaretime gelmişlerdi. İkisi de master yaptılar ve ikisi de eski İstanbul hayranı. Aile büyüklerimizden kalma eski siyah beyaz resimlerin bulunduğu albümleri önlerine koydum. Çokları albüm bakmaktan sıkılır ama onlar tam tersine saatlerce ayrılamadılar. Çünkü içlerinde fotoğraf ustalığı olanlar ya da belge niteliği taşıyanlar vardı. Bazısı büyüklerimizin gittikleri yerlerin hatırası, bazısı çeşitli illerden gönderilmiş, yurdumuzun bundan elli altmış sene öncesinin görüntüleriydi. Fotoğraflardan birisi Karaköy Meydanı’nın eski halini gösteriyordu. Ben farkına varmamıştım, onlar daha dikkatli. Aynı zamanda mesleklerinin getirdiği bir bakışa sahipler. Resimde şimdi mevcut olmayan bir cami vardı. Minaresinin külâhı ve caminin kubbesi bildiklerimizden daha farklı. Orada zarif çizgileriyle büyük Levanten yapıların ortasında duruyor. Hemen yanında koca bir ilânda “İnhisar Likörleri” yazılı. Şimdi olmayan bir güzelim tramvay, durakta bekliyor, sırtında yükleriyle bir hamal, küçük bir kaldırım kalabalığı... Giyim kuşamlarına bakıyorum, otuzsekizli kırklı yılları gösteriyor, fötr şapkalar, kasketler; mevsim sonbahar kış arası, sağda solda üstleri kubbeli, küçük üzerinde “baker” yazılı gişe ya da bayi benzeri herhalde ekmekçi kulübeleri... Koskoca meydanda arkası düz iki otomobil bir de kamyonet göze çarpıyor. Belki de İstanbul nüfusunun beşyüz bin olduğu demler... Yeğenim “Bir ara bu caminin resmi aranıyordu, hatta bu konuda ilânlar da verilmişti” dedi. Benim haberim olmamıştı. Demek Karaköy Camii ardında fazla bir iz toz bırakmadan kayıplara karışmıştı? Kimbilir niçin ne sebeple kıyıldı o camiye? Herhalde meydanı genişletmek için olsa gerek. Bu camiyi bilse bilse bizim büyüklerimiz bilirdi. Ama onlar da hayatta değiller. İstanbul’un çehresinden neler neler silindi, hâlâ silinmede. Dünyada dayak atma hünerinde birinci olduğu ilan edilen ülkemiz, tarihi eserlere gereken ilgiyi göstermemek açısından da sanırım birinci sıradadır. Mesela yok oluşa doğru her gün biraz daha yaklaşan Ahi Çelebi Mescidi.. Fatih devri eseri olan bu mescidin banisi sultanın rahatsızlığı sırasında perhiz yemeklerini hazırlayan Ahi Çelebi imiş. (İstanbul Camileri-Tahsin Öz-Türk Tarih Kurumu Basımevi) Ahi Çelebi matbah emini imiş; sonradan reisül etibba (hekimbaşı) olmuş. Hicaz dönüşü 96 yaşındayken vefat etmiş. Mimar Sinan’ın tamir ettirdiği yapı deniz kenarında olduğundan giderek çöküntülere, su basmalarına maruz kalmış. Evliya Çelebi’nin o muhteşem eserini yazmak üzre seyahetlerine başlaması bu mekanda gördüğü bir rüya üzerine olmuştur. Çelebi rüyasında Peygamberimizi görmüş ve “Şefaat ya Resulallah!” diyeceğine “Seyahat ya Resulallah!” demiştir. Kanlı Fırın Mescidi diye de anılan bu yapı benim bildiğim senelerdir zamanın acımasız ellerine, yavaş yavaş yerle bir olmak üzre terkedilmiş. Kaç kez yazıldı, duyuruldu, iletildi. Ses yok seda yok... Herhalde kendi kendine yıkılması bekleniyor. Koskoca İstanbul sorumluları bu küçük ve değerli esere nasıl ve neden sahip çıkamıyorlar anlayamıyorum. Yoksa o da fotoğrafları didik didik aranan, kaybolmuş bir eser haline mi gelecek? Karaköy Mescidi gibi...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91630
    % 2.1
  • 4.7866
    % -1.01
  • 5.5944
    % -1.16
  • 6.3074
    % -1.67
  • 189.176
    % -2.18
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT