BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu koçlarla nereye kadar?

Bu koçlarla nereye kadar?

Bunca emeğe, bunca transfere, bunca yıldıza, bunca desteğe ve taraftara rağmen, ne Anadolu Efes’in, ne Fenerbahçe Ülker’in, ne de Galatasaray Medical Park’ın THY Euroleague’deki görüntüleri ve aldıkları sonuçlar iç açıcı!..



Üç takımımızın koçuna da “Euroleague elbisesi” bol geliyor!.. Ne yazık ki, bir-iki yorumcu hariç, bu sebebin üzerinde duran ve gerçekleri açık açık basketbolseverlere anlatan yok!.. Bunca emeğe, bunca transfere, bunca yıldıza, bunca desteğe ve taraftara rağmen, ne Anadolu Efes’in, ne Fenerbahçe Ülker’in, ne de Galatasaray Medical Park’ın THY Euroleague’deki görüntüleri ve aldıkları sonuçlar iç açıcı!.. “Kazanılan” maçların dahi şifresi, “bir - iki oyuncunun o karşılaşmadaki performansında ve şansta gizli!..” “Öyle” performanslar olmayınca ya da “şans” yaver girmeyince, yandı gülüm keten helva!.. Sebep?.. Sebep çok açık; üç takımımızın koçuna da “Euroleague elbisesi” bol geliyor!.. Ne yazık ki, bir-iki yorumcu hariç, bu sebebin üzerinde duran ve gerçekleri açık açık basketbolseverlere anlatan yok!.. Anadolu Efes’in koçu Ufuk Sarıca, Euroleague için daha genç ve tecrübesiz, yani basketboldeki tabiri ile “çaylak!..” “Böyle” bir kadroya, Euroleague’i kaldıracak bir hoca bulunmalı ve Sarıca onun yanında bir yıl daha pişmeliydi!.. Fenerbahçe Ülker’in koçu Neven Spahija da Euroleague için “eksikli!..” İkinci yılında bile, sarı - lacivertli takımın savunmada da, özellikle hücumda da “olgunlaşmış” ve de “istikrarlı” bir düzeni yok; “o atarsa, bu attırmazsa” düzeniyle, gene de Euroleague’de ikide iki yapılmışsa, büyük başarı!.. Galatasaray Medical Park’ın koçu Oktay Mahmuti de, “eksikli” ve de “taktik düzenlemelerde ve oyuncu değişimlerinde takıntılı olduğunu” adeta göstermek istercesine davranıyor. Dahası, “oyuncu - hoca ilişkilerinin de pek olumlu olmadığını”, TV ekranlarına akseden bazı enstantanelere bakarak söyleyebilirim. Özellikle bu “son cümlemin altını çiziyorum”, belki hemen her gün basketbol yazan ve yorumlayan arkadaşların dikkatini çeker!.. Bu kadrolarla, 3 takımımıza Euroleague’de “son sekiz”, hatta bir, belki ikisi için “son dört” hayal değildi; ama bu koçlarla?.. Galatasaray iyi yolda!.. Galatasaray’ın ihtiyacı belli; Baros’un yerine bir golcü, Arda’nın “oyun liderliğini” üstlenecek bir forvet arkası ve bir de “sağlam” sol bek!.. Gerisi Galatasaray’ın kadrosunda bol bol var!.. Galatasaray her hafta “futbolunun üstüne koya koya” ilerliyor!.. Şikâyet edilen “yan ve geri paslar”, giderek azalıyor ve rakip kaleye doğru daha hızlı bir pas trafiği ile toplar götürülüyor!.. “Açık” pozisyonundaki futbolcular “henüz” pas ve orta trafiğinde gerekeni ve bekleneni yapacak form düzeyine gelmedikleri için, kapanan rakip defansların önünde “fırsat ve gol paniği” yaşanıyor!.. Ama, Mersin maçı da gösterdi ki, “fırsat sayısı” giderek artıyor; sonunda fırsatları “yeterli olduğu kadar” gole çevirme zamanı da gelecektir!.. Geçen yıl kurda kuşa yem olmuş, benliğini, ruhunu, kişiliğini, moralini, yönetimini, taraftarlarını kaybetmiş ve yepyeni bir Hoca ve de bir yığın yeni transfer ile “küllerinden doğmaya çalışan” bir takım; isteniyor ki, “hemen” ve “her şey” tıkırına girsin!.. Eh, dünyada “böyle” bir sihirli değnek varsa, söyleyelim Ünal Aysal Başkan’a alıp getirsin!.. Biraz sabır; Terim, ilk on birde oynayan ya da oynamayan, ama “eleştirilecek kadar şu anda takıma katkı koyamayan”, buna karşılık “koyabileceklerine dair büyük ümitler olan” oyucuları “kazanmak için” gayret sarf ediyor ve “olmayacakları” kesin olarak ortaya çıkmadan, hiçbir oyuncusunu kaybetmek istemiyor!.. Yani “kazanılması gerekenleri kaybetmemek için”, oynayanlarda “ısrar ediyor”, oynayamayanları “oynayacak hâle getirmeye” çalışıyor!.. Haksız mı; “bunca para verilen” oyuncuları kaybetmek kolay, “kesersin” takımdan, biter; “hazır değilken oynatırsın”, gene biter!.. Biraz sabır ve makûl sürede ısrar, kazanmanın en basit ve sağlam yoludur; Terim doğru yolda, lig uzun ve üstelik play-off’lu sistem, “Galatasaray’ı tam hazır hâle getirecek” zamana çok müsait!.. İşin özeti; Terim’e köstek değil, destek olmak gerek!.. Yap-Boz Federasyonu!.. Pardon, aslında başlıkta “Yapılanı da bozma Federasyonu” demeliydim. Biliyorum, bu satırları okuyan her okuyucum, sonrasını okumadan “Bu, Futbol Federasyonu” diye tebessüm edecektir!.. Evet Futbol Federasyonu, bu defa da Türkiye Kupası Statüsü’nü, hem de “sezon ortasında” tümü ile ve “esastan” değiştirdi; ilân etti!.. Madde bir; yıllardır Üç Büyükler’in ve “Üç Büyük aidiyetli” yazar - çizer - yorumcuların “dediğini ve istediğini” yaptı; alt liglerdeki kulüpleri, grup maçları sebebiyle “kasalarına, bahis isim haklarından ve tribün hasılatlarından biraz para koyma” ve de taraftarlarına “büyük takımları seyrettirme” imkânından mahrum bıraktı!.. Madde iki; Türkiye Kupası’nın eski statüsünü, Play-Off sıkışıklığının getirdiği eleştirileri ve şikâyetleri hafifletmek için kurban etti!.. Eeee, “güçlü” Federasyon, “güçlülerden yana olan” federasyon değil midir; hele hele bir de “yapılmış olanı da bozma gücünü” gösterirse?.. Son örnek!.. Birkaç kulüp taliptir; biri alır, o takıma gider gitmez, daha “ne olduğunu, ne olacağını anlamadan” konuşma başlar; “İyi ki öteki takıma gitmemişim, bu kulübe gelmekten çok mutluyum, burası benim yuvam!..” Sonra gün gelir, “kan uyuşmazlığı başlar”; ilk on bire giremez, ama kulübede oturmaktan depresyona girer, ocak transferinde kulüp aramaya “Yöneticilerimden anlayış bekliyorum” demeye başlar!.. Son örnek Stoch’tur; özellikle genç sporcular için “ders” ve “ibret alınması” gereken bir örnektir; inşallah sarı-lâcivertli takıma “gerçek” Stoch olarak “yeniden” kazandırılır!.. Oyunun bir parçası mı?.. “Türkiye’de bir oyun oynanıyor, bir tezgâh var. Hakemler hata yapabilir, ancak 4 büyük takımın aleyhine hatalar olduğu zaman bunlar hemen gündeme getiriliyor, medyada sürekli eleştiri konusu oluyor. Adeta hakemlere ‘4 büyük takıma hata yapmayacaksın, ya da onların lehine hata yapacaksın’ deniyor. Bu bilinçaltına işleniyor, medyayla da destekleniyor. Ben 30 milyonluk bir takımla 400 milyonluk takımlara karşı mücadele ediyorum. Onların zaten hakemlere ihtiyacı olmaması gerekir.” Bu sözleri söyleyen spor adamı, noktayı da “şöyle” koyuyor; “Bu nedenle artık 4 büyük ifadesini kullanmayacağım. ‘Malûm takımlar’ diyeceğim.” Kim bu zat; Orduspor Başkanı Nedim Türkmen!.. Yıllardan beri “kırık plâk gibi” aynı şeyleri söylediğim ve yazdığım için, Türkmen’in bu sözlerinin altına da imzamı atarım. Ne var ki, ona soracağım bir soru var: Bu durum “yeni bir şey değil” ki; ben bildim bileli, bu acı tablonun içinde yaşayıp geliyoruz!.. Peki, durum böyle iken, neden Kulüpler Birliği Vakfı’nın başına “ille de malûm kulüplerin başkanlarından birini getirirsiniz” ve “kendinizi onlara teslim edersiniz?..” Hem “malûmun şemsiyesi” altına gir, hem “malûmu ilâm” et; bu nasıl iş; yoksa bu da “oyunun bir parçası” mı?..
Reklamı Geç
KAPAT