BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Size de çarpabilir

Size de çarpabilir

Sorsan piyangoya karşıdır ama burnuna uzatılan bilete hayır diyememiştir nasıl olduysa. Şuracığında bir kıpırtı, “talih kuşu başında mı dolaşıyor acaba?” Ulen çıkar mı çıkar. Şansı da sıkıdır ha. Ankara gazozundan çok bedava içmiştir zamanında...



Sorsan piyangoya karşıdır ama burnuna uzatılan bilete hayır diyememiştir nasıl olduysa. Şuracığında bir kıpırtı, “talih kuşu başında mı dolaşıyor acaba?” Ulen çıkar mı çıkar. Şansı da sıkıdır ha. Ankara gazozundan çok bedava içmiştir zamanında... O gün de bir trafik, bir trafik geç kalır hiç yoktan... Patron parmağı ile saatin camını tıktıklar “Hoşgeldiniz beyfendi, sıcak soğuk ne alırdınız acaba!” Laf çakmaktadır aklı sıra. Ulen şu para bi çıksın durmayacaktır buralarda. “Bırakıyorum” bile demeyecek, sessizce kaybolacaktır, buharlaşacaktır adeta. Mahalle bakkalı “abi varsa bir şeyler at” demiştir sabah sabah. Buradadır işte kaçmıyordur ya, şunun şurası kaç gün kalmıştır ki aybaşına. Tamam veresiye yazıyorsun da ne peynirin peynire benziyor, ne helvan helvaya. Parayı bulsun alışverişi şarküterilerden yapacaktır. Ah ahh, o dükkanların kokusu bile başkadır... Erzincan tulum, eski kaşar, salam, sucuk, pastırma... Bu semtte de oturmayacaktır zaten. Ne bu yaa... Sokağın genişliği on adım, iki tarafta kule misilli apartmanlar. Güneş ikindiye doğru yarım saat uğrar. Bodrumlar nem terler, merdivenler kaynamış karnabahar kokar. Yok abi, en iyisi Bebek ya da Emirgan’a taşınmak. Erenköy, Beykoz, Sarıyer de olabilir icabında. Müstakil tabii. Tamam havuz filan ayarı bozar da... Araba koyacak kadar bahçesi olsundur en azından.. KALENDER MEŞREP Araba demişken öyle Ferrari’de Forşe’de gözü yoktur. Kalenderdir, Mercedes, BMW, Audi de uyar. N’apsın şimdi? Bu saatten sonra ööle amele gibi tramvay duraklarında... Sayfiye için kararsızdır. Olsa da olur, olmasa da... Her sene başka yere gitmek varken... Kendini niye sınırlasındır di mi ama... Hanımı ile limonidir o ara. Şikayet, hep şikayet. “Efendim ne görmüşmüş bu güne kadar.” Vıdı vıdı vıdı... Adamı vitesten attıracak, gidip bi tane daha alacak sonunda. Peki çocuklar? Amaaan kız mızmızın teki zaten, bi naz, bi eda. Oğlan aksinin önde gideni, kepçe kulaklı, nasıl da çekmiş anasına... Tamam, iaşe ve ibateleri borç boynuna. Nafaka dediğin kaç para? Bu bilet işini gizli tutmalıdır, eğer eş, dost, akraba bi duyacak olursa var ya... Borç isteyen, teberru dayatan... Yok fakir fukara, yok garip gurebâ... İyi de piyango parası hayra harcanır mı? Nimet Abla bile cami için yalı satmış, hasılatı karıştırmamış hasenata... 1 Ocak sabahı... Tavuklar uyanmamış daha... Bizimki erkenlerden kalkar, kahveye koşar. Meraklılar çoktaaan gelmiş gazeteleri karıştırmaktadırlar. “Yuf ulen” diyen masayı yumruklamakta... Sakin sakin oturur, çayını söyler, eliyle pırpırlanan yüreğini bastırır, gözüyle listeyi tarar. Sonra bir daha... Bir daha... Yok, yok, yok... Acı bir tebessüm: “saf mısın be oolum, hiç çıkar mı sana?” Kulaklarında uğultu, uzaktan uzağa kahkahalar? Kargalar gülüyor olabilir mi acaba? Ya Rabbi yanıldık, şaşırdık, ettik bir hata... Bi daha mı? Asla! Yok evi de fena sayılmaz hani, iş yeri rahattır sonra. Mahallede severler sayarlar, kışt diyen yoktur tavuğuna. Hanımı fedakar kadındır, velev ki iste ciğerini verir valla. Yavruları şeker şeylerdir, canıdır, kanıdır, hiç kıyabilir mi onlara? KUMPANYA KAMPANYA Efendim, lotarya bize batıdan sirayet eden bir hastalık, İttihatçıların iktidar olduğu yıllarda mektep açmak, tayyare almak gibi maksatlara matuf kullanılıyor. TC. ile hız kazanıyor. Selânik Bankası müdürlerinden Mösyö Edvard Mizraki Tayyare Piyangosunun başına getiriliyor. Biletler Osmanlıca... Varağın arkasına Fransızca izahat yazılıyor. Bidayette belli fasılalarla tertipleniyor, bilahare “fevkâlade keşideler” (29 Ekim, Yılbaşı gibi) düşünülüyor. Biletin üzerindeki imzalardan biri, Celâl Bayar’a ait. O yıllarda Türkiye İş Bankası Umum Müdürü, kefil oluyor bir bakıma. Bileti ortadan yırtıp ikiye ayırabiliyorsunuz, her iki yarının sahipleri mükafatı üleşiyor. Numaralar ve ikramiyeler tek tek fişlere yazılıyor, fişler masuralara yerleştiriliyor ve dolaplar çevriliyor. Sonra nerden icap ettiyse imtiyaz, Türk Hava Kurumu’ndan alınıp “Piyanko (k ile) İdaresi”ne veriliyor. Kumarımız “millî” oluyor (1939). İkramiye kazanıp da işini yoluna koyan, huzur bulan var mı? Bilmiyorum. Ancak Milyon Gişesi, Servet Gişesi, Zengin Gişesi, Kısmet Gişesi, Harp Malûlü Gişesi, Mösyö Mersönyö, Mister Bianki, Timoko İsilyadis ve Şürekası ile İsak Levi ve Mahdumları yükü tutuyor. Tek Kollu Cemâl, Cüce Simon ve Uzun Ömer (köprü altında yatardı) okkayla bilet satıyor. Kumarı oynatan kazanırmış. Kaide değişmiyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT