BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Almanya’da Kürt düşmanlığı

Almanya’da Kürt düşmanlığı

Geçen hafta Almanya’daydım. Alman şehirleri, gökyüzünden, elişi resimleri gibi güzel ve canlı görünüyor. Yeşil, kırmızı ve beyaz, en çok dikkat çeken renkler arasında.



Geçen hafta Almanya’daydım. Alman şehirleri, gökyüzünden, elişi resimleri gibi güzel ve canlı görünüyor. Yeşil, kırmızı ve beyaz, en çok dikkat çeken renkler arasında. Yeşil, Alman şehirlerinin ağaç zenginliğiyle ve bereketli tarlalarıyla çoğalıyor. Şehirlerle ormanlar, içiçe ve yan yana. Yeşil, yeşil, yeşil... Almanlar, şehirlerini çok iyi kurmuşlar. Şehircilikte ve teknikte; doğruyu, güzeli, faydalıyı çabuk bulmuşlar ama bir büyük zavallılığın da, fakirliğin de köksüzlüğün de içine düşmüşler. Bu zavallılık, bu fakirlik, bu köksüzlük, insan karakteriyle, insan asaletiyle ilgili! Ben, Almanya’ya, Çanakkale zaferimizin 85. yıldönümü dolayısıyle gittim. Avrupa Türk-İslâm Birliği’nin (ATİB) ve Aşağı Saksonya ve Bremen Türk Koordinasyon Kurulu’nun davetlisi olarak Hannover, Melle, Osnabrück, Bielefeld şehirlerinde konuştum. Çıktığım her kürsüde Çanakkale savaşlarını, dolayısiyle Birinci Dünya Harbini anlattım. Çanakkale savaşları anlatılır da 1914-1918 yılları arasında Türk-Alman ittifakından bahsetmemek olur mu? Biz, Birinci Dünya Harbi’ne Alman Genel Kurmayının bir büyük oyununa gelerek girdik. Yüzbinlerce vatan evladımızı ve yüzbinlerce km2 vatan toprağımızı Almanlar yüzünden kaybettik. Çanakkale’deki ordularımız, Liman Von Sanders isimli bir Alman generalinin emrinde çarpıştı. General Veber, Çanakkale’de bir başka Alman generaliydi. Deniz kuvvetlerimize ve jandarma birliklerimize Alman generaller getirilmişti. Alman Genel Kurmayının bütün hesabı, İngiliz, Fransız ve Rus kuvvetlerinin bir kısmını kendi üzerlerinden atmak, bizim karşımıza sevketmekti. Öyle de oldu. Birinci Dünya Harbi’nde biz tam yedi ayrı cephede çarpıştık: Kafkas Cephesinde, Irak, Suriye, Hicaz, Çanakkale, Romanya ve Libya cephesinde Alman ordularının yükünü hafiflettik. Ruslar, Erzurum’a saldırınca Ermeni vatandaşlarımız da bize arkadan bindirdiler. İki ateş arasında kaldık. Alman Genel Kurmayı, bize dedi ki: “Bu Ermenileri arkanızdan temizlemezseniz, onları Güneye sürmezseniz başarılı olamazsınız.” Biz Almanlar’ın tavsiyesine uyarak (ve tabii çok haklı olarak) Ermeniler’i Suriye topraklarına indirdik. Katıldığımız savaşlarda mağlub olmadık. Ama müttefikimiz, dostumuz Almanya itilâf devletlerine yenilince, biz de mağlub sayıldık. Savaştan büyük yaralar alarak, büyük kayıplar vererek çıktık. Almanlar, bizim o büyük fedakârlığımızı, büyük dostluğumuzu, büyük kayıplarımızı katiyyen dikkate almadılar. Çünkü savaşla birlikte dostluk, insanlık, adalet duygularını da kaybettiler. Vefanın, insafın, vicdanın ne olduğunu akıllarına hiç getirmediler. Almanlarla NATO ittifakına da girdik. Vatan bütünlüğümüze yapılan bir saldırıda bizim yanımızda olacaklardı. Verdikleri şeref sözüne de, attıkları devlet imzasına da sahip çıkmadılar. Bundan önceki seyahatlerimde olduğu gibi, bu son gidişimde de gördüm ki, Alman hükümeti, Alman basını, Alman aydınları...akıl almaz bir Kürt düşmanlığı içinde. Bazı Alman siyasîleri, Kürtlerin başına kanlı bir çorap örmekle meşgul! Bizim o eski, o vefasız, o insafsız dostlarımız, bu Kürt düşmanlığını, öyle bağırarak, çağırarak, ülkelerindeki Kürt kardeşlerimize zalim davranarak yapmıyorlar, aksine binbir türlü şeytanlıklarla, inceliklerle oyunlarını oynuyorlar. Ülkemizden kaçıp giden PKK taraftarlarının akıl almaz yalanlarına, iftiralarına inanmış görünerek, onlara kol-kanat geriyorlar. Almanya’da, kesin çizgilerle, tavırlarla, hükümlerle bir Kürt-Türk ayırımı yapıyorlar. “Ben Kürt’üm!” diyen herkesi birinci sınıf bir vatandaş gibi kucaklayarak, Türkler’e ise, üçüncü sınıf bir insan muamelesi yaparak sinsi ve çok tehlikeli bir düşmanlığın tohumlarını atıyorlar. Bir baba, iki evlâdından birini çok sever, çok şımartırsa, ötekisini de çok ezer ve hakir görürse kardeşler arasında düşmanlığa yol açmaz mı? Almanya’da, Baider Meinhoff isimli bir terör çetesi vardı. Alman adliyesi, bu kanlı kâtilleri cezalandırıp hapishaneye tıktı. Bir gece yarısı, Baider Meinhoff kâtillerinden yirmialtısı hücrelerinde, enselerine kurşun sıkılarak öldürüldü. Şimdi Almanya’da hiç kimse, Baider Meinhoff kâtillerini savunmak için miting yapamaz. Yürüyüş düzenleyemez. Ama aynı Almanya’da, onbinlerce kişi, Abdullah Öcalan için deli danalar gibi meydanlara dökülebilir. Bu nasıl bir mantıksızlıktır? Yunanistan, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere... PKK’ya kol-kanat gerdi de ne oldu? O ihanet, 40.000 civarında insanımızın ölmesine, 100 binlerce kişinin yersiz yurtsuz kalmasına yol açmadı mı? Kürt’e ve Türk’e bundan büyük düşmanlık olur mu? Öcalan’ın aklı İmralı adasında başına geldi. Diyor ki: “Avrupa beni Türkiye’ye karşı kullanmakla çok kan dökülmesine sebep oldu. İki yüzlülüğünü ortaya koydu. Avrupa’yı kınıyorum! Benim sebep olduğum eylemler yüzünden yüzbinlerce Kürt’e iltica hakkı tanıdı da PKK örgütünün başı ve bir numaralı siyasî olduğum halde, bana sığınma hakkı tanımadı. İnsan haklarından çok sık bahseden Avrupa’yı kınıyorum!” Kime “Günaydın!” demeliyiz acaba? Almanlar’a mı PKK militanlarına mı?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101892
    % -1.39
  • 4.6043
    % -1.04
  • 5.3842
    % -1.8
  • 6.1076
    % 0.09
  • 190.254
    % -1.82
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT