BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taktik ve strateji!

Taktik ve strateji!

Her mücadelede, her savaşta hatta bütün bir hayatta “taktik yanlışlar”, tabii “devamlılık arzetmediği sürece”, mücadelenin de, savaşın da, hayatında seyrini “belki bir süre için değiştirebilir” ama, sonuç üzerinde “eğer bu sonuç uzun süreli bir devamlılığa dayanıyorsa” pek fazla önemli olmaz!



Her mücadelede, her savaşta hatta bütün bir hayatta “taktik yanlışlar”, tabii “devamlılık arzetmediği sürece”, mücadelenin de, savaşın da, hayatında seyrini “belki bir süre için değiştirebilir” ama, sonuç üzerinde “eğer bu sonuç uzun süreli bir devamlılığa dayanıyorsa” pek fazla önemli olmaz! Ama “stratejik yanlışlar” mücadeleyi de, savaşı da, hayatı da, “daha baştan itibaren” tamamen “kayıpla noktalanacak bir sonuca doğru” götürür! Kısacası, “taktik yanlışların” telâfisi mümkündür, “stratejik yanlışların telâfisi kolay kolay mümkün olmaz”, hatta çoğu zaman “hiç olmaz!” Galatasaray-Fenerbahçe maçında Fatih Terim “taktik hata yapmıştır!” Ama “strateji doğru olduğu için”, bu taktik hatanın getirdiği “günlük başarısızlık”, hedefe doğru uzanan yolda Galatasaray için “hasarlı bir kaza olmamıştır!” İşte burada bir “parantez açalım” ve yorumumuzun yönünü değiştirelim! Acaba Terim “yarınlarını plânlarken” stratejik bir hata yapacak mıdır? Bu “stratejik hata”, eğer yapılırsa, “sadece” Terim’e ve ailesine değil, Galatasaray’a da, Türk futboluna da pahalıya mâlomayacak mıdır? Fatih Terim için “yarınlarını plânlarken” yapabileceği stratejik hata nedir? Avrupa’ya gitmesi midir? Avrupa’ya giderken seçeceği ülke ya da kulüp müdür? Türkiye’de kalması mıdır? Türkiye’de kalacaksa, Galatasaray’da kalması mıdır? Ya da “başka bir kulübe” gitmesi midir? Milli Takımın başına geçmesi midir? Yoksa bir “şirket genel müdürü” olması mıdır? “Bu soruların her birine” başka başka insanların “evet” demeleri mümkündür! Pek tabii “hayır” demeleri de! Bunlar nihayetinde “bir tartışmanın unsurları” olurlar! Ama, bu soruların birine “evet” diğerlerine “hayır” ya da birine “hayır” diğerlerine “evet” diyen “bizzat” Fatih Terim olursa, iş tamamen değişir! Zira “bu evet ve hayırlar” Terim’in gelecek sezon ne yapacağını ortaya koyacak “nihai kararına temel teşkil edecektir!” Ben Galatasaray’ı izleyen bir spor yazarı ya da spor muhabiri olsam Fatih Terim’e bu soruları sorar ve cevaplarını arardım! Yok “Süren şunu demiş, Terim bunu demiş, Cansun neler söylemişmiş” gibi “kapı arkası kulisleri” ortadadır ki, “bir satranç maçının taktik hamleleridir!” Elbette “bu taktik hamleler” maçın sonuna etki edebilirler! Ama “asıl olan”, Terim’in stratejisini öğrenebilmek, çözebilmektir! “Bu öğrenilemez ve çözülemezse”, Terim’in ya da karşısındakilerin “taktik hamlelerinin” yanlış yorumlanması ve “bu yanlış yorumlardan yanlış sonuçlar çıkarılması” tabiidir! Terim “milli takımda da, Galatasaray’da da bir strateji ustası olduğunu göstermiştir!” Terim’i “taktik hatalarına bakarak değerlendirenler” çok yanılırlar! Terim’i yenmek isteyenler, onun “stratejik hatalarını bulmak” ya da “onu stratejik hata yapmaya zorlamak” zorundadırlar! Ben “şimdilik” bir stratejik hata kokusu almıyorum! Terim “satrancı” uluslararası bir usta gibi oynamaya devam ediyor! Vay Faruk Süren - Mehmet Cansun ikilisiyle “bunların hınk deyicilerinin” haline! Perişan olacaklar! Büyük yanlış Eğer “2 milyon marklık” Daum’a, F.Bahçe “10 milyon mark” veriyorsa işte gene en büyük yanlışı yapıyor demektir! “2 milyonluk” Daum’a “10 milyon” mark veren Fenerbahçe’ye “Avrupa’dan gelmeyi düşünen” futbolcular ne yapacaktır? “3 isteyecekse 8, belki de 10 istemeyecek midir?” Ya bu futbolcuların kulüpleri? “Gelmiş piyasaya bir mirasyedi, biz de 5 isteyeceğimize, 15 isteyelim bari” demeyecek midir? Daum eğer Almanya’da çalıştırdığı kulubü bırakıp gelirse, hem de “para için gelirse,” yarın aynı şeyi Fenerbahçe’ye yapmayacak mıdır? Beşiktaş’tan ayrılış şekli henüz unutulmamış olan Daum’a nasıl güvenilecektir? Daum da “her yıl en az ber teknik direktör değiştiren” Fenerbahçe’ye güvenemeyeceğine göre “karşılıklı güvensizlik ortamında” para herşeyi halledebilecek midir? “Paranın herşeyi hallettiği” bugüne kadar görülmüş müdür? Yarın futbolcu da “Ben 3 - 5 alırken, o 10 aldı; çıkıp o oynasın da, takımı kurtarsın bakalım” diye düşünmeyecek midir? Kimbilir belki de biz yanlış düşünüyoruz! Evet, belki de “Milli bir davada bile” cip markası pazarlığı yapan futbolcuların, “iyi niyetle ve kuzu kuzu” bu “hovarda emri vakisini hazmedeceğini düşünemediğimiz için” hatalıyız! Ne diyelim; “Bunca yıldan ders almayanlara” diyecek fazla bir şeyimiz olabilir mi? Utansınlar! Maçta doğru dürüst tek gol pozisyonları yok! Tek korner atamamışlar! Top hakimiyeti yüzde 37 - yüzde 63 aleyhlerine! Bir beraberliği bile “İnşallah yakalarız” diye sahaya çıkmışlar ve “beraberliğe çok büyük prim koymuşlar!” Bütün bir maç “1 - 9 - 1 gibi” çağdışı kalmış bir taktikle oynamışlar! Bir zamanlar “kendi önlerine çıkan ve düşmeye oynayan bir Anadolu takımının futbol görüntüsünü” bu defa bizzat kendileri sergilemişler! Sonra da “barajda kalçalara çarpıp gol olan bir topun cilvesine” günlerce bayram yapacak hale gelmişler! Ve de bunun adına “büyüklük” demişler! Olacak şey mi? “Gerçek” Fenerbahçeliler elbette “galibiyete sevindiler” ama yapılan “bayram” onlar için büyük acı oldu! Bir taraftan Ali Şen gibi “Biz zaten Galatasaray’ı hep yeneriz” diyeceksin, sonra da “Bu tablodan çıkan 1-0’lık bir galibiyetle” 3 gün 3 gece bayram yapacaksın! Bu nasıl bir perhizdir ve de nasıl bir turşudur? Fenerbahçe büyük camiadır! Fenerbahçe büyük kulüptür! Onu “bu hallere düşürmeye kimsenin hakkı yoktur!” “Ben... Ben... Ben... Benim zamanım... Benim başkanlığım...” demeye çok meraklı ve adeta “kendi kendisinin hınk deyiciliğine soyunan” Ali Şen’in bile! Olayın Fenerbahçe yönünden “tek alkışlanacak tarafı” var; “Futbolcuların 90 dakika tam bir onur mücadelesi yapmaları!” Onlara saygı ile şapka çıkarıyorum; o kadar! Bakınız Urla’daki Gazeteciler Sitesi’nde komşuluk yaptığım gazeteci dostum Gündoğan Kaplan maçı nasıl yorumladı: “Fenerbahçeliler Galatasaray’a teşekkür etmeli! Zira Galatasaray bu maçta bir hastaya hayat verdi. Başka ne söyleniyor ve yazılıyorsa boş!” Tehlike! Maç naklen yayınlarının ihalesinde “bakanın onayı” şartı varmış yeni Futbol Yasası değişiklik tasarısında! Tam bir rezalet! “Özerk Futbol” diyoruz! “Futbolun menfaatlerinin gerektirdiği açık ihale sistemini” getiriyoruz. Sonra da “siyasetçiye” diyoruz ki; “Sen onaylayacaksın, onaylamazsan olmaz!” Bu ne demektir biliyor musunuz? Hele hele “seçim öncesi dönemlerde” ihaleyi alamayan medya kuruşlarının “Bakanın ve partisinin, hatta koalisyon ise koalisyon hükümetinin önüne” ültimatomu koymaları demek! “Bu ihaleyi onaylarsan, seçim öncesinde seni de, partini de, hükümetinizi de bitiririz!” “Yüzlerce milyon doların döndüğü bir olayda” ve TV’lerde canlı yayınlanan bir ihalede işe siyaseti bulaştırmak, “zaten kirlenmiş siyasetimize” yeni yeni “çamurların bulaşmasına yol açmak” değil de nedir? Söyleyin bana nedir? İşte fark burada! Hiçbir gazeteci - yazar ya da spor yazarı futbolcuların aldığı primlerin “net mi, brüt mü olarak vaad edildiğini” sorarken “kemikli mi kemiksiz mi” diye yazmaz! “Bu anlatım şekli”, gazetecinin spor yazarının anlatım şekli değildir! Üslubu değildir! Olamaz da! Ama futboldan gelen arkadaşlarımız yazılarını, yorumlarını “bu gibi deyimlerle dolduruyorlar!” “Gazeteci ağzı” ile değil, “futbolcu ağzı” ile yazıyorlar! Yazabilirler; “etik” olarak itirazım olabilir ama, fazla da karışmaya hakkım olamaz! Zira herkesin “ifade özgürlüğü vardır”, istediği gibi yazar. Yazar da, “bu üslupda yazılan yazıların üstüne” hiçbir zaman “spor yazarı” ibaresi konulmamalıdır! Ya da “böyle futbolcu ağzı ile yazanlara” kalkılıp da “spor yazarı” ünvanı verilmemelidir! Bu arkadaşlar olsa olsa “futbol yazarı”, hatta o bile değil de, “futbol yorumcusu” olabilirler! İşte “itirazımız burayadır!” Eğer “spor yazarı” iseniz ya da “öyle olduğunu söylüyorsanız” mesleğin ilkelerine de üslûbuna da, etiğine uymak zorundasınız! Spor yazarı “Sen Haluk... Hadi söyle bakalım, kemikli mi kemizsiz mi” gibilerden bir uslûpla ve “ağızla” yazı yazmaz! “Böyle yazmakla” kendilerini “büyüttüklerini sananlar”, bilmeliler ki, “aklı başında her okuyucunun nezninde” kendilerini küçültmektedirler! “Seviyeyi ve üslûbu tayin eden çıtayı” böylesine alçaltırsak, işte o zaman da “Ali Şen gibilerin her söylediğini”, hem de milyonlarca TV seyircisi önünde benzer üslûpla yaptığı hareketleri de yiyip susmak zorunda kalırız! Yazık değil mi? “Bu üslûbu çok seviyorsanız”, lütfen düşünüz spor yazarlarının yakasından! Kurun “Futbol yorumcuları” derneğini, TV’lerde adınızın altına “spor yazarı” yazılmasını reddedin! Biz de sizlere “saygı” ile diyelim ki: “Ne delikanlı çocuklar!” Ama hem “spor yazarı” ünvanının ardına saklanacak ve “bu ünvanları kullanmaya devam edeceksiniz”, hem de “spor yazarlığına ihanet olan” böylesine “seviyesi düşük” bir üslûpla yazılar yazıp, yorumlar yapacaksınız! İşte bu olmaz! Siz kendinize yakıştırabilirsiniz ama, bilesiniz ki “yüzlerce gerçek spor yazarının içi kan ağlıyor!” Bu kanun zor çıkar! Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün taktik hataları yüzünden “alt komisyona kadar giden” Futbol Yasası’nda değişiklik yapacak o kanun tasarısı, “şimdi” de “Anayasa değişikliği” paketiyle yeni “Cumhurbaşkanın seçimi” arasına sıkıştı! Bu sıkışıklık içinde, “sadece” Futbol yasası değil, “Meclis gündemi çoktan girmiş” bir çok kanun tasarı ve teklifi de zor görüşülür, zor çıkar! Ortalık toz duman! Şu anda kimsenin “Futbol Genel Kurulu’nun delege sayısını” ya da “Merkez Hakem Komitesi’nin tertip şeklini” görecek hali yok! “Pazarlıklar ve uzlaşma arayışları” çok başka konularda yapılıyor! Temenni etmem ama, “Bu kanun tasarısı” Meclis Gündemi’nin “padişah fermanına dönen” upuzun listesinin “bir yerlerine konacak” ve orada uzun süre bekleyecek! Futbol Genel Kurulu mu? Onun eli kulağında! Yeni kanun yetişir mi? Yetişebilir ama zor! Kimbilir belki de balık kavağa çıktığı zaman! Nihayet oldu! Efes “nihayet” beşinci denemede, “dörtlü finale kalmayı başardı!” Aydın Örs’ün 4 yılda yapamadığını, Ergin Ataman “bir defada” yapıverdi! Üstelik “Aydın Örs’ün takımlarından daha güçlü olmayan” bir takımla! 4 yıl üst üste “dörtlü final kapısından dönüldüğünde eleştirdiğim “ Aydın Örs için “bazı okuyucularımdan” sert tepkiler almıştım! Kimin haklı kimin haksız olduğu ortaya çıktı! İnanıyorum ki “Örs’e verilen imkân ve onun döneminde akıtılan para Ataman’a verilse ve Ataman da Örs gibi “Avrupa’dan istediklerini alabilse” “Avrupa Şampiyonluğunu” da Türkiye’ye getirebilirdi! Şimdi getiremez mi? Elbette getirebilir! Ama zor, hem de çok zor! Kadrosu “bir Avrupa Şampiyonluğu getirecek kadar” geniş değil! Öyle “3 - 4 oyuncu var” ki “yedekleri” onların yerini hemen hemen hiç dolduramıyor! Biri, hele hele ikisi “iyi oynamazsa” Efes’in işi çok güçleşiyor! Efes “Dörtlü Final kapısını açmakla”, hem şanssızlığımızı kırdı, hem de yarınlardaki “Avrupa şampiyonlukları için” olumlu sinyaller verdi! Tebrikler Efes! Tebrikler Ataman! Ortada görünmez! Hakemler yakınıyor! “Bizlere haksız çok ağır eleştiriler yapılıyor! Her yenilen bize yükleniyor. Medyada kulüp yazarları hakaretler yağdırıyor. Ama Merkez Hakem Komitesi’nden ve onun başkanından tık yok!” Eeee! Hilmi Ok “bu işleri çok iyi bilir!” O “herşeyi görür, duyar, ama susar!” Bugüne kadar iktidarda kalmasının sihirli formulüdür; “Susmak... Susmak... Daima susmak!” O sadece “Seminerlerde konuşur! Hakemleri paylar!” İş medyaya, kulüp yöneticilerine gelince, “Söz gümüşse sükût altındır” lâfına harfiyen riayet eder! Hakemler de “Arenada gladyatörlerin önüne silahsız atılan köleler” gibi canlarının bağışlanmasını ümitsizce bekler dururlar! Hilmi Ok iktidarda kaldığı sürece de “beklemeye devam” edeceklerdir! Ok “hakem camiasında içe dönük olarak” tam bir “diktatördür” de, dışa dönük olarak “çok iyi bir pandomim oyuncusuna taş çıkartacak” ustalığı gösterir! Alkışlarımızla! Ve de vah bizim hakemlerimize! Görüntü! Futbol Mahkemesi’nde ve Kanal D’nin futbol programlarında izlediğim Ahmet Çakar giderek “antipatik” oluyor! Bugün geldiği “üslûp noktası” ona hiç yakışmıyor! Hele hele “hakemliği bıraktıktan sonra” idmanı da tamamen bırakmış olacak ki, TV’de karşımıza “her hafta biraz daha şişmanlamış olarak çıkıyor!” “Genç ve spordan gelme bir futbol ve hakem yorumcusu için” böylesine şişmanlamak doğrusu hayra alâmet değil!.. Dost acı söyler! Çakar TV’lerde ve spor sayfalarında “yorumlarına ihtiyaç duyduğumuz bir uzman kişi!” Onu dinlemek ve yorumlarından yararlanmak istiyoruz! İşte onun için “bunları yazmayı” ve onu “uyarmayı” görev sayıyoruz. Kızarsa hata eder! Çakar’ın “Futbol Genel Kurulu Üyeliğini” de kutlarım! Onu düşman sayan “rakipleri”, şimdi tam ofsayta düştüler! Bakalım ne yapacaklar?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT