BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mübârek “Regâib Gecesi” de çok yaklaştı

Mübârek “Regâib Gecesi” de çok yaklaştı

Receb-i şerîf ayı Âdem aleyhisselam’dan beri kıymetli olup içerisinde mübârek “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerini ihtivâ etmektedir...



Dünkü makâlemizde de arz ettiğimiz vechile, 24 Mayıs 2012 / 3 Receb 1433 Perşembe günü, öğleden sonra başlamak üzere, yanî mübârek Cum’a gecesinde, mübârek “Regâib Kandili”ni idrâk etmekle şerefleneceğiz inşâallah... Ma’lûm olduğu üzere, Receb-i şerîfin ilk Cum’a gecesine “Regâib gecesi” denir. Recep ayının her gecesi kıymetlidir. Her Cum’a gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha da kıymetli olmaktadır. Allahü teâlâ, o gecede mü’min kullarına rağîbetler [yani ihsânlar, ikrâmlar] yapmaktadır. O gecede yapılan duâlar reddedilmez ve namaz, sadaka gibi ibâdetlere kat kat sevâp verilir. O geceye hürmet edenler de affedilir. Bilindiği gibi, Receb-i şerîf ayında bir mübârek gece daha vardır. O ayın 27. gecesi (16 Haziran 2012/26 Receb 1433 Cumartesi), “Mi’râc gecesi”dir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsr┠ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. BU GECELER FIRSATTIR!.. Üç ayların ilki olan Receb-i şerîf ayı, dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselam’dan beri kıymetli olup içerisinde mübârek “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerini ihtivâ etmektedir. “Berât” kandilinin bulunduğu Şa’bân ayı, Receb ile Ramazân ayları arasında bir köprü mesâbesindedir. Nasıl ki Cuma günü günlerin efendisi ise, dört gözle beklenen, Ramazan ayı da ayların sultânıdır. Bütün mübârek geceleri birer ganîmet bilmeli, bu fırsatları iyi değerlendirmelidir. Bu aylara, günlere ve gecelere hürmet etmelidir. Hürmet etmek ise, günâhlardan uzaklaşmakla ve ibâdetleri yapmakla olur. Mübârek gün ve gecelere hürmet edip, saygı gösteren, kat kat karşılığını görecektir. Fakat, bu mübârek zamanlarda va’dedilen sevâplara kavuşabilmek için, her şeyden önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. İlmihâl bilgilerini öğrenmek ve yaşayışını da bunlara uygun hâle getirmek gerekir. Ayrıca çok tevbe ve istiğfâr etmeli, kazâya kalmış namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını, sadaka-i fıtırlarını, kurbânlarını hemen kazâ etmeye başlamalıdır. Bir an evvel bu borçlardan kurtulmak için çalışmalıdır. Allahü teâlâya münâcât, tazarru’ ve niyâzda bulunmalı, yalvarıp yakarmalıdır. Tesbîh, tahmîd, tekbîr, tehlîl ve benzeri her çeşit zikir, fikir ve şükürle meşgûl olmalıdır. Kur’ân-ı kerîm okumalı, sevâbını da ölülerimizin rûhlarına göndermelidir. Peygamber Efendimize salât ü selâm okumalıdır. Ana-baba, diğer yakın akrabâ ziyâret edilmeli veya telefonla [hiç olmazsa mesajla, e-maille] gönülleri ve duâları alınmalıdır. Fakîrler, yetîmler sevindirilmeli, sadakalar, hediyeler verilmelidir. Dargınlar, küskünler barışmalıdır. Ayrıca bu vesîleyle güzel vatanımızın dirliği, asîl milletimizin birliği ve berâberliği, bütün Müslümanların ve İslâm âleminin huzûr ve saâdeti, bütün insanların da hidâyeti için duâ etmeliyiz. DÜNYA İMTİHAN YERİDİR Bilindiği gibi bu dünyâ bir imtihân yeridir. Bu imtihânda muvaffak olmak için, İslâmiyetin emrettiği gibi inanmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak ve farz kılınan ibâdetleri yapmak lâzım ve şarttır. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur...” buyurmuştur. Hakîkatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’inde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i celîlesinde meâlen: “İnsanları ve cinnîleri, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur. Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki: “(Ey Resûlüm!) De ki: Duânız (îmânınız, ibâdetiniz, kulluk ve yalvarmanız] olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? [Duânız olmasa, Rabbim size ne kıymet verir?] (Ey inkârcılar! Resûl’ün size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için, azâp yakanızı bırakmayacaktır!” [Furkân, 77]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT