BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tahmini mahalle baskısı!..

Tahmini mahalle baskısı!..

(Bu da ne demek şimdi?), diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Esasen bazılarınız, ne demek istediğimi hemen de anlamıştır. Çünkü "mahalle baskısı" klişesinin bu ülkede ne gibi tartışmalara konu olduğu iyi biliniyor...



(Bu da ne demek şimdi?), diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Esasen bazılarınız, ne demek istediğimi hemen de anlamıştır. Çünkü "mahalle baskısı" klişesinin bu ülkede ne gibi tartışmalara konu olduğu iyi biliniyor... Kestirmeden şöyle söyleyelim: Bu ülkeye, senenin belli zamanlarında yalan-dolan, ajitasyon vb. her türlü tezvirat musallat olur. Mesela her yıl ramazan ayı geldiğinde, derhal beşinci kol faaliyetleri başlar! Oruç tutmayanların baskıya maruz kaldığı, can güvenliklerinin tehlikeye girdiğinin sözüm ona belgesi olarak; birilerinin oruç tutmadığı için dayak yediği, malum medyada manşetlere tırmanır. Aslında dayak hadisesi ya hayalidir veya hiç alakasız başka bir meseleden kaynaklanmıştır. Ama gazete sayfalarına, "ORUÇ DAYAĞI" olarak geçer!.. Bu türden mahalle baskılarının çok değişik versiyonları kolayca üretilir. Ne de olsa, doğruluğunu sorgulayan yok! Piyasanın havasına göre, uydur uydur manşetlere çek. Arkasından da gırla gelsin o biçim yorumlar... Meslekte geçen otuz küsur yılda, her ramazanda ne yazık ki, benzer durumları müşahede ettik. Ramazan ayında, gündüz açık tutulan restoranın camlarının kırıldığı iddiasından tutunuz da, güya mini etek giydiği için saldırıya uğrayan kadınlara kadar, her türlü asparagas ve provokasyon hiç eksik olmaz. Bakalım bu sene gibi örneklerini göreceğiz... Bazı işaretlerini daha ilk günden gördük bile! Ünlü bir 'ancorman', bu sene oruç tutmayanların şiddetli baskılara uğrayacağı endişesini izhar ederek, bunun özgürlük ve demokrasi açısından ne denli tehlikeli gelişmelere yol açabileceğini, kendince dillendirerek olmayan bir durumun, olmuş gibi sonuçlarını analiz etti. Bir başka ünlü ateist de, artık eskide kaldığı sanılan sosyalistliğini de işin içine katarak, küçüklüğünde annesinin sahur ve iftar yemeklerini yoksul bütçe ile nasıl kurduğunu; bu arada onun manevi duygularını kendisi yaşamış gibi anlatarak, sanal bir dindarlık empoze etmeye kalkıştı... Tabii bunu yaparken, her zamanki gibi dindarların otoriter, baskıcı ve başkalarının hak ve hukukuna saygı duymadığı şeklinde peşin yargı ile onları mahkûm ederek... Görüldüğü gibi, liberal; sosyalist, ateist, lümpen veya başka kalıplarla kendilerini tanımlayan sözde modernistler için, vakaların gerçek yahut sanal olması hiç fark etmiyor. Hiç olmamış bir şeyi dahi, olmuş gibi pekâlâ değerlendirebiliyorlar. Onların "ETİK" dünyası böyle yaklaşımlara gayet müsait... Neden olmasın ki?!. Bunların tıynetinde, keçisi çalınan müftü, keçi hırsızıdır, öyle değil mi?.. Mahalle baskısı veya sosyolojik karşılığı olmayan türlü türlü kavramlarla, insanların zihnini karıştırmak, kimi zaman duyguları sömürerek ortamı germek, güya barışçı bir misyonla, bizzat toplumsal barışı dinamitlemek... Yıllar yılı, kara çarşaf ve çember sakal edebiyatıyla, toplumun bir kısmını dışlayan ve aşağılayan tipler, bu yolla hedefe varamayacaklarını anlayınca, taktik değiştirme ihtiyacı duydu. Tam tersi noktadan girerek, bu defa mağduriyet pozisyonları oluşturulmaya çalışıldı. Bazen içki yasağı, bazen mini etek rahatsızlığı, bazen eğlence yerlerinde tacize uğrama vs. Hiçbir şey olmasa bile, hayali mahalle baskısı devreye girer!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT