BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kavuşmak güzel, fakat ayrılmak zordur!..

Kavuşmak güzel, fakat ayrılmak zordur!..

Maddi ve manevi nihayetsiz huzur ve bereket bahşeden ve değeri ölçülemeyen aydan ayrılmak üzereyiz. Bir daha kavuşabilir miyiz belli değil...



Onbir ayın sultanı, rahmet mağrifet ve cehennemden kurtuluşa vesile olan mübarek ayın sonuna geldik. Büyük nimetlere kavuşmuştuk. Yaptığımız sünnetlere farz sevabı kazanmıştık. Farzlara ise en az yetmiş kat çok kârlı bir ticaret imkânına kavuşmuştuk. Oruçlarımızı tuttuk, namazlarımızı, terâvihlerimizi cami ve mescitlerde edâ ettik. Mümin kardeşlerimizle beraber olduk. Fakirlere, muhtaçlara, imkânlarımız el verdiği ölçüde yardım ettik. Zenginlerimiz, zekâtlarını, fitrelerini verdi. İftarlara davet edildik. Biz de kardeşlerimizi davet ettik. Böylece kaynaşmalar, görüşmeler ve tatlı sohbetler meydana geldi. Karşılıklı dualar edildi. Yüce Rabbimizden umuyoruz ki, milyonlarca Müslümanın mağrifet edildiği bu mukaddes ayda, biz de o bahtiyar insanların arasına dahil olmuşuzdur. MAĞFİRET AYI GİDİYOR!.. Maddi ve manevi nihayetsiz huzur ve bereket bahşeden ve değeri ölçülemeyen aydan ayrılmak üzereyiz. Bir daha kavuşabilir miyiz, kavuşamaz mıyız belli değildir. Ne kadar da çabuk geçti. Sayılı günler böyledir. Sanki bir ay değildi de bir gündü. Bırakın ayı, seneler gün gibi geçiyor. Şimdiye kadar geçirdiğimiz zamana bakarsak bunu daha iyi anlarız. Her geçen gün bizi ölüme bir adım daha yaklaştırıyor. İnsanoğlu dünyaya geldiği günden itibaren her an ölüme doğru ilerliyor. Ondan kaçış mümkün değildir. Bir yerden kaçmaya çalışan kişi gittikçe ondan uzaklaşır. Ölüm hariç ondan ne kadar kaçarsak, ona doğru koştuğumuzu bir gün çok iyi anlayacağız. Dünyaya gelip de kalanı ne gördük ve ne de duyduk. Hepimiz bu dünyada yolcuyuz, misafiriz. İstesek de bizi burada bırakmazlar. Ölümü hatırlayan, ona hazırlanır. Kabre girmeden kabrini genişletir, nurlandırır. Ölümü hatırlayan, zengin ise mağrur olmaz, şımarmaz, insanlara yukarıdan bakmaz. Gücü yettiği kadar herkese iyilik yapar. Fakir ise çok üzülmez. Sıkıntıların, hastalıkların biteceğini ve rahata kavuşacağını düşünür. Ölümü hatırlayan, tövbesini geciktirmez. Ölümün genç, ihtiyar ayırımı yapmadığını bilir. Ne zaman, nerede, nasıl geleceği belli değildir. Bazı insanlar, “Şu yaşıma gelsem tövbe edeceğim, hacca gideceğim, günahlardan sakınacağım” diyor. Halbuki yarına çıkacağı belli değildir. Kendisini, saracak kefeni dokunmuş olabilir! Zavallının haberi yoktur. Ölümü hatırlayan ibadetlerini zevkle yapar. Onunla kabre girecek olan yalnız onun amelidir. Güzel bir hayat yaşamış ise güzel yüzlü bir insan suretinde yanına gelir, kendini tanıtır. Kıyamete kadar seni yalnız bırakmam diye sahibini yalnızlıktan kurtarır. Kötü bir hayat yaşayan adamın ise ameli korkunç bir canavar şeklinde gelir, kıyamete kadar ona sıkıntı ve azap çektirir., Bir insan ne kadar çok sevilirse sevilsin, hiç kimse onunla birlikte kabre girmez. Ameli ile baş başa kalır. Ölümü hatırlayan, merhametli olur. Bütün canlılara acır, onlara yardım eder. Bir gün Hazreti Aişe validemize (raddıyallahü anha) bir hanım gelir. Kalbinin katılığından şikayet eder ve çaresini sorar. O da “Bunun çaresi ölümü çok hatırlamaktır” buyurur. Bir zaman sonra aynı hanım gelir teşekkür eder, arzusuna kavuştuğunu arz eder. Ölümü hatırlayan, kanaât sahibi olur. Fakirlikten kurtulur. Kanaât sahibi olmayanın gözü doymaz. Daima muhtaçtır, gözünü toprak doyurur ancak; “Altından ağacın olsa gümüşten yaprak/Akıbet gözünü doyurur bir avuç toprak” demişler. Tasavvufun esas gayesi de, nefse galip gelerek dünya sevgisini kalbden çıkarmaktır. Dünya sevgisi bütün kötülüklerin kaynağıdır, manevi hastalıkların başıdır. Hased, kibir, riya hep bundan meydana gelir... EN AKILLI KİMSE... Osmanlı döneminde kabristanların şehir içlerinde, yol kenarlarında, cami avlularında yapılması, ölümü düşünmeyi kolaylaştırmak içindir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “En akıllı insan ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki hayat için hazırlık yapandır.” Sekerat-ı mevt anındaki adam, Azrâil aleyhisselama; “Bana bir gün müsaade eder misin?” diye yalvarır. O da şöyle cevap verir: “Günlerin kalmadı!” “O zaman bir saat müsaade et! Hiç olmazsa son bir saati değerlendireyim” diye yalvarır. Alacağı cevap çok üzücüdür: “Ey âdemoğlu! Dünyada sen binlerce saat yaşamadın mı? Onları niçin değerlendirmedin. Şimdi bir saat için yalvarıyorsun!” Rabbimiz daha nice mübarek ramazan aylarına ve peşinden gelen nice bayramlara kavuşmamızı nasip eylesin. Bu bayramı bizlere, bütün İslâm âlemine ve bütün insanlara hayırlara vesile kılmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110329
    % 0.91
  • 3.8553
    % -0.22
  • 4.5445
    % -0.12
  • 5.1446
    % 0.02
  • 155.844
    % -0.03
 
 
 
 
 
KAPAT