BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ecevit’in rahatsızlığı... Öcalan cezasını bulmalıdır!

Ecevit’in rahatsızlığı... Öcalan cezasını bulmalıdır!

Başbakan’ın rahatsızlığı beni hem eski arkadaşı olarak çok üzdü, hem de Ecevit’in şu sırada ülke için ne kadar gerekli olduğunu hatırlattı. İnşaallah kısa zamanda tam sağlığına kavuşur ve gene gündeme -mümkün olabildiğince- hakim olur.



Başbakan’ın rahatsızlığı beni hem eski arkadaşı olarak çok üzdü, hem de Ecevit’in şu sırada ülke için ne kadar gerekli olduğunu hatırlattı. İnşaallah kısa zamanda tam sağlığına kavuşur ve gene gündeme -mümkün olabildiğince- hakim olur. Rahatsızlığının önemli olmadığı anlaşılıyor; üç günlük çok yorucu Hindistan yolculuğunun neticesi olduğu muhakkak. Resmi temasların yoğunluğu dışında, çok sıcak ve rutubetli alanlardan soğuk hava estirilen mekanlara gidip gelmek, egzotik yemekler, daha genç kişileri bile rahatsız ederdi! Türkiye’ye ülkelerinden gelen yabancılar, alışık olmadıkları yemekleri yiyince ve bağışıklık kespetmedikleri, virüs veya mikroplarla karşılaşınca, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına uğrarlar ve bunu alay olarak “Atilla’nın intikamı” diye tanımlarlardı. Meksika’da, aynı durumlara düşen Amerikalılar da rahatsızlıklarını “Montezuma’nın intikamı”na atfederlerdi. Ecevit ve beraberinde gidenler, herhalde bir intikam kurbanı olmadılar, değişik iklimin, dolu bir programın ve değişik yemeklerin kurbanı oldular... Şimdi, hem Başbakanı, hem koalisyon liderlerini ve aslında bütün siyasetçileri Mayıs ortasına, Cumhurbaşkanı seçimi neticelerine kadar çok çetin ve yorucu günler bekliyor. Rahşan Hanım asıl burada sözünü geçirebilse ve medyamız da anlayış gösterse de, Ecevit keşke birkaç gün daha istirahat edebilse idi! Öcalan ne olacak? Şimdi durup dururken “Öcalan’ı hatırlatmanın, Avrupa Birliği müfettişleri tepemizde, üyeliğimiz konusunda bazı gelişmeler olabilecekken, sırası mı? Ne güzel unutmuş, unutturmuştuk!” diyecekler. Oysa, hâlâ İmralı’daki hücresinde, “Zenda mahkûmu” gibi yaşayan ve kurtarılacağı günü bekleyen Abdullah Öcalan benim ve bazılarımızın aklımızdan ve hele şehit yakınlarının aklından, hiç çıkmıyor ki? Türkiye’nin Cumhurbaşkanı seçimine takılıp giden hızlı gündeminde, Öcalan’ın Türk yargısınca hakkında verilmiş ve kesinleşmiş idam hükmü “derin dondurucuda” bekletiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davayı ele alıp karara varıncaya dek de bekletilecek gibi! O kararın da idam cezasını tasdik şeklinde olmayacağı belli! Velhasıl başından beri söylediğim gibi, Öcalan neticede idam edilmeyecek ve başımıza bir Mandela kesilecek. Avrupalılar’ın Leyla Zana’yı kurtarmak çabaları bir taraftan, Kuzey Irak’ta alttan alta bir Kürt devleti veya muhtar bölgesi kurmak hazırlıkları diğer taraftan bir gün diyecekler ki (hatta diyorlar ki) “Gelin Kürt realitesini paşa paşa kabul edin... Kürtçe Radyo-TV, Kürtçe Eğitim konularında artık bağnazlık yapmayın!..” Bizim kıytırıklar da tabii buna alkış tutacaklar. Deniz Gezmiş ve Öcalan Bakın, bu türden köşe yazarları, Öcalan ile Deniz Gezmiş’i adeta aynı hizaya getirerek, Ecevit’i ve Demirel’i Öcalan’ın idamına engel oldukları için kutladılar, ama aynı zamanda da Demirel’i Anayasa’yı cebren ve silahla tebdil ve tagyire teşebbüs eden fakat, polisleri makinalıyla taradığı halde kimseyi, “tesadüf eseri” öldürmeyen ama darağacına “Yaşasın Marksizm, Leninizm, yaşasın Kürt ve Türk halkları” diye giden Deniz Gezmiş’in idamına engel olmadığı için affedemiyorlar. Ama Gezmiş’i affedemeyenler, o fırtınalı yıllarda devleti savunmak için mücadele eden milliyetçi gençleri hiç bağışlayamazlar! Bunlar, çifte, üçlü ölçü şaheserleridir.” Ancak ben, gene de Türk milletinin çoğunluğunun Öcalan konusunda bu kadar unutkan olabileceğini düşünemiyorum... Bu konu ilerideki genel seçimlerde önemli bir tartışma ve oy konusu olacaktır. AİHM mi Türk Yargıtayı mı? Herhalde ben, binlerce insanımızın ölümünden hiçbir şüpheye mahal olmamacasına sorumlu olan Abdullah Öcalan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne karar verirse versin, Türk yargısının kararı gereğince cezalandırılması hususundaki ısrarımdan vazgeçecek değilim. Bu sadece bir öç almak meselesi değildir. Öcalan faktörünün Türkiye’nin geleceği için en hayati konu olan Güneydoğu-Bölücülük sorunundaki hayati anlamı bakımından zorunludur! Bu olayı sıcak ve gündemde tutmak, unutturmamak için acaba her yazımın altına eski Roma’da, M.Ö. II. yüzyıldaki Cato’nun, her konuşmasının sonunda “Kartaca yıkılmalıdır” dediği gibi “Öcalan cezasını bulmalıdır” ibaresini koymam mı gerekiyor! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Ruslar’ın Hitler’e karşı en büyük müttefikleri ‘Mareşal Kış’ idi... Bizim en büyük müttefikimiz ise ‘Zaman’dır...” Abdullah Öcalan “Vatana ihanetin sonu yoktur... Eğer olsa idi adı ‘ihanet’ olmazdı.” Sir John Harrington (1601)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT