BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Korkmaya başlamıştı artık!..

Korkmaya başlamıştı artık!..

Otobüsün hareketi ne dediği anlaşılmayan genel bir anonsla bildirildi. Kara kaşlı, kara gözlü adam Oktay’ın bütün itirazlarına rağmen lokantanın hesabını ödedi. Mahcup olmuştu delikanlı. Arabaya binene kadar defalarca teşekkür etti.



Otobüsün hareketi ne dediği anlaşılmayan genel bir anonsla bildirildi. Kara kaşlı, kara gözlü adam Oktay’ın bütün itirazlarına rağmen lokantanın hesabını ödedi. Mahcup olmuştu delikanlı. Arabaya binene kadar defalarca teşekkür etti. Koltuğuna oturduğu zaman yol arkadaşının dört beş koltuk ötesinde oturduğunu görüp eliyle selamladı. Aklı adamın son sözlerine takılmıştı: - Çok nadir çıkar senin gibisi. Herkes senin kadar şanslı değildir bizim oralarda! Her şey bu cümlenin içinde gizliydi aslında. Şimdi sorguladığı birçok davranışın nedeni bu cümlede yatıyordu. Ne demişti Doğan bey gerçeği açıklarken: “Annen senin hayatının kurtulması için verdi seni bize. Asla kim olduğunu öğrenmeni istemedi. Bilmezsin sen oraları yavrum, orada hayat kolay değildir. Seni töreler yönetir, adetler, gelenekler yaşatır. Onlar sana ters bile gelseler mecbursundur uymaya. Mantığın almasa da isyan edemezsin, karşı çıkamazsın. Annen işte bunların kurbanıydı. Senin de bütün bunlardan nasiplenmene gönlü razı olmadı...” demişti. Başını camdan dışarıya çevirdi. Yol bir su gibi akıp gidiyordu dışarıda. Elektrik direkleri bir karaltı halinde geride kalıyor, mazi gibi arkadan el sallıyordu... - Annem beni kurtarmak için verdi Doğan beylere... diye düşündü. Doğan bey! Yıllarca “baba” dediği adam bir anda Doğan bey oluvermişti. İşte bunu kabul edemiyordu yüreği. Ama gerçek olan bu insanın kendisi için tamamen yabancı olduğuydu. Bütün şaşkınlığı, bütün karmaşayı yaşatan duygu da buydu aslında. Annesini düşündü. Zaman geçtikçe olayı ilk öğrendiği zamanki düşünceleri yerini meraka, heyecana bırakmaya başlamıştı. O hiç görmediği, sesinin tonunu, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını hiçbir zaman bilmediği insana doğru her geçen saniye daha fazla yaklaşıyordu. Bu da yüreğinde karşı koyamadığı bir heyecan, yanı sıra bir de tarifsiz bir korku oluşturuyordu. Korkmaya başlamıştı artık. Saatine baktı, neredeyse sabah olmak üzereydi. Ankara’ya az kalmıştı. Birden kaçıp geri dönmek, bütün bunları hiç yaşamamış olmak istedi. - Keşke yanımda İclal olsaydı... diye düşündü özlemle. Bir desteğe ihtiyacı vardı. Kendisine güç verecek, zorluklardan çıkabilmesi için dayanak olacak birilerine ihtiyaç duydu. Yaşadığı her belirsizlikte Doğan beyi, Perihan hanımın bulmuştu arkasında. Oysa hayatının en büyük belirsizliğinde yapayalnız kalıvermişti. Kendini hiçbir yere yakıştıramıyor, hiçbir yeri benimseyemiyor ve yapayalnız hissediyordu. Bütün bu düşünceler içinde otobüsün monoton gürültüsünün de etkisiyle yavaşça daldı uykuya. Başı geriye doğru gitti. Gevşediğini hissetti. Artık dayanamamıştı uykusuzluğa. Saatler sonra farklı bir gürültüyle uyandı. Birisi omzunu itekliyordu. Hayret ve şaşkınlıkla açtı gözlerini. Bolu’daki kara kaşlı adam sarı dişlerini göstererek sırıtıyordu baş ucunda: - Civanım, Ankara’ya geldik, aç gözünü. Bir saat buradayız... Dudakları kurumuştu. Boynu ağrıyordu koltukta uyumaktan. Sanki dermanı kesilmiş gibiydi. Gülümsedi anlamsızca: - Ankara’ya mı, geldik mi? - Geldik ya civanım, geldik. Bir saat burada duracakmış otobüs. Kalk, gidip kahvaltı edelim bir yerde. Kendine gelirsin. Doğruldu. Ayağa kalkar kalkmaz belinin, bacaklarının sızladığını hissetti. Arabadan indiler birlikte. Terminal oldukça kalabalıktı. Türkiye’nin dört bir köşesine arabalar kalkıyordu bulundukları yerden. Çeşit çeşit insanlar oradan oraya koşuşturuyor, hepsi... Kendi hayat çizgilerinde kaderin onlar için hazırladıklarını bilmeden yaşamak için çabalayıp duruyorlardı. Kim bilir bu yüzlerin ne dertleri, ne sorunları, ne acıları vardı yaşadıkları!... - Gel şuraya girelim... Adam eliyle bir çay bahçesini işaret etmişti. Girip masalardan birine oturdular. Oktay çabuk davranıp çağırdı garsonu. Siparişleri verdi. Çabucak geldi istedikleri. Krem peynir, bal, zeytin, tereyağı ve çay. Komple kahvaltı diye yazdıkları afişlerdeki mönü bu olsa gerekti. Acıkmışlardı. Sessizce yediler yemeklerini. Kalabalık gittikçe artıyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT