BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Boşnakların Erdoğan sevgisi

Boşnakların Erdoğan sevgisi

Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan ve Ukrayna’yı da kapsayan 5 günlük ziyaretinin son durağı Bosna Hersek’teyiz. Her köşesinde Osmanlı’nın izlerini taşıyan Saray Bosna’ya her gelişimde sanki ilk kez geliyormuşum gibi heyecanlanıyorum.



Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan ve Ukrayna’yı da kapsayan 5 günlük ziyaretinin son durağı Bosna Hersek’teyiz. Her köşesinde Osmanlı’nın izlerini taşıyan Saray Bosna’ya her gelişimde sanki ilk kez geliyormuşum gibi heyecanlanıyorum. Burada olmaktan keyif alıyorum. Saray Bosna’da kendimi İstanbul’un bir semtindeymişim gibi hissediyorum. Bosna’da yaşanan acı dram aklıma geldikçe Suriyelilerin kaderlerinin Boşnaklara benzeyeceğinden korkuyorum! Başbakan Erdoğan, Bosna Hersek’e her zaman ayrı bir önem verdi. Herhalde bu ülkeye 5’inci ziyaretini gerçekleştiriyor. Hele hele Dışişleri Bakanı Davutoğlu sanıyorum seçim bölgesi Konya’dan daha çok gelmiştir, bu coğrafyaya. Saray Bosna’nın kurucusu İsa Bey adına her yıl verilen bir ödül var. İsa Bey İshakoviç Ödül Komitesi, ödüle bu yıl Başbakan Erdoğan’ı layık gördü. Sayın Erdoğan’a ödülü dün düzenlenen bir törenle verildi. Başbakan Erdoğan bu ülkede çok seviliyor. “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin bilboardlarını gördük. Dizinin tarihi çarpıttığı, hayatı at sırtında seferlerde geçen bir padişahın hayatının kadınlardan ibaret olduğu algısı oluşturduğu eleştirileri yöneltiliyor. Ziraat Bankası bu ülkedeki ilk yabancı sermayeli banka. THY, 2009 yılında Bosna Air’in yüzde 49 hissesini satın almış. Türkiye buraya gereken önemi veriyor. TİKA bu coğrafyada önemli işlere imza atıyor. Balkanlar’da ecdat yadigârı eserlerimiz tek tek bulunup restora ediliyor. Burada üniversitelerde çok sayıda Türk öğrenci eğitim görüyor... Üç ülkeyi kapsayan gezimizde fark ettik ki Türkiye, bir taraftan birçok ülke ile siyasi ilişkilerini geliştiriyor diğer yandan ihracata dayalı ekonomisini güçlendirmek için yeni ihracaat imkânları oluşturuyor. Özellikle bölge ülkeleriyle birlikte yapılan yüksek düzeyli stratejik konseyler bu anlamda karşılıklı önemli fırsatlar sunuyor. Gittiğimiz her ülkede, o ülkede iş yapan Türk iş adamları mevcut problemlerini rahatlıkla Başbakana aktarıp yardım alabiliyorlar. Hükümet Ankara’ya hapis olduğunda karamsarlık artıyor. Ancak Ankara’dan çıkılıp dünya ile buluşulduğunda ciddi fırsatlar yakalanıyor ve Türkiye ilerliyor. Bu gezi esnasında Sayın Başbakanın konuşmalarından edindiğim bir izlenimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Bazı BDP milletvekillerinin PKK’lılarla buluşup teröristleri bağırlarına basmaları, onlarla sarmaş dolaş görüntüler vermeleri, Başbakan için bardağın taştığı, testinin çatladığı ve kırılmanın yaşandığı son nokta olmuş. Başbakan, BDP’den siyaseten umudunu kesmiş. BDP’li vekillerin amaçlarının sorunları siyaset yoluyla çözmek olmadığına inanıyor. Onların Meclis çatısı altına, terör örgütünün sözcülüğünü yapmak üzere geldiklerini düşünüyor, sanıyorum. Onlara oy veren insanların en az yarısının PKK’nın baskısıyla oy verdiği kanaatine sahip. Ve işin ilginç yanı artık Başbakan BDP’lilerin topluca istifa etmelerine, bunu dillendirmelerine aldırmıyor. ‘Sine-i millete döneriz” tehditlerine, “Onlar ancak sine-i PKK’ya dönerler” karşılığını veriyor. Kanımca teröristle kucaklaşan, ona bağrını açan, onu ve yaptığı işi meşrulaştırmaya gayret eden bir anlayışın yeri sivil siyaset olamaz. Dikkatimi çeken başka bir konuyu da sizlere aktarmak istiyorum. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanlarının, terörle mücadele eden birliklerle sık sık bir araya gelmeleri ve hatta bizzat operasyonlarda o birliklerin yanında olmaları, emekli bir asker olarak beni çok sevindiriyor. İşte benim aradığım komuta kademesi budur. İyi asker, iyi komutan birliğinin yanında olur. En sorunlu, en sıkıntılı yerde bulunur. Astlarının yanı başında onlara varlığını hissettirir. Ankara’da, ‘elinde viski kadehi ile kameralara poz veren, mikrofonlara siyasi demeçler döktürerek hükümetlere, parlamentoya ayar vermeye çalışan’ komutanlar dönemi çok şükür kapandı. Yeni dönemde vaktini ve enerjisini asli görevine ayıran, ülke savunması için enerjisini tüketen ve sadece askerlik mesleğini şerefiyle icra eden komutanlar göreceğiz artık. Kendi askeri savaşırken golf oynayan, kendi karakolu basılırken sıkılmadan lüks otel salonlarında siyasi demeçler veren ve sanki hiç bir şey olmamış gibi pişkince milletin değerleriyle uğraşan kumandan portreleri tarihe karıştı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT