BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Duânın kabûl olması için lüzûmlu bazı şartlar

Duânın kabûl olması için lüzûmlu bazı şartlar

Allahü teâlâ, Mü’min sûresinin altmışıncı âyetinde, “Duâ ediniz, kabûl ederim [isteyiniz, veririm]” buyuruyor. Ama duânın kabûl olması için bazı şartlar vardır...



Duâ, ihtiyâcı gideren, saâdete kavuşturan kapının anahtarıdır. Allahü teâlâ, Mü’min sûresinin altmışıncı âyetinde, “Duâ ediniz, kabûl ederim [isteyiniz, veririm]“ buyuruyor. Ama duânın kabûl olması için bazı şartlar vardır: İlk önce i’tikâdı düzgün iyi bir Müslümân olmalıdır. Helâl yemelidir. Saâdet kapısına kavuşturan anahtarın dişleri helâl lokmadır. Hadîs-i şerîfte de buyurulduğu gibi, harâm lokma yiyenin kırk gün duâsı kabûl olmaz. Sâlihlerin, ana-babalarına itâat ve hizmet edenlerin duâları, ana-babasının, hocasının ve Müslümânların arkalarından yapılan duâ, misâfirlerin, oruçluların iftâr vakitlerindeki duâları, âdil idârecilerin [ve hükûmet memûrlarının], mazlûmların, sıkıntıda olanların, sabreden hastaların duâları, mübârek zamanlarda, mübârek yerlerde, namazlardan sonra, Peygamberimizin ve evliyânın kabirleri yanında, onları vesîle ederek yapılan duâlar çabuk kabûl olur... ÖNCE DOĞRU İ’TİKÂD Duânın kabûl olması için gerekli bazı şartları maddeler hâlinde bildirmek gerekirse, başlıca beş şart vardır: 1- Duâ eden Müslümân olmalıdır. 2- Düzgün bir îmâna, Ehl-i sünnet i’tikâdına sâhip olmalıdır. Çünkü hadîs-i şerifte, “Bid’at ehlinin duâsı ve ibâdetleri kabûl olmaz” buyuruldu. Bunun için Peygamber Efendimiz ve Eshâb-ı kirâmı gibi Ehl-i sünnet i’tikâdına sahip olmamız lâzımdır. Doğru i’tikâd konusunda birkaç madde yazmak gerekirse, Ehl-i sünnet i’tikâdına göre; insanları ve işlerini Allahü teâlâ yaratır. Ameller (ibâdetler) îmândan parça değildir. Gayba îmân esâstır. Îmân artmaz ve azalmaz. Büyük günâh işlemekle îmân gitmez. İnsanda irâde-i cüz’iyye vardır. Rızık, helâlden de olur, harâmdan da olur. Allahü teâlâ, Cennette görülecektir. Namaz, oruç, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevâbını başkalarına hediye etmek câizdir. Mi’râc, rûh ve beden olarak yapılmıştır. Evliyânın kerâmeti haktır. Şefâat haktır. Mest üzerine mesh câizdir. Kabir suâli vardır. Kabir azâbı, rûh ve bedene olacaktır. Velîlerin rûhları ile tevessül edilir ve onların hâtırına duâ edilir. Ehl-i Beytin, Eshâb-ı kirâmın ve Peygamberimizin zevcelerinin hepsini sevmek şarttır. Dört halîfenin üstünlükleri, hilâfet sıralarına göredir. Amelde dört mezhebden birine tâbi olmak şarttır. 3- Harâm işlemekten, bilhâssa harâm yemekten-içmekten sakınmalıdır. Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Peygamber Efendimize dedi ki: “Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü teâlâ, benim her duâmı kabûl etsin.” Cevâbında buyurdu ki: “Duânızın kabûl olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır. Sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabûl olunur?” 4- Farzları yapmalı, bilhâssa beş vakit namazı kılmalı, Ramazân oruclarını tutmalı, zekât farz olmuş ise vermelidir. 5- Allahü teâlâdan istediği şeyin sebeplerini öğrenip, bunlara yapışması, gerekli sebepleri araması lâzımdır. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsân eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Evliyâsı duâ edince veya Evliyâ-yı kirâm vesîle edilerek duâ edilince, bunların hâtırı için, Cenâb-ı Hak, âdet-i İlâhiyyesini bozarak, bunlara “Kerâmet” olarak, sebebe hâcet kalmadan, doğruca istenileni verir.” “DAHA NE İSTERLER!..” İbrâhim bin Edhem‘e (kuddise sirruh) şöyle bir suâl sordular: Allahü teâl⠓Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabul ederim, veririm” buyuruyor. Hâlbuki istiyoruz, vermiyor. Cevâben buyurdu ki: “Allahü teâlâya duâ edersiniz, O’na itâat etmezsiniz. Peygamberini (sallallahü aleyhi ve sellem) tanırsınız, O’na uymazsınız. Kur’ân-ı kerîmi okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenâb-ı Hakk’ın ni’metlerinden faydalanırsınız, O’na şükretmezsiniz. Cennet’in ibâdet edenler için olduğunu bilirsiniz, hâzırlıkta bulunmazsınız. Cehennem’i âsîler (günâh işleyenler) için yarattığını bilirsiniz, ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Kendi ayıplarınıza bakmayıp başkalarının ayıplarını araştırırsınız. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına şükretsinler. Daha ne isterler? Duâlarının netîcesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT