BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Durun canım, ne yaptık ki?’

‘Durun canım, ne yaptık ki?’

Kalkamadığım için yumruk ve tekmelerden sersemleştim. Çünkü kavgacı bir insan olmadığımdan bugüne kadar ne başkasından dayak yedim ne de attım.



Rumuz, Yaralı kalp. Yaşadıkları, bir insanı karamsarlığa götürmek için yeter de artar. Bu, elbette ki bir bireysel olay. Ama bu olay, en yüksek yetkiliden en sıradan vatandaşa kadar herkesin yakındığı bürokrasinin nerede ne hale geldiğini göstermesi bakımından ilginç bir örnek. Hani, 2000’li yıllara girdiğimiz, Avrupa Birliği’ne aday olduğumuz bir dönemde, gerek hukuk gerekse insan hak ve hürriyetleri konusunda iyileştirme çalışmaları yapılıyor ya. Bu çalışma kadrosu, yaşanan bu ferdi olayı incelerse eminim onlar için de yeni bir bakış açısı, yeni bir ufuk ortaya çıkacaktır. Amacımız kimseyi rencide etmek değil. Zaten o yüzden isim ve yer belirtmiyoruz. Sadece diyoruz ki, eğer insanımızın yüce devletimize güveni sarsılmasın istiyorsak, hayattan bıkan insanları hayata bağlamak istiyorsak, hak hukuk ve adalet kavramlarını hayata geçirmek istiyorsak, işte düzenleme yapma çalışmalarında incelenecek yaşanmış bir örnek. “Gazetenizin uzun zamandır abonesiyim. Hele “Hayatım Roman” köşenizin tiryakisiyim. 13 Nisan 2000 tarihinde, köşenizdeki anıyı okuyunca zaten hiç kapanmayan yaram kanamaya başladı. Onbeş senelik evliyim. İki çocuğum var. Eşimle altı aydır ayrıyım. Dün, üçüncü mahkemeye girmek üzere, mahkeme saatini beklerken, yarım saat kala, birisi eşimin akrabası olmak üzere diğerlerini tanımadığım dört kişi geldi işyerimize. Selamsız sabahsız ukala bir biçimde girerek olay çıkardılar. 26 senedir bu işyerinde ne alacak-verecek, ne başka konuda hiçbir kavga olmamıştır. Ben, kardeşim ve avukatım onlara, “buyurun” dedik. Oturmalarıyla beraber ayağa kalkıp, “Mahkemeye şahitler girmeyecek, konuşmayacak!” diye üzerimize çullandılar. Birisi kardeşimi köşeye sıkıştırdı. Cam kül tablasını kafasına suratına vuruyor. Birisi beni koltuğa mıhladı. Bileklerimi tuttu, yüzüme, kafama, dizlerime, sırtıma, kalbimin üstüne yumruklar atıyor; ben kurtulamıyorum. Kardeşimin yüzü kanlar içinde kaldı yardım edemiyorum. Avukat da kımıldayamıyor. Üçüncü kişi telefonu zaptetmiş, dördüncü kişi kapıyı tutuyor. Olaydan sonra hemen kaçmak için de arabayı yolda bırakmışlar. Kalkamadığım için yumruk ve tekmelerden sersemleştim. Çünkü kavgacı bir insan olmadığımdan bugüne kadar ne başkasından dayak yedim ne de attım. Bunlar koşar adım giderken, arabalarının plakasını alıp polise bildirmek istediğimizde, ikisi yine dönüp dükkanın kapı ve camlarını parçaladılar. Dükkan oldu savaş alanı. Kardeşimin yüzünden akan kanlar ceketine ve hatta telefona damlamıştı. Giderken de tekrar küfrettiler. Tehdit ettiler. Zoraki aracın plakasını alabildik. Polise bildirdik. Bize ikiyüz metre ilerdeki merkez polis karakolundan yarım saatte geldiler. Oysa ben karakoldan koşsam arabanın önüne çıkardım. Biz olayı anlattık ve şikayetçi olduk. Keşke olmasaydık. Niye mi? Bakın yediğimiz dayak ve küfürlerden sonra yakalandığımız bürokrasi çarkında çektiğimiz eziyetlere. Önce karakola götürdüler ifade aldılar. Kaçakları da hemen yakalamışlar. Burada polisimize teşekkür ediyorum. Gerçekten onbeş dakikada yakalıyorlar suçluyu. Sonra, dispansere gönderdiler. Tabii önce dispanserin karakoluna uğradık. Belgeler hazırlandı. Bu arada dispanserde üçbuçuk milyon lira ödeyip bir film çekildi. Bir de baştan savma bir muayene olduk. Yani gözle bakarak muayene. Ardından yine alel-usul bir pansuman yapıldı. Meğer bizim işler yeni başlıyormuş. Cebimizden üç milyon çıktı ama ya bir de paramız olmasa ne yapardık bilmiyorum. Derken efendim, bu arada beklediğimiz mahkemeyi de kaçırmış oluyorduk. Oysa mahkeme karakolun duvarının dibinde. Ve topu topu onbeş dakika sürüyor. Yani ne olurdu mahkemeye gitsek de sonra kaldığımız yerden şikayetemize devam edebilseydik. Ne olurdu karakola ifadeyi onbeş dakika sonra verebilseydik. Ama hayır. Bürokrasi öyle istiyor. Karakola girdin mi, mevzuat neyse ona göre hareket edeceksin. Dayağı yiyen sen olsan bile. Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT