BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Elimden geleni yapıyorum!..”

“Elimden geleni yapıyorum!..”

Öğretmen kapının önünde Mukadder’i görünce acele adımlarla o tarafa yöneldi. Öğretmenin dudaklarında beliren hafif tebessümden cesaret alarak konuştu genç kadın: - Hocam, rahatsız ettim, kusura bakmayın. Bugün tatsız şeyler olmuş galiba.



Öğretmen kapının önünde Mukadder’i görünce acele adımlarla o tarafa yöneldi. Öğretmenin dudaklarında beliren hafif tebessümden cesaret alarak konuştu genç kadın: - Hocam, rahatsız ettim, kusura bakmayın. Bugün tatsız şeyler olmuş galiba. - Evet Mukadder hanım, iyi oldu geldiğiniz, ne zamandır bu konuda sizinle görüşmek istiyordum. Serdar çok değişti. O eski ağırbaşlı, munis, çalışkan çocuk yok artık. Başınıza gelen konu onu çok derinden etkiledi. Mukadder başını geriye attı. Dudaklarını ısırdı. Yüzünde bir anda soluk bulutlar dolaşmaya başlamıştı. Kekeledi: - Ama... Elimden geleni yapıyorum. Hiç... hiçbir şeyi saklamadan, olduğu gibi anlattım ona. Açıkladım. Kabul etmek istemiyor. Ben de şaşırdım hocam. İnanın ne yapacağımı şaşırdım. Dün babasına gittik. Orada da hiç konuşmadı. Ağzını bile açmadı. O kadar ısrar etti babası ama nafile. Hırçınlaştı iyice. Öğretmen dalgalı saçlarını eliyle düzeltti. Acıyarak baktı karşısındaki kadına. Dudaklarını birbirine bitiştirip ıslık çalar gibi ileri uzattı. Başını salladı: - Haklısınız. Sarsıldı. Bana kalırsa bunlar da normal tepkiler. Babasına oldukça düşkün bir çocuktu Serdar. Mukadder’i omzundan tutup kenara çekti. Radyatöre dayandılar ikisi de. Yolun ortasından çekilmişler, daha rahat konuşur olmuşlardı. Öğretmen devam etti: - Babası onun gözünde dürüstlük, kahramanlık timsaliydi. Birden böylesine ağır bir suçlama karşısında bütün değerleri allak bullak oldu. Bütün bunlar onun yüzünden. - Peki hocam ya ne yapmalıyım ben şimdi? Zavallı çocuğu hırpalamış anladığım kadarıyla... Gülümsedi öğretmen: - Biraz. Dudağı falan patlamış. Öğleden sonra, sizden biraz önce annesi geldi. Açıkladım durumu, izah ettim. Anlayış gösterdi. Aslında o da suçlu ama çocuk bunlar işte. Bir yere kadar ciddi bir şekilde hayatı algılayabiliyorlar. Ondan sonrası!.. Gözlerini kırpıştırdı. Sevimli bir tebessümle başını salladı: - Üzmeyin kendinizi. Bunlar geçecek. Biraz kendi haline bırakalım bakalım Serdar’ı... Mukadder boynunu büktü. Endişeli bir şekilde fısıldadı: - Okula asla gitmeyeceğim diyor hocam. Ne yapayım? - Bırakın kendi haline. Bir süre gelmesin. Mahkeme gününe kadar falan. Nasıl olsa mahkemede bir sonuç alınır değil mi? Sevinç ve heyecanla bağırdı genç kadın: - Evet, çıkacak. Patronu da geldi. O da yardımcı olacak. Lehine şahitlik yapacak. İnanmıyor zaten. Öğretmen sevinçle atıldı: - Tamam o zaman, mahkeme gününe kadar gelmesin. Biraz kendini dinlesin bakalım. Merak etmeyin, ben onun geri kaldığı dersleri hemen telafi edeceğine inanıyorum. Mukadder minnetle baktı kadına: - Ben de çalıştırırım onu hocan evde. Çok teşekkür ederim. Gidip sınıftan çantasını falan alayım. Hepsini burada bırakıp gelmiş. Çocuk işte, haklısınız... Tokalaşarak ayrıldılar. Biraz olsun ferahlamıştı Mukadder. Birden bire dünya bütün ağırlığıyla omuzlarının üzerine binivermiş gibiydi son birkaç gündür. Sanki dünyadaki bütün sorumluluklar ona verilmiş, başarısızlık diye bir şey kabul edilmeyecek diye emredilmişti. Serdar’ın sırasında duruyordu çantası. Sıranın gözündeki kitaplarını topladı. Çantaya yerleştirdi. Birden kitapların altında bir kağıt parçası gördü. Üzerinde bazı resimler vardı. Buruşturulup atılmıştı en kenara. Heyecanla açtı kağıdı. Büyük bir yapı çizilmişti basit çizgilerle. Tepesinde “fabrika” diye bir tabela vardı. Küçük bir çocuk resmi yapılmıştı alt tarafa. Elinde yuvarlak, içi siyah doldurulmuş bir nesneyle fabrikanın kapısında duruyordu. Yuvarlak cisimden bir ok çıkartılmış, yanına “bomba” yazılmıştı. İrkildi Mukadder... Oğlunun yüreğinde alevlenen intikam duygusunun bu denli güçlü olması ürpertmişti onu. Gözlerini kapadı birkaç saniye, mırıldandı: “Allahım, sen yardım et bana!..” DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT