BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > AB dürüst davranmıyor

AB dürüst davranmıyor

Uluslararası İlerleme Örgütü Başkanı: Avrupa, tam üyelik konusunda Türkiye'ye karşı hep ikili oynuyor



ÖZEL HABER Fatih VURAL - ABANT Prof. Dr. Hans Köchler, Birleşmiş Milletler’e danışmanlık sağlayan ve 1972’de kurulan Uluslararası İlerleme Örgütü’nün (International Progress Organization) kurucu başkanı. 1988’den bu yana Filistin İnsan Hakları Kuruluşu Uluslararası Komitesi’nin başında. Uluslararası anlamda çok sayıda sivil toplum kuruluşuna danışmanlık yapan Köchler, Orta Doğu eksenli uluslararası ilişkiler uzmanı olarak tanınıyor. Bununla birlikte felsefeci bir yanı da var ki, ülkesi Avusturya’da bulunan Innsbruck Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı olarak görevine devam ediyor. 64 yaşındaki Köchler ile davetli olduğu 28.’si düzenlenen Abant Toplantısı’nda konuştuk. “Kürt meselesi çözülürse; Türkiye, Orta Doğu’nun lideri olur” diyen Köchler, batının bunu istemeyeceği kanaatinde! AB’nin Türkiye’ye karşı hep ikili oynadığını söyleyen ve örnek olarak ülkesi Avusturya’yı gösteren ünlü akademisyen, Orta Doğu’daki gelişmelerden sonra AB’nin dürüst olmaktan başka çaresi kalmadığını vurguluyor. İşte Köchler’e sorduğumuz sorular ve cevapları... Başbakan Erdoğan’ın AB’ye “Bizi daha fazla bekletmeye hakkınız yok” çıkışı yaparken, Türkiye’nin Şangay Beşlisi’ne üyeliğini gündeme getirmesini nasıl okudunuz? Başbakan Erdoğan’ın çıkışı, Türkiye’nin AB’ye, sonsuza kadar sabırlı davranmayacağını gösterir. Bu da çok iyi bir şey. Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı hiçbir zaman dürüst olmadı. Her zaman ikili oynadı. Benim ülkem Avusturya da buna dâhil! Her ne kadar dışarıya, ‘Türkiye’ye yönelik açık müzakerede bulunuyoruz’ deseler de, Avusturya halkına ‘Biz müzakerelere zaten karşı çıkacağız ve referanduma sunacağız’ dedi. İkili oynamak nereye kadar? Erdoğan’ın sözleri, Türkiye’nin kendine güvenini gösterir. Ama ben AB’nin, Orta Doğu’da yaşanan sıkıntılardan dolayı da Türkiye’yle artık daha dürüst ve açık ilişki kuracağını umuyorum. Ama Şangay Beşlisi de AB’ye bir alternatif değildir. O sadece askeri bir birliktelik. Ekonomik anlamda bir birliktelik olmadığı için alternatif olamaz.” Kürt meselesi çözümüne yönelik Türkiye’de ciddi adımlar atılıyor. MİT, İmralı’da Öcalan’la görüşmelerini sürdürüyor. Bu problemin çözümü, Orta Doğu’ya nasıl etki eder? Kürt meselesi çözülürse, Türkiye Orta Doğu’da lider konuma gelir. Bunu çok açık söyleyebilirim. Çünkü Kürt meselesi, bütün Orta Doğu’yu kapsayan bir mesele. İran, Suriye ve Irak’ı da ilgilendiriyor. Bu dört ülkede, Kürtlerin yaşadığı alan birbirine bağlı. Bir alanda yaşıyorlar. Türkiye bu süreç içinde ne kadar önemli bir problem olduğunu fark ettiği için İmralı’ya en üst düzeyde yetkililerini göndermeye başladı. Türkiye, ulus-devlet modelinden uzaklaşmalı ve Kürt halkıyla birlikte bir çözüm bulmalı. Irak’ta bir kıpırdanma var. Suriye’de de Kürtler kendi işlerini kendilerini halletmeye başladı. Bu kıvılcım Türkiye’ye de düşerse, aniden bir yangına dönüşebilir. Ama Türkiye bunu çabuk fark etti. Bu da büyük bir şans. Bu fırsatı değerlendirdiğinde kendi iç düzenini garantiye almakla kalmaz, dışarıya yönelik de gerekli otoriteye sahip olur. Bu, Avrupa Birliği için de büyük bir faktör. Türkiye, Kürt meselesini çözerse çok büyük bir yol alacaktır. Benim Avrasya diye tabir ettiğim, hem Orta Doğu hem de Çin’e doğru giden bölgede ciddi bir rol alır. Batı hâlâ bir öneme sahip olmak istiyorsa, bunu Türkiye ve Rusya’sız yapamaz. Abant toplantısında söylediğiniz en ilginç şeylerden birisi de “Türkiye komşu ülkelerinin çatışmalarında taraf tutmamalı” Bunu açar mısınız? Bir ülkenin kendi halkı savaşıyorsa, bana göre bundan uzak durmak gerekir. Suriye örneğinden yola çıkarsak, halkın kendisi ikilem yaşıyor. Bu halde siz kalkıp da “Ben bu halkı destekliyorum” derseniz, gruplaşmayı desteklersiniz. İnsanlığın tecrübesi şudur: İkilemin olduğu yerde, dışarıdan müdahaleler, barışı zorlaştırır. İki insan kavga ettiğinde, bir tanesi, üçüncü bir insanın kendisini desteklediğini bilirse, diyaloğa açık olmaz, o desteğe güvenip. Aradan geçen yaklaşık iki yılda, 25-35 bin arasında insan öldürüldü Suriye’de. Geçen süreyi göz önüne alırsak, aşırı iyimser değil misiniz? Bu katliam, iki taraflı. İyi-kötü ayrımı yapmak mümkün değil! Dışarıdan destekler olmasaydı, katliamlar bu derece ağır olmazdı. Hem ekonomik, hem silah, hem de asker yardımı yapıldı. Kim asker gönderdi? Libya’dan asker gönderildi. Türkiye’de çok ifade edilmese de, Türkiye’den ciddi silah girişi yapıldı. Karşı taraf da Rusya ve İran’dan destek görmeseydi, olay bu noktaya gelmezdi. Özellikle Türkiye açısından, böyle yaptığında tek şansı kalıyor. Büyük bir askeri orduyu Suriye’ye gönderirsiniz, desteklediğiniz grubun yenmesini ya da iki grubun ayrılmasını sağlarsınız. Ama bu mümkün değil. Bunu yapabilecek bir devlet yok. Suriye, Libya gibi değil. Libya’da yaşayanların yüzde 90’ı Sünni Müslüman’dı. Egemen güçle, halk arasında uçurum vardı. Ama Suriye’de bin yıldan fazladır yaşayan Hıristiyanlar, Aleviler, Şiiler, Sünniler var. Sünniler arasında bile Esad’a destek verilirken, siz bir tarafı desteklerseniz sorun oluşturur. Suriye’de askeri çözümü hiç kimse göze alamaz Özgür Suriye Ordusu’nun desteklenmesinin olayı tırmandırdığını savunan Köchler, “Alternatif çözüm, askeri çözümdür. Bu da yüz yıl o ülke için sorumluluk almak demek” yorumunu yaptı. Uluslararası ilerleme Örgütü’nün kurucu başkanı Prof. Dr. Hans Köchler, “Suriye’de diplomasiden başka bir çözüme şans vermiyor musunuz?” sorusuna, “Alternatif çözüm, askeri çözümdür. Bu da yüz yıl o ülke için sorumluluk almak demek. Gerek iç politika, gerekse finansal açıdan. Bunu hiçbir ülke göze alamaz. Askeri bir çözüm, kanlı da olur. Farklı bir askeri çözümle, Özgür Suriye Ordusu destekleniyor. Bu da olayı tırmandırıyor. Ahlaki olarak, diplomatik çözümden başka bir alternatif yok! Birkaç gün önce Özgür Suriye Ordusu temsilcisi ‘Eğer Esad tutukluları bırakırsa, aynı masada otururum’ dedi. Bu bence çok güzel bir şeydi. Yeter ki insanlar, masada toplanıp, konuşmaya başlasın” karşılığını verdi. İran ve Rusya’nın çözüm isteğinde samimi olup olmadığını değerlendiren Köchler, “İran’la zaten bununla ilgili ön görüşme yapılmıştı. Bu grupta yer almaya hazır olduğunu söyledi. Sadece Suudi Arabistan ‘Ben bu işte yokum’ dedi. Rusya da, grubun içinde İran olduğu sürece sıkıntılı bakmaz. Rusya’nın derdi, dış ülkelerin iç sürece müdahil olmaları” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hans Köchler, Türkiye’nin attığı adımlarla ilgili de şu yorumu yaptı: “Türkiye’nin tutumundaki ani değişimi çok doğru bulmuyorum. Çok yakın bir ilişki vardı. Birlikte kaç defa Bakanlar Kurulu toplandı. Her şey aniden değişti. Duygusal pozitif bir ilişki vardı. Bu değişimle duygusal negatif bir ilişkiye dönüştü. Dış politikada duygusal bir bağ kurmadan, mesafeli ve dengeli olmak zorundasınız. Türkiye, mesele ilk başladığı anda herhangi bir yorum yapmadan, iki tarafa da ‘Biz aracı olalım. Gelin, konuşun’ deseydi, sonuç farklı olabilirdi.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT