BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sezer’in hakkı...

Sezer’in hakkı...

Devletin en tepesinde, Cumhurbaşkanı ile Hükumet arasında ve muhtemelen, Cumhurbaşkanı ile TSK arasında, bir güven bunalımı oluşmuştur.



Devletin en tepesinde, Cumhurbaşkanı ile Hükumet arasında ve muhtemelen, Cumhurbaşkanı ile TSK arasında, bir güven bunalımı oluşmuştur. Bu bunalım, Sezer’in sonradan yaptığı açıklamalarla, tevil edilemeyecek ve Köşkten yapılan son açıklamaya göre, sadece sun’i bır “randevu” bunalımı da degildir. Başbakanın ilk randevu talebi üzerine, Çankaya’dan Cumhurbaşkanı’nın kendisini, “ne bu Perşembe ne de gelecek Perşembe göremeyeceği “ mesajı verilmiş olması, bu konuda olumsuzluğun ilk işareti idi. Cüneyt Arcayürek, herhalde Köşk çevrelerinden aldığı “mevsuk” bilgilere göre, Başbakanın bu konuda gerçeği söylemediğini iddia ediyor ama ben Sayın Ecevit’in bu önemli konuda olayı, herkesin gözü önünde, saptırmayacağına inanıyorum. Bundan, yani şu sırada böyle bir bunalıma sebeb olmaktan ne hesabı olabilir ki? KHK olayı, neresinden bakarsanız bakın, Sayın Cumhurbaşkanının, daha önce kararlaştırılmış programı ne olursa olsun Ankara’da kalıp bu konudakı anlaşmazlığı Başbakanla ve belki de diğer mercilerle konuşup halletmesini gerektirecek kadar önemli bir konudur. Güven-karşılıklı Güven-Devlet idaresinde bunalımları kökünden önleyecek başlıca unsurdur; bu güven bir defa -şöyle veya böyle sarsıldı mı, yeniden tesisi, en azından, bir hayli zaman alacaktır. Hele Sayın Sezer gibi, kendisini öneren Başbakan ve diğer liderlerin, yakından -hatta hiç tanımadıkları bir kişi ile, ilk önemli konuda böyle bir sorun çıkınca bu “ilk” geleceğe, gelecekteki ilişkilere, kaçınılmaz olarak, uzun ve olumsuz bir gölge düşürecektir. Sayın Sezer, herhalde belki de bu hareketinin, doğuracağı güven bunalımını fark ettiği için, sonraki yatıştırıcı izahlarını açıklatmak zorunda kalmıştır ama, araya bir kere şüphe ve soğukluk girmeye görsün!. Diyet mi? Bağımsızlık ispatı mı? Cumhurbaşkanı’nın, KHK’yı geri çevirmesinden yana olan bir Memur Sendikası Başkanı, Hükûmetin Sezer’i seçtirmeye karşı bunun diyetini, KHK’yı imzalatarak, ödetmek istediği yolunda, münasebetsiz bir şeyler söylemiş. Ama bunun aksi de varit: Sayın Cumhurbaşkanı belki de hükumetin kararına karşı gelmekle, minnet borcunun altından kalkmak, bağımsızlığını, hukukun üstünlüğü gibi, tartışılması, karşı çıkılması güç bir kavrama bağlılığını göstererek, kanıtlamak da istemiş olabilir. Bence, randevu nasıl istendi, nasıl verilmedi. Hatta, bu konuda Özel Kalemlerin ve aradakilerin, hatası ve bir komünikasyon kopukluğu mu oldu, şeklindeki, varit olabilecek mülahazaların dışında ve üstünde işin kökeninde önemlı bir faktör var: Ne kamuoyunun, ne de kendisini öneren Başbakanın ve tasvib eden liderlerin ve de kamuoyunun, Sayın Sezer’i iyi tanımadıkları gerçeği ortaya çıkıyor. Öyle ya, gerçek şu ki, Sayın Sezer, devlet bunalımını önlemek için, politik kolaycılık gereği o sırada Anayasa Mahkemesinin başında bulunduğu için önerilmiş ve seçilmişti. Bu Mahkemenin başına gelirken mevcut vasıfları biliniyordu ama Cumhurbaşkanlığı gibi bir makam için bu vasıflar yeterli olacak mı idi? Bunlar, anlaşılan tecrübe ile anlaşılacaktı ...ve şimdi de anlaşılmakta! Gene anlaşılan, bundan sonra, böyle ters bir olay vesilesi ile de olsa, tanımak fırsatını bol bol bulacağız. Gerçi Sayın Sezer göreve başladıktan sonra kendisini tanımamıza vesile teşkil edebilecek bazı hareketleri oldu... Atatürk’ün koyduğu ve gerekçeleri de olan bir geleneği, merasimlerde “Frak giymek” geleneğini bozmaktan, başladı ve Çankaya’daki diger, protokoler de olsa TC’ye yakışan gelenekleri, askeri merasimleri vs, kişisel kararları ile kaldırarak,. Trafikte kırmızı ışıkta durarak, hastahanede ve markette halkın arasına karışarak, halka “mütevazı bir halk adamı” imajını vermek istedi. Bu hareketler bir kısım halkın hoşuna gidebilir ama halkın çoğunluğu, Türkiye’nin geldiği bugünkü düzeyde bunlardan ne kadarını, ne kadar sürece olumlu karşılar bilemiyeceğim’. Ancak Sezer’in, “hukunun üstünlüğüne. Bağlılığını KHK olayı ile vurgulamakla, zaten başından beri kendisine umutla bakan entel çevrelerin ve köşe yazarlarının desteğini, hem de biraz mubalağalı şekilde perçinlemiş olduğu görülüyor.. Bazı köşe yazarları kendini yere mi göğe mi koyacaklarını bilemiyorlar. Yalnız, anti-laik çevreler ve köşe yazarları tarafından da şu sırada verilmekte olan destekle bunu nasıl telif etmeli bilemiyorum!. Bunalım nasıl çözülecek? Bu bunalım, Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi Sayın Cumhurbaşkanının, gerçekleri görüp, Hükumete devlete ve rejime karşı faaliyet gösteren devlet memurlarını tasfiye etmek yetkisini verecek olan KHK’yı imzalaması ile çözülür. Bu memurların ettikleri bağlılık yeminini, bozmalarının neticesi olarak tasfiye edilebileceklerini iddia etmek,”Hukuki” de olsa gerçekçi değildir.. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanı herhalde bilir. Gene Bahçeli’nin söylediği gibi iyi bir hukukçu olduğu muhakkak olan Sayın Sezer, Çankaya’nın “yargı makamı” olmadığını idrak etmelidir!. Ya Hükumet veya hükumetler bu yetkilerini suiistimal ederlerse? Burada da maalesef Türkiye’deki daha köklü bir güven bunalımı, endemik güvensizlık. ne devlete ne hükumetlere ne de müesseselere güvenmemek sendromu ortaya çıkıyor. Asıl, bu bunalımı nasıl çözeceğiz? GÜNÜN FİKİR KIRINTISI * “Bay Attlee (2.Dünya Harbinden hemen sonraki seçimlerde Churchill’in yerine Başbakan olan İşçi Partisi Lideri ) çok mütevazı bir kişi... Ama mütevazı olmak için çok sebebi de var!” * “Yangınla itfaiye arasında bitaraf kalmayı kesinlikle reddederim!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT