BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yani ölecek miyim doktor?!.”

“Yani ölecek miyim doktor?!.”

Suna oda kapısının vurulduğunu duyunca daldığı düşüncelerden sıyrılarak merakla Esin’e baktı.



Suna oda kapısının vurulduğunu duyunca daldığı düşüncelerden sıyrılarak merakla Esin’e baktı. Genç kadın gözlerini umursamaz bir tavırla tavandan indirip kapıya döndürdü. Cılız bir sesle bağırdı: - Buyurun... Muharrem Doğan, 1700-1800’lü yılların aristokrat görünüşüyle başını uzattı: - Güzel bayan, konuşabilir miyiz acaba? Genç kadın hemen toparlandı. Yattığı yerden kalkıp buyur etti ziyaretçilerini. İskender bey kapının ağzında durmuştu. Korkuyla gidip geliyordu gözleri doktorlarla kızı arasında. - Girsene baba! Diye seslendi Esin... Adam başını kaldırdı: - Yok kızım... dedi telaşla. Benim biraz işim var, hem doktorlar seninle görüşmek istiyorlar... Koşar adımlarla uzaklaştı. Suna kalmıştı bir tek Esin’in odasında doktorların dışında. O da ayağa kalkmıştı ki Esin müdahale etti hemen. Eliyle işaret ederek: - Otur Suna, senden saklayacak bir şey yok. Bana yardımcı olursun hem. Anladığım kadarıyla hoş şeyler duymayacağım... diyerek koltuklardan birine çöktü. İki doktor hayretle birbirlerine baktılar. Sonunda hafifçe öksürdü aristokrat görünüşlü, seyrek top sakallı kısa boylu doktor: - Öhö...öhö... Hanımefendi... Size yaptığımız muayene sonucunda rahatsızlığınızın ne olduğunu bariz olarak anlamış bulunuyoruz. Zaten artık gizli bir şey kalmamış. Her şey açıkça belli. Hem daha önce çektirmiş olduğunuz tomografiler, röntgenler ve yapılan tahliller... Esin elini kaldırıp susturdu doktoru: - Hocam, uzatmayın ne olur, hiç halim yok inanın... Ne var, söyleyin kestirmeden, olsun bitsin... Doktor bozulmuştu. Yan gözle meslektaşına baktı. Fazıl bey genç kadına hak verircesine başını salladı: - Evet aziz dostum söylemek gerekli. Hanımefendi, kısaca şu: Beyninizde bir tümör var. Sizin için oldukça tehlikeli bir tümör! Korkunç bir sessizlik oldu odanın içinde. Esin hiçbir tepki vermeden bu açıklamayı yapan doktorun yüzüne dikmişti yeşil gözlerini. Sanki memnun gibiydi hayatından. Dudaklarının kenarında beliren müstehzi ifade itiraf ediyordu bu memnuniyeti. - Yani ölecek miyim doktor? Diye sordu açıkça. Suna irkilerek baktı onun yüzüne. Genç kızın kalbi fırlayacakmış gibi atıyordu. - Bir şey diyemiyorum Esin hanım. Ameliyat olmak zorundasınız. Bu size daha doğrusu hastalandığınız zaman yanınızdakilere de söylenmiş. Bir karar aşamasındasınız yani. Kaybedecek vakit yok. Esin’in yüz hatları bu sözlerden sonra değişivermişti. Hızla çevirdi başını Suna’ya: - Biliyor muydunuz Suna? Diye sordu şaşkın bir şekilde. Gözleri kısılmış, göz bebeklerinde öfke belirmişti. Genç kız önüne baktı, başını salladı: - Biliyorduk Esin. Ben de biliyordum, Selim de... Esin başını arkaya attı, birkaç saniyelik suskunluktan sonra acı bir gülümseme eşliğinde mırıldandı: - Şimdi anlaşıldı. Demek hasta olduğum, öleceğim için terk etti beni... Yazık, çok yazık... Doktorlara baktı... - Ya bebeğim, o ne olacak doktor beyler? İki adam omuzlarını kaldırdılar birlikte. Yine Muharrem bey konuştu: - Bu da bir mesele. Onu maalesef almamız gerekecek... Esin ayağa fırladı öfke ve dehşet içinde. Bağırdı olanca gücüyle: - Asla... Asla buna izin veremem. Ya o kalır, ya da birlikte ölürüz... Sakın bunu bir daha benim önüme getirmeyin. Şimdi gidin. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT