BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tuhaf bir korku vardı içinde...

Tuhaf bir korku vardı içinde...

Zehra köyünden dışarı hiç çıkmamıştı. İki kere Hekimhan’a inmişti hayatı boyunca. Bir evleneceği zaman alış veriş için, bir de genç kızlığında.



Zehra köyünden dışarı hiç çıkmamıştı. İki kere Hekimhan’a inmişti hayatı boyunca. Bir evleneceği zaman alış veriş için, bir de genç kızlığında. Tuhaf bir korku vardı içinde. Bir bilinmeze doğru gittiklerini fark ediyor, bunun belirsiz tedirginliğini buram buram yaşıyordu. İşte bu şartlarda çıktılar yola. Haftada iki sefer köye gelen Hekimhan otobüsüne binip önce ilçeye, oradan da Malatya’ya geldiler. Ürkmüştü hepsi de şehrin kalabalığından. O güne kadar sadece duydukları bir sürü şey karşılarındaydı artık. Kocaman apartmanlar, lüks arabalar, kalabalık yollar, dükkanlar, lokantalar, yabancısı oldukları her şey. Sanki bir başka gezegene inmiş gibi ürkekti hepsi de. İzmir otobüsüne bindikleri zaman Zehra kendi kendine dua ediyordu. Yaşadığı şaşkınlıktan korkmuş, Allah’a sığınıyordu yine her zaman yaptığı gibi... Altı kişi bir arada, birbirlerine sokulmuşlar, yanlarından hızla geçen kocaman otobüslerden kurtulmak için çırpınıp duruyorlardı. Bir servis aracı tam burunlarının dibinde acı bir frenle durdu. Bıyıklı, gençten bir adam başını şoför mahallinden çıkartarak bağırdı: - Birader, ne duruyorsunuz yolun ortasında, çekilsenize kenara, adamın başını derde sokacaksınız sabahın köründe yahu! Suçlu bir ifade ile hafifçe gülümsedi Yakup. Sonra sert bir sesle karısına bağırdı: - Çekil kenara yahu, baksana adam kızıyor... Zehra kaşlarını çattı. Siyah gözleri kızgınlıkla parladı: - Bana ne diyon?.. Sen göster de çekilelim. Sen çağırmadın mı buraya yanına? Şaşırdı Yakup. Dişlerinin arasından anlaşılmaz bir şeyler mırıldanarak yanı başında duran kalın iple denk haline getirilmiş yatağı sırtlandı, kaldırıma doğru yürüdü. Başıyla da işaret etti giderken: - Yürüyün karşıya... Önünüze bakın. Tuncer, sepeti al anandan... Nihayet bir kuytu kenar bulmuşlardı. Eşyalarını yığıp birbirlerine baktılar: - Şimdi ne olacak? Diye sordu Zehra. Şöyle bir başını kaşıdı adam. Gözlerini etrafta dolaştırdı: - Bakacağız bir çaresine. Şu adresi bulayım hele dur da... Kolları bileklerine zor gelen eski ceketinin ceplerini karıştırdı. Tuncer’in nakil kağıdının içinde buldu Hüsamettin’in adresini. Kekeleyerek okumaya çalıştı. Askerde öğrenmişti okuma yazmayı. Siirt’te yapmıştı askerliğini Jandarma eri olarak. - 7904 sokak, No: 9 Güzeltepe... Neresi burası yahu? Zehra bilmiş bir tavırla atıldı: - Hele sor birilerine... Bilen vardır herhalde... Sesini sertleştirdi Yakup: - Soracağız elbet, o kadarını biz de akıl ediyoruz. Sen dur şu kenarda... Ben sorup geleyim birilerine.. Zehra seslendi ardından kocasının: - Karşıda polis var, ona sor, en iyi o bilir... Yakup karısının bu son sözlerine kızmış gibi başını iki yana sallayarak karşı kaldırıma doğru yürüdü. Aslında polise sormak iyi fikirdi. Ceketinin önünü ilikleyerek yaklaştı memura: - Affedersin hemşehrim... Bir şey soracaktım. Şu adrese nasıl gideceğiz, bize bir yardım etsen... Polis hiçbir şey söylemeden kağıdı alıp baktı. Omuzlarını kaldırdı: - Buradan Karşıyaka’ya gideceksin, oradan da Güzeltepe’ye. Ama buradan bir taksiye atlasan daha kolay olur. Bayağı mesafesi vardır çünkü. En rahat, bin bir arabaya, git kapının önüne kadar. Minnetle gülümsedi Yakup. - Allah razı olsun memur bey... Sağ ol! Bilmiş tavırlarla döndü ailesinin yanına: - Haydi, alın eşyaları, şuradaki taksilere bineceğiz. Götürecekmiş ta Hüsam ağabeyin kapısına kadar. Tuncer hayretle baktı babasına: - Hüsam amcayı tanıyorlar mıymış? Omuzlarını kaldırdı Yakup: - Bilmem, belki tanıyordur. Polis bey kapıya kadar gidersin dedi. Oyalanmadan taksi durağındaki arabanın yanına geldiler. Çekinerek uzattı adresi şoföre Yakup. Rahatlamıştı... * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT