BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Allah bereket versin

Allah bereket versin

Bereket, az parayla çok iş yapmaktır, bereketsizlik ise çok parayla hiç iş yapamamak...



Ramazan Günlüğü 9 RAMAZAN 1432 Allah bereket versin Bereket, az parayla çok iş yapmaktır, bereketsizlik ise çok parayla hiç iş yapamamak... Sadece bir ineği, üç beş tavuğu olan köylü kadınları vardır, sağdığı sütü, topladığı yumurtacıkları satar ele güne muhtaç olmadan yaşar. Hatta düğüne, doğuma hediye götürür, torunlara yeğenlere harçlık yollar... Ciddi maaş alan elemanlar vardır bütçeyi bir türlü denkleştiremezler, hep borç, hep borç. Bir kartın kredisiyle öbürünü kapar, adeta ip üzerinde cambazlık yaparlar. Onlarcasını dinlemişsinizdir, “Yaa filan yerde çalışıyor şu kadar alıyordum, evlendim, ev aldım, eşya yaptım, sonra feşmekan yerde iki misli ücretle işe başladım iki yakam araya gelmedi bir daha.” Eskiden esnaf parayı kasaya atarken ‘Allah bereket versin’ diye mırıldanırdı, siz de ‘Bereketini gör’ der ayrılırdınız. Yemek yiyene, harman kaldırana “bereketli olsun” denirdi sonra. Bir bereket kelimesidir döner dururdu ortalıkta. ONA YETER, BUNA YETMEZ Abdülhakim Arvasi Hazretleri zaman zaman cemaatiyle dertleşir hallerini vakiterini sorarmış “Evin var mı?” - Yok efendim kira... - Çocuklar? - Ellerinizden öperler okuyorlar. - Maaş? - Yok. İş çıkarsa gidiyoruz sağa sola... - Bir sıkıntın filan? - Halimize bin şükür, sıhhatimiz yerinde, aldığımız yetiyor... - Yeter efendim yeter... Bazıları da gelip dert yanarmış “Efendim dükkân çalışıyor, tekaüt maaşı alıyorum, evlerden kira geliyor, oğlanın yevmiyesi şu kadar, kızın haftalığı bu kadar ama yetmiyor, yetmiyor yetmiyor! - Yetmez efendim yetmez. Bereket matematiğin durduğu yerdir. Rakama denkleme vurursan içinden çıkılmaz. AKLA ZARAR HESAPLAR Koyuna bereketli hayvan derler. Doğrudur yılda bir tane doğurur, nadiren iki. Yaşını dolduranlar apar topar mezbahaya taşınırlar. Halbuki köpek 9 tane doğurur ve takriben 17 - 18 yıl yaşar. Kimse yemez, kasaba yollanmaz, kurt kapmaz. Bu hesaba göre köylerde binlerce köpek ve birkaç koyun yaşaması lazımdır ama tersi olur. Peki evin bereketi nasıl artar? İslam âlimleri buyuruyorlar ki: Evde Mushaf bulundurmak, Eshab-ı Kehfin ve Eshab-ı Bedrin isimlerini yazıp asmak, berekete vesiledir. Seher vakti kalkanın, iyilik yapanın dua alanın malı bereketli olur. Tarlayı abdestsiz sürmek bereketsizliğe sebep olur. Ustasına hürmet etmeyen kazancının hayrını görmez. Efendimiz buyurUYOR “Rızkına razı olanın bereketi artar, razı olmayanınki bereketsiz olur.” “Alışverişte çok yemin etmek, malın bereketini giderir.” “Ticarette bereket vardır, ticarete yalan, hıyanet karışınca bereketi gider.” “Kız çocuğu bereketlidir.” “İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.” “Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!” “Dua, ömrün bereketini artırır.” “Kur’an okunan evin bereketi artar. Kur’an okunmayan ev, bereketsiz olur.” “Evinden erken çıkanın işi bereketli olur.” “Yola çıkarken arkadaşları ile vedalaşan, onların duaları ile berekete kavuşur.” “Ana babasına hizmet edenin ömrü bereketli, onlara karşı geleninki bereketsiz olur.” “Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine sebep olur.” “Namaz kılanın rızkı bereketli olur.” “Vadeli alışverişte, ödünç vermekte ve arpa karışmış ekmekte bereket vardır.” “Evde çöp bulunması bereketsizliğe sebeptir.” “Şarkıcı ve faizcilerin kazancında bereket olmaz.” BESMELE İLE YE Kİ BEREKET OLSUN Hadis-i şerif: “Besmele ile yenen yemek bereketli olur.” “Sıcak yemekte bereket olmaz.” “Balda bereket ve şifa vardır.” “Sirkede, hurmada, sütte bereket vardır.” PAKİSTAN için iftar vakti Oruç buz gibi şerbetle açılır Pakistan’ın Peşaver şehrindeki bir medresede öğrenciler şerbet kazanlarının başında... İftar vaktinin girmesi ile birlikte elindeki tasları kazana daldıran çocuklar serin şerbetle oruçlarını açıyor... Sonra avluda kurulu sofraya koşuyor. Yemekler elbette Pakistan’a özel: “çapati” denen ekmek, kuru bakliyattan yapılan “dhal”, safranlı biryan, tatlı olarak da “kir” Günün Sözü Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir. [İbni Nasr] Dünyânın dîne (âhırete) tercîh edildiği zamânda, amel edenin ecri, diğer zamândaki amel edenin ecrinin elli mislidir. Deynden [borcundan] bir dank gümüşü sâhibine vermek, altı yüz kabûl olunmuş ve makbûl [nâfile] hacdan eftaldir. [Se’âdet-i Ebediyye] Her güne bir dua ÖLÜLER İÇİN okunacak duâ Ölülere, duâ ile istiğfâr etmekle, onun için sadaka vermekle yardım etmek, imdatlarına yetişmek lazımdır. Ne yapılacaksa bir an önce yapılmalıdır. Dinimizde 40. gün, 52. gün diye bir şey yoktur. Bunlar Hıristiyanlıktan geçme batıl inançlardır. Resûlullah buyurdu ki: “Ölünün mezardaki hâli, imdât diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Kendisine bir duâ gelince, dünyanın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duâları sebebi ile ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfâr etmektir.” İman ile ölenlere hatim okuyup sevabını bağışlamak, hatm-i tehlîl yapmak, yani yetmiş bin Kelime-i tevhîd okuyup sevabını ruhuna hediye etmek çok faydalıdır. Hadis-i şerifte: “Bir kimse, kendisi için veya başkası için yetmiş bin adet Kelime-i tevhîd okursa, günahları affolur” buyuruldu. İBADETLERİN SEVABI ÖLÜ, DİRİ HERKESE HEDİYE EDİLEBİLİR Yetmiş bin Kelime-i tevhîdi bir kimse veya birkaç kimse okuyabilir. Hatim de cüzler halinde dağıtılıp kısa zamanda bitirilebilir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Kabristandan geçen kimse 11 İhlas okuyup, sevabını kabirdekilere hediye ederse, ölü adedince sevap verilir.” Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibâdeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü, diri herkese hediye edebilir. Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur’an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikir gibi ibâdetlerin sevapları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevap, hediye edilenlere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir. MENKIBELER Halil İbrahim BEREKETİ Vakti zamanın evvelinde iki kardeş varmış, birbirlerini pek severlermiş. Büyüğü Halil. Küçüğü İbrahim. Halil evli, İbrahim bekâr. Babadan kalma tarlayı birlikte eker, birlikte biçer, harmanı kaldırıp taneyi paylaşırlar. O yıl da öyle yapmışlar. Bir ölçek bu yana, bir ölçek şu yana. Hesap adil, işlem tamam. Ağabey payını çuvallayıp ambara taşırken kardeşi küreğe davranmış. “Abim evli barklı, çoluğu çocuğu var, elbette onun ihtiyacı benden fazla...” Kardeş payını çuvallayıp ambarına taşırken bu sefer abisi kapmış küreği. Kendi payını devirivermiş karşı tarafa. “Şükür biz düzenimizi kurduk, bu garibim evlenecek daha... Takı, çeyiz yapacak, eşya alacak...” Allahü teala bir bereket vermiş, nasıl anlatıla... Taşı taşı bitmiyor, her iki ambar da tıka basa dolmuş, mahsul öylece duruyor ortada... Halbuki tarlanın çapı belli, kalkacak buğday belli... Bu işte bir iş var ama... HABİBİNİN HATIRINA Biliyorsunuz Hazret-i Halime ve kocası, Mekke’ye topal bir merkeple gelmiş, geciktikleri için zengin çocuklarını alamamışlardı. Haz- ret-i Halime gülyüzlü Muhammedi görür görmez sevmiş süt anneliği kabul etmişti. Onun yetim olması, kaçırdığı büyük ücretler bahşişler umurunda bile değildi... Henüz dönüş yolunda şaşırtıcı şeylere şahit oldular, binekleri güçlendi hızlandı, diğerlerine yetiştiler hatta mesafe açıldı. O yıl Sâdoğulları yurduna kuraklık hâkimdi. Hayvanların yayılacağı otlak kalmamıştı ama onların koyunları akşam eve karınları doymuş; memeleri sütle dolmuş bir şekilde dönüyorlardı. Bu durum kabile halkının da dikkatini çekti. Çobanlarına çıkıştılar: “Siz de koyunları, Halime’nin otlattığı yerde otlatsanız ya!” Oysa; Ot aynı ottu, sahra aynı sahra... ANKARA KEBABI Hazırlanışı: Tencereye tereyağını koyup kızdırın. Soğan sarımsak ilave edin. Pembeleşene kadar soteleyin, sonra eti ilave edin. Domateslerden ikisini jülyen doğrayın. Eti soteledikten sonra jülyen doğranmış sivri biber, domates ve salça ilave edin. Sonra pişmeye bırakın. Patlıcanları uzunlamasına kesin ve tuzlayın. Acı suyunu aldıktan sonra kızartın. Daha sonra patlıcanlarla etleri sarın. Diğer domatesi halka şeklinde kesin. Üzerine 1 tane halka kesilmiş domates ve sivribiber koyarak az sıcak fırında etin sosuyla tekrar pişmeye bırakın. İç pilavın hazırlanışı: Pirinci ve kuş üzümünü yarım saat ılık suyla ıslatın. Sonra sıvı yağı kızdırın, çam fıstıklarını pembeleşinceye kadar kavurun. Soğan ve ciğeri ilave edin, bunları beraber soteleyin. Suyunu verin. Baharatlarını ilave edip az miktarda kaynatın ve bekletin. Pirinci kavurun ve içine yapmış olduğunuz ciğerli harcı ilave edin. Kuş üzümünü de ilave ederek pişmeye bırakın. Piştikten sonra kebabın yanında servis yapın. Malzemeler > 300 gr kare doğranmış dana eti > 4 tane patlıcan > 150 gr soğan > 100 gr sarımsak > 3 adet orta boy domates > 200 gr sivribiber > 50 gr salça > 10 gr tuz > 5 gr biber > 150 gr tereyağı İç pilav malzemesi: > 1 çay fincanı kuzu ciğeri > 1 kahve kaşığı kuş üzümü > 1 tane iri soğan > 1.5 su bardağı pirinç > 1 kahve kaşığı çam fıstığı > Yarım çay kaşığı karabiber > 1 çay kaşığı kuru nane > Yarım çay bardağı sıvı yağ > Mantar Çorbası, Ankara Kebabı, Paçanga Böreği, Sütlaç Seyyahların kaleminden ROBERT MANTRAN: Kendimizden utanmalıyız İstanbul’un iflâh olmaz aşıklarından biri olan Robert Mantran, “16 ve 17. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat” isimli kitabında orucu bir feragat ve arınma niyeti ile yapılan bir ibadet olarak tanımlar. İşte Mantran’dan ilginç satırlar: “Bu güç oruç imtihanını Müslüman Türkler öylesine bir karakter gücüyle geçmektedirler ki, Batılılar buna hayran kalmaktadırlar: “Ne insanların durumu, ne günlerin uzunluğu ve sıcaklığı, ne iş yorgunluğu bu nefse hakimiyetten alı koyabilmektedir ve buna karşı küçücük bir kusur bile çok ayıp sayılmaktadır; nihayet onların buna uyumdaki sebatları, kırk günlük perhizden kaçınmak için hastalık bahane eden, inançsızlıklarını hastalıkla örten Hıristiyanlığın büyük bölümü için utanç vesilesi olmalıdır. Bu uygulamanın tek amacının, gece boyunca tüm maddi zevkleri daha da arttırmak olduğu iddia edilerek, oruç çok defa çeliştirilmiştir. Ama bu uzun yaz günlerinde, bir bardak su da dahil, nelerden mahrum kalındığını veya kışın mide boşken soğuğa dayanmanın ne kadar zor olduğunu bilmezden gelmek demektir” diye yazar.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT