Görevden alınmış Irak eski Başbakanı Nuri El-Maliki iki hafta önce Tahran'daki açıklamada “Musul'un düşüşü Ankara'da planlanmış bir komplonun sonucudur” demişti. Bu suçlamaya cevap veren Irak'ın eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi, bu sözlerin ancak ve ancak zihinsel bir rahatsızlık sonucu söylenmiş olabileceğine vurgu yaptı. ??Musul'u Suriye'nin Rakka kentinden gelen 400 kişilik IŞİD (DAEŞ) militanlarına teslim eden ve orduya 'savaşmayın' emri veren kişinin Maliki olduğunu kaydeden Haşimi, “132 bin savaşçı, her türlü top ve tanka sahip birlikler her şeyi bırakıp kaçtı. Böylece DAEŞ'in ABD silahlarıyla dolu cephaneliğe konması sağlandı. DAEŞ gelmeden önce de bankaları dolarla doldurdular” diye konuştu. ?
Yalancı…Yalancı… Yalancı Nuri El-Maliki!... Bu sözler, sevgili Bağdat'ın merkezindeki tahrir (özgürlük) meydanı'nda toplanmış halkın yankılanan marşıydı. Yalancı konuşunca kimse onun doğru söylemesini beklemez. Yalana, kalleşlik, ihanet ve alçaklık katılırsa Yüce Allah'ın kitabında “kötü ve elverişsiz olandan (topraktan) ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz” (Araf 58) ayetinde belirtilen özellikteki bir kişilikten ancak bunu bekleyebiliriz. Görevden alınmış Irak Başbakanı Nuri El-Maliki Tahran'da yapmış olduğu açıklamada “Musul'un düşüşü Ankara'da planlanmış bir komplonun sonucudur” dedi. Bu mantık dışı, mesnetsiz bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu ancak ve ancak Nuri El-Malik'inin zihinsel rahatsızlığının sonucu söylemiş olduğu sözlerdir.
SUÇLARI CEZASIZ KALMAYACAK
Bu yalan dosyası epeyce kabarık olan birinin dosyasına bir yalan daha eklenmesinden başka bir şey değildir. Türkiye'ye yaraşan, onu muhatap almayıp, cevap vermemesidir. Ancak, bunun peşini bırakmayarak, dava açıp yasal olarak onu takip edip uslandırarak sağa sola suçlamalar yöneltmesini önlemektir. Cezasız kalacağını bilen edebini aşar. Geçen yıl haziranın onunda Musul kenti DAEŞ terör örgütünün eline düşmüştü. Ortada bu olayı şekillendiren üç güç bulunmaktaydı. Birincisi; Vali Athel Al-Nujayfi başkanlığındaki yerel yönetim emrinde hafif silahlarla donanımlı birkaç yüz polis timi. Dönemin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla Başbakan Nuri El-Malikinin emrindeki iki tümenden oluşan düzenli modern bir ordu. Üçüncü güç ise onlara karşı çarpışan güç olarak DAEŞ örgütü.
DEYRAZOR'DAN GELDİLER
Örgüt, 400'den fazla savaşçıyla dört çeker arazi araçlarıyla hareket ederek, Suriye'nin doğusundaki Rakka, Deyrazor kentlerinden sızarak, herhangi bir mukavemet olmaksızın birkaç saatte Musul'u işgal etmeyi başardı. Bu üç güç arasında bir karşılaştırma yapılırsa şüphesiz düzenli orduyu sayı ve teçhizat olarak mutlak bir üstünlüğe sahip olduğundan şöyle bir yere koyarsınız. Ayrıca Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olarak Nuri El-Maliki'nin emrinde 132 bin savaşçı bulunmakta, deneyim ve tecrübe sahibi komutan ve subaylar da anımsanmayacak kadar da çoktu. Bunun yanı sıra hafif, orta ve ağır silahlar, zırhlı asker nakil araçları, her türlü top, batarya ve tank birlikleri vs. düzensiz savaşçıların hücumuna karşı gelmediler!!!
HEDEF AMERİKAN SİLAHLARIYDI
Ordunun yayılarak ve birinci sınıf korunmalı mevzilerde konuşlanması savaşacak ve çarpışacak hatta türü ve şiddeti ne olursa olsun herhangi bir taarruzu boşa çıkarabilecek fırsata sahip olmasına rağmen bu başarılamadı. Basit bir nedeni vardı; o da silahlı kuvvetler başkomutanı- komuta ve idarenin tek sahibi komutanlara savaşmamalarını ve üstelik silah ve teçhizatı bırakıp kaçmaları emrini verdi. Nuri El-Maliki kararı ordu komutanlarına bıraksaydı ordunun savaşıp DAEŞ örgütünü yenilgiye uğratacağı kesindi. Ancak yüksek makamdan gelen kesin bir askeri emir ve neticesinde büyük bir kaçış yaşanarak, saldırganların Musul'u ele geçirmesi ve Amerikan menşeli silahlara dolu cephaneliğin tamamına konmaları sağlandı.
Emirleri veren bizzat oydu
Açıklamasında Türkiye'yi suçlaması gerçeği asla değiştirmeyecektir. Bunun dışında Meclis araştırma komisyonu Musul'un düşmesi ile ilgili karanlık yönlerin aydınlanmasında bir numaralı sanık olarak El-Maliki'yi kabul etmektedir. İlgili tüm komutan ve amirler, geri çekilme ve çarpışmama emrini Silahlı Kuvvetler Başkomutanı El-Maliki'den direkt olarak aldıklarını belirttiler. Görevde bulunduğum 5 yıl boyunca kendisini yakinen tanıdım. Bütün başarıların kendisine ait olduğunu iddia etmekle birlikte olumsuzlukları da başkalarına yıkmaktaydı. Milli felaketlerde, halkını cesaretle yönlendiren, doğruyu kendine şiar edinmiş, başarısızlığını ve acziyetini itiraf edebilen bir devlet adamı değildi.
Sahtekarlık ağları
Bu olayda, Nuri El-Maliki yalanını iftira ve sahtekârlık ağlarıyla örmeye çalışmış, ancak bu ağı örümcek ağından daha zayıf olmuştur. Yalanlarla kabarık dosyası ve şüphe ve soru işaretleriyle dolu hayatı kimseyi kandıramadı çünkü yalanı mantıktan da yoksundu. Herkesin kanısı Maliki'nin açıklamalarında kartları karıştırıp, Musul'un düşmesi sorumluluğunu cezasıyla kocaman ihaneti üzerindeki gözleri başka tarafa çekmeye çalışmaktadır. Türkiye Ebu Bekir El-Bağdadi için yerel yönetimi ve en yakın dostlarından valiyi harcar mı? Doğruluk, dürüstlük ve dünyanın her yerindeki Müslümanlara hizmet için koştuğu bilenen Türkiye yönetiminin komşu ülke Irak'ta kaos yaşatma gibi bir ahlakı olabilir mi? Türkiye, güvenliği ve istikrarını tehlikeye atması mantıklı mıdır? Türkiye, sınırında Allah'ın yasaklamış olduğu katliam, tahribat ve yıkım yapan ideolojik ve metot olarak menfur terörist bir komşudan kaos sıçramalarının oluşabileceğinin farkındadır. Maliki bu şekilde gerçekleri ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
Kasalara dolar yığınağı
Adalet Bakanı Hasan El-Şemmeri'nin itirafına göre Maliki, beş yüz El-Kaide komutanının Ebu Gureyb'de 2013'te kaçırılmalarını sağlamış, bizzat kendisi onları silahlandırıp donatarak Musul'daki ordunun kaçmasını emretmiştir. Ordu tüm cephanesini DAEŞ örgütünün kucağına bırakmıştır. Uyarılara kulak asmamış üstelik Musul düşmeden birkaç gün önce Merkez Bankası Musul şubesi kasasını da milyonlarca dolarla doldurmuştur. Örgüt bu şekilde finansman ve silaha sahip olmuş oldu. DAEŞ'in güçlendirilmesinde ve Irak'a uzanmasına izin verilmesinde Maliki işte bu şekilde rol oynamıştır. Bunun nedeni ise, Maliki'nin 2012-2013 Aralık ayları arasında bir yıllık süre içerisinde karşılaşmış olduğu en büyük barışçıl muhalefeti yani Sünni hareketi akamete uğratmaktı. Bu hareketi, suçla baltalamak için hareket safları içine zorla DAEŞ'i sokup şeytanca terörle suçlayıp sonra tüm dünyayı bu hareket aleyhine toplamaya çalıştı. Tüm bunlara rağmen Maliki Türkiye'yi suçlamaktan utanmayacaktır. Maliki burada elin gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez deyimine uyuyor. Uzun lafın kısası Maliki suç çamurunun tam ortasında yer almaktadır.
KAYNAK: YENİ ŞAFAK