Türkiye'nin en temel meselesi ekonomi ya da Kürt meselesi değil, bilim ve üniversite meselesidir. Zihniyetin değişmesi gerekir. Türkiye'nin ileri teknoloji üretmesi ve milli gelirini yükseltmesi için, daha eğitimli ve refah düzeyi yüksek bir toplum olabilmesi için üniversite meselesini halletmesi gerekir. 



İpek Yolu buradan geçer. Toplumsal dayanışmanın, yerel yönetim-üniversite-sivil toplum örgütleri arasındaki iş birliğinin güzel örneklerinden birisine sahip bir kenttir. Kayseri aynı zamanda bir hayırsever şehridir. Üniversitedeki binaların yüzde 80'i hayırseverler tarafından yapılmıştır. Kayseri'ye büyük katma değer sağlayan Erciyes Üniversitesi ve Rektörü Prof. Dr. Hasan Fahrettin Keleştemur,  iyi bir yönetici olmakla birlikte dersleri ve klinik çalışmalarını hiç aksatmamış bir bilim insanı. Sempatik, çalışkan ve nevi şahsına münhasır Profesör Hasan Keleştemur tıp kökenli olmasının yanında sosyal bilimler alanında da oldukça duyarlı birisi. İletişim koordinatörü Osman Yalçın'ın da hazır bulunduğu söyleşide rektör Keleştemur ile siz aziz okurları baş başa bırakıyorum.   
Sayın hocam Türkiye'nin temel meselesi nedir? 
Türkiye gelişmek, kalkınmak ve sanayileşmek zorundadır.  Türkiye'nin temel meselesinin eğitim ve bilim dolayısıyla üniversite meselesidir. Üniversite meselesini halledememiş bir Türkiye'nin gelişmesi, kalkınması, ileriye gitmesi, teknoloji üretmesi ve işte dünyanın efendileri arasına girmesi mümkün değildir. Bu düşünceden hareketle benim üniversitemizde yapmaya çalıştığım şey, ileri teknoloji ve evrensel bilgi üreten araştırma merkezleri kurmak ve bunların değişme ve gelişme süreci içerisinde sürekliliğini değişme ve gelişme süreci içerisinde sürekliliğini sağlamaktır. Rektör olmamın en temel sebebi buydu. 
Üniversiteniz ülkemiz için ne ifade ediyor?
Türkiye için kurduğumuz Gen Nano teknoloji Merkezimiz bugünün ve önümüzdeki yılların özellikle malzeme bilimleri konusunda odak noktası olabilecek bir yerdir. Klinik Mühendislik Araştırma Merkezimiz de sağlık ve mühendislik bilimlerinde ortak çalışmalar yapılan bir merkezdir. Bir de biyo güvenlik bakımından ileri araştırmaların yapılacağı aşı ve biyoloji ürünlerin geliştirilmesi ile ilgili bir merkez kurduk. Bu merkez de ülkemizde alanında tek merkezdir. Gen-Kök Kök Hücre ve Moleküler Araştırma Merkezi de kapasitesi olarak Türkiye'de alanında en büyük merkezdir.
Siz tıp kökenli birisiniz. Sosyal bilimler alanında üniversitenizde neler yapıyorsunuz?
Sosyal bilimler alanında önemli 3 merkezimiz var: Stratejik Araştırma Merkezimiz'de Balkanlar ve Ortadoğu ülkeleriyle ilgili masaları var. Öğretim üyeleri kadroları oluşturduk ve merkez bünyesinde zengin bir kütüphane kurduk. Ortadoğu Eski Talas Amerikan Kolejinin olduğu binalardan birini bu merkeze tahsis ettik. Osmanlı'nın ilk medresesi olan İznik Medresesinin baş müderrisi Kayserili bir âlimdir. İsmi Davut El Kayseri. Onun adına izafeten Davut El Kayseri Araştırma Merkezini kurduk. Bir tasavvuf araştırmaları merkezi olarak planladık. Melikgazi Belediyesi eski bir Türk konağını restore ederek Davut El Kayseri Araştırma Merkezine tahsis etti. Şu anda Davud-El Kayseri'nin eserlerinin incelenmesi ve Mesnevi okumaları faaliyetlerini yürütüyor. Afrika Araştırmaları Merkezimiz de kurulma aşamasında. Afrika ülkelerinden heyetlerle görüşmelerimiz, gidip gelmelerimiz söz konusu.
2011'de İngiliz Nöroendokrin Derneği'nin (BSN) Ödülü'nü aldınız. 2013'te ise 14. Bayırdır Tıp Ödülleri Yılın Bilim İnsanı ödülü  ve 2014 TÜBİTAK bilim ödülünü aldınız. Öncelikle tebrik ederim. Rektörlüğünüz yanında bu ödülleri almayı nasıl başardınız?
Evvela teşekkür ederim. Zamanı iyi kullanmalısınız ve ekibinizin iyi olması lazım. Ben başarıyı ve her şeyi bu iki faktöre bağlıyorum. Sosyal hayatım doğal olarak biraz daralıyor. Bilimsel faaliyetlerime devam ediyorum. Biraz uykum azaldı. Boş zamanım yok, her anı değerlendiriyorum. Akşamları ve hafta sonları Kayseri'deysem ve katılmam gereken resmi bir program yoksa genellikle evden dışarı çıkmam, çalışır ve düşünürüm. Hafta içinde de bir günümü kliniğe ayırırım ve mesleki çalışmalara katılırım. Bilimsel faaliyetlerin bana tetikleyici bir etkisi var. Örnek olmak bakımından da iyi. Endokrinoloji alanında en fazla davetli konuşma yapan bilim insanıyım. Sadece uluslararası toplantı ve kongrelerde 50'den fazla davetli konuşma yaptım. Tüm bunlar sizi ister istemez bir rol model de yapıyor. Bilim dalımda sayıca çok değil ama kalite olarak değerli arkadaşlarım var. Sağ olsunlar, işlerimi kolaylaştırıyorlar.
Rektörlüğünüzün ikinci döneminde tecrübeli bir yönetici olarak Türk yükseköğretiminin meselesi nedir?
Türkiye'nin bugün en temel meselesi eğitim ve üniversite meselesidir. Behemehâl üniversite meselesini Türkiye halletmek zorundadır. Dünyaya bakın, gelişmiş ülkelerin hiçbirisinde geri kalmış üniversite yoktur. Üniversite, gelişmişlikle paralel gider. İşte bugün dünyanın en başarılı 100 üniversitesinin, süper güç dediğiniz ülkelerden çıktığını görürsünüz. Bunların 50'ye yakını ABD'dedir. 8-10 tanesi İngiltere'dedir. Bu çok önemli bir husus. Türkiye'nin de orijinal bilgi, Ar-Ge üreten üniversitelere ihtiyacı vardır. Bu aynı zamanda bilgi toplumu olma yolunda önümüzü de açacak en önemli husustur. Gelişmiş üniversiteler Türk toplumunu bir bilgi toplumu haline dönüştürecektir. Medeniyetimizde bilimsel zihniyetin kaybolması, düşünce hayatımızda akıl ve bilimin geri planda kalmasının nedenleri sosyolojik, psikolojik, kültürel olarak araştırılmamıştır. Bu araştırma neden yapılmıyor, bunu da anlayabilmiş değilim. 
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesi olarak üniversite meselesini masaya yatırmıyor musunuz?
Evet TÜBA toplantılarında üniversite meselesini dile getiriyorum. TÜBA'nın temel fonksiyonlarından birisinin de bu olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela buradan bir bilim insanını ABD'ye gönderiyorsunuz. Orada çok önemli araştırmalar yapıyor, ödüller alıyor. Sonra aynı insanı Türkiye'ye getiriyorsunuz, birkaç sene sonra bir de bakıyorsunuz ki yetersiz biri haline dönüşmüş. Biz bilimsel atmosferi Türkiye'de oluşturamadık. Doğu toplumları bilimde geri kaldı. Buradan Japonya, Güney Kore gibi ülkeleri ayrı tutmak lazım, onlar bu gelişmeyi gösterebildi. Çin, Singapur ve Hindistan bu meselenin farkına vardı. Ama bizim coğrafyamız, Ortadoğu, K. Afrika, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri geri kaldı. Bunların içerisinde en iyisi elbette ki Türkiye. Tamam, bizde önemli gelişmeler var ama dünya durmuyor. Siz de bu yarışın içindesiniz. Dünya hızlı koşuyor ve siz dünyayı yakalayabilmeniz için daha hızlı koşmalısınız.
Ülkemizden ilk 500 arasına giren çok az sayıda üniversite var. Orta vadede ilk 100 arasında bir Türkiye üniversitesi görebilecek mi ve üniversiteniz ilk beş yüzün arasına girecek mi?
İlk 500 içerisinde en az 15-20 üniversitemizin olması gerekir. Böyle bir hedefe odaklanmanız lazım. Mesela bizim Erciyes'te en önemli sorunumuz şu: 50 bine yakın öğrencimiz ve yardımcı doçent, doçent ve profesör kadrosunda 1100 civarında akademisyenimiz var. Bu, çok büyük bir dengesizliktir. Tıpta döner sermayeden dolayı hocalarımız katkı payı alabiliyor ama diğer fakültelerde öğretim üyesinin bilimsel hayatını rahat bir şekilde devam ettirmesi, ay sonunu düşünmeden yaşayabilmesi konusunda ciddi sıkıntılar var. Ekonomi, ülkemizdeki bilim meselesinin önemli ama sadece bir boyutudur. Mesela bizim imkânlarımız biraz daha fazla olsa, öğrenci sayısı daha az olsa, öğrenci başına düşecek hoca sayısı artacağı için ilk 500'e mevcut durumumuzla girebilecek durumdayız. 
Türkiye özel üniversitelerin özellikle İstanbul'da toplanmasını karşı çıkıyorsunuz neden?
Mesela İstanbul'da çok sayıda özel üniversite kurulması politikasına karşıyım. Üniversitelerin Anadolu'ya yayılmasından yanayım. İstanbul'a giden gençler çok iyi eğitim alamadıkları gibi, çok daha faydalı olabilecekleri memleketlerine de geri dönmüyorlar. Anadolu'daki üniversitelerden çok sayıda iyi yetişmiş bilim insanları da bir müddet sonra özellikle sosyal sebepler sebebiyle büyük şehirlere gidiyor. İstanbul'un, Ankara'nın nüfusunu gereksiz yere artırırken Anadolu mahrumiyet bölgesi olarak kalmaya devam ediyor. Bu bir kısır döngüdür ve bundan kurtulmalıyız. İstanbul'daki köklü üniversitelerin korunması ve güçlendirilmesini destekliyorum ama bir kentte 50-60 özel üniversite açılmasının mantığını ben anlayamıyorum. Bunun bilimin gelişmesine ne gibi bir faydası olacak? Devletin, özel sektörü Anadolu'da üniversite kurmaya teşvik etmesi gerekir. Gelişmiş ülkeler, üniversiteleri çevreye yaymaya çalışırlar. Mesela İngiltere böyledir, Londra bilim insanlarının en çok tercih ettikleri yer değildir. Türkiye'de artık göçün her manada sona erdirilmesi lazım.
Batı'daki bilim insanlarıyla Türkiye'dekileri mukayese edersek nasıl bir yapı ortaya çıkar?
Batılı bir bilim insanının hayatına baktığınız zaman; vaktini çok iyi kullandığını, sabah erken işe başladığını, geç vakte kadar çalıştığını, sürekli toplantılar ve bilimsel seyahatler yaptığını görürsünüz. Bir bilim insanının hayatı çok özel olmalıdır. Sosyal hayatını ona göre ayarlamıştır. Bizdeki bilim insanlarının hayatı -böyle olmayanları tenzih ediyorum- bilime göre değildir, sosyal hayatına göredir. Bilim de bu hayatın bir parçasıdır ama merkezi değildir. Mesela üniversitede öğretim üyesi olarak sosyal statü kazanmak gibi amaçlar az değildir. Türkiye'de profesör olmak da kolaydır. Akademik basamakların zorluğunu, bırakın ABD ve İngiltere ile Yunanistan ile bile karşılaştırmazsınız. 


Yerel ile evrenseli bir yapı içinde düşünebilir miyiz?
Özellikle gelişmiş Batı toplumlarında bir üniversitede profesör olmak inanılmaz derecede zordur. Bizim akademik kriterlerimiz ise çok hafiftir ve ne yazık ki akademik yükselmelerde sosyokültürel faktörler de rol oynarlar. Bu gerçekleri tespit etmemiz lazım. Öğretim üyeliğini maddi ve manevi olarak cazip hale getirmek ve akademik yükselmeyi zorlaştırmak şart. Bilim evrensel bir olgudur, bilim insanı da kendi kültürel dinamikleri çerçevesinde evrensel olabilmelidir. Yerel ve evrensel. Bu bir paradoks değildir, yerel olunmadan ya da kendi olunmadan evrensel olunamaz. Demek ki biz kendi medeniyetimizin ölçütleri içerisinde bilimsel bir hayat tarzı oluşturamadık.


Sizce yeni Türkiye'nin yeni üniversiteleri ve rektörleri nasıl olmalı?
Eğer, üniversiteler sadece eğitim fonksiyonunu yerine getiriyorsa, O üniversitenin ilerlemesi mümkün değildir. Önümüzdeki dönemde, üniversiteler eğitim üniversiteleri ve araştırma üniversiteleri olarak ayrılacaktır. Rektörler bunları göz önünde bulundurarak kendi üniversitelerinin geleceğine yön vermelidir. Biz alt yapısı hazır bir üniversiteyiz ve araştırmacı üniversite olmaya adayız.  Son üç yıl içerisinde çok sayıda araştırma merkezi kurduk ve bu merkezlerde görev alacak öğretim üyelerini dünyanın önemli merkezlerine göndererek eğitimlerini sağladık. Bu elemanlarımızın üniversitemize dönerek çalışmaya başlamalarından  sonra Erciyes Üniversitesi çok farklı bir yapıya kavuşmuş olacaktır.  
Kimdir?
Prof. Dr. H. Fahrettin Keleştemur, 1955 yılında Elazığ'da doğdu. 1979'da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1980-1984 yıllarında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinde iç hastalıkları ihtisası yaptı. 1990 yılında doçent, 1995'te profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversitesi St. Bartholomew's Hastanesinde endokrinoloji eğitimi aldı. Türkiye'de ve çeşitli ülkelerde yayımlanmış 140 bilimsel makalesi bulunuyor. Erciyes Üniversitesinde de birçok bilimsel araştırma projesi yürüttü. Evli ve 5 çocuk babası. Ağustos 2008'den bu yana Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürütüyor. "Nöroendokrinoloji alanında kafa travmasına bağlı nöroendokrin değişiklikler konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle 2014 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü'ne layık görüldü. 


Erciyes Üniversitesi Kimlik Kartı
Kök hücre ve nano  teknoloji üreten kurum
Kuruluş: 1978
Fakültesi sayısı: 18, Yüksekokul:4, Meslek Yüksekokulu: 9, Enstitü: 7, Bölüm: 6, 
Uygulama ve Araştırma Merkezi: 36
Akademik personel: 2244
İdari personel: 2975
Öğrencisi sayısı toplamı: 54.766, lisansüstü öğrenci sayısı: 6642
Sloganı: Zirvedeki Üniversite
Kampüs toplam alan: 5 milyon Metrekare
Misyon: Ülkemizin temel değerleri ve stratejik hedeflerine uygun eğitim sunmak, evrensel geçerliliği olan bilgi ve beceriler ile donatılmış bireyler yetiştirmek; bilime katkı sağlayacak, ülkede ve dünyada kullanılabilir ve paydaşlara yararlı olacak bilgi ve teknoloji üretmek, şehrinde ve bölgesinde kaliteli sağlık hizmeti sunmak, mensuplarının ve toplumun sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif gelişimine katkı sağlayacak etkinlikler düzenlemektir.
Vizyon:  Bilimsel çalışmalarda, bilgi ve teknoloji üretiminde, kültürel, sosyal, sanatsal ve sportif etkinliklerde Türkiye'de önde gelen ve dünyada saygın; mezunları tercih edilen ve aranan; uluslararası nitelikte öğrenci ve öğretim elemanı yapısına sahip; paydaşların gereksinimlerini hızlı, kaliteli ve etkili çözümlerle karşılayan öncü bir üniversite olmaktır.
Doç. Dr. Süleyman DOĞAN