İsmail Sonsuz ANKARA
Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP'nin dağdan emir aldığını, 80 milletvekili ile Kandil'e dönüp, 'Silahı indirin' deme kararlılığını gösteremediğini söyledi. Cuma günü 81 ilden bin STK temsilcisi ile bir araya gelen Davutoğlu dün de Çankaya Köşkü'nde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki illerinden sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini ağırladı. Toplantıda terör örgütlerine yönelik operasyonları değerlendiren Davutoğlu şu tespitlerde bulundu:
Her adım attığımızda provokasyonla karşılaştım. 7 Haziran'dan 3 veya 4 gün sonra açıklama yapıldı, 'Çatışmasızlık konusunda sadece biz karar veririz, kimse de karar veremez silahların bırakılması konusunda.' 9 Temmuz Sayın Cumhurbaşkanımız bana hükümeti kurma görevi verdi, 11 Temmuz'da KCK açıklama yaptı, 'ateşkes dönemi bitmiştir' diye... Daha ortada Suruç yok, herhangi bir operasyon beklentisi ya da bunu gerektirecek şartlar yok. 15 Temmuz, ben Demirtaş ile görüşürken aynı saatlerde dikkat çekici, KCK 'sözde halk savaşını başlatma talimatı' verdi. 19 Temmuz'da, Suruç'tan bir gün önce Cemil Bayık açıklama yaptı, 'Silahlanın ve halk savaşına hazır olun' diye... Kime karşı, kiminle savaşıyorsunuz? Kim adına, hangi savaşı başlatıyorsunuz? Size kim talimat verdi? Türkiye'yi Suriye ya da Irak'a benzetme yönünde nereden talimat aldınız? Kurban Bayramından sonra Demirtaş'ı kabul ettim, ardından Kobani olayları çıktı. Hangi demokratik ülkede bir lider silahlanın ve sokaklara çıkın çağrısında bulunur?
Yasa dediler yasa çıkardık, komisyon dediler, komisyon kurduk. Demirtaş ve Yüksekdağ'ın yaptığı her açıklamanın yukarıdan bir yerlerden tekzip edildi, şu denilmeye çalışıldı, 'Sen siyaset oyunu oynayabilirsin ama aklı ben üretirim, senin söz söyleme hakkın yok.' Her açıklama ertesi gün Kandil'den tekzip edildi. Şimdi akıllarına, vicdanlarına saygı duyan HDP'lilerin buna isyan etmesi lazım. Ha 12 Eylül rejimi partilere dönüp 'hizaya girin' demiş, ha Kandil'den birileri HDP'ye dönüp 'hizaya girin' demiş. Eğer biz, 'ben buradayım' diye ayağa kalkan terör örgütlerine karşı, 'millet de devlet de burada' diyerek, aynı anda hem DEAŞ'a hem PKK'ya hem DHKP-C'ye şehirlerde ve Türkiye sınırları ötesinde mukabelede bulunmamış olsaydık, bu terör örgütleri birbirleriyle işbirliği halinde, perde gerisindeki şahları, vezirleriyle oynadıkları satranç oyununda bugün Türkiye'yi Kobani olaylarından çok daha ağır bir şiddet sarmalının içinde, bütün şehirlerimizde bir kargaşaya sebebiyet vereceklerdi. Biz bu oyunu gördük.