Adalet Bakanı Kenan İpek, Atatürk Kültür Merkezi'nde Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu tarafından düzenlenen “12. Ürün ve El Sanatları Fuarı” nın bulunduğu alanda televizyon ve gazetelerin Ankara temsilcileriyle kahvaltıda biraraya geldi. Toplantıda basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bakan İpek, cezaevlerinde çalışan personel sayısındaki yetersizliğin süratle gidermeye çalıştıklarını anlatarak, “2000 yılında 25 bin olan personel şuanda 50 bini geçmiş durumda. Yüzde 100'ün üzerinde bir personel artışı sağlandı. İnfaz mevzuatımızda da sıkıntılarımız vardı. 2004 yılında ceza muhakemesi kanunu, infaz kanunu tamamen değiştirildi. Ben iddia ediyorum. Şuanda bizim infaz mevzuatımız Avrupa'nın en yeni, en modern, en uygulanabilir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine en uygun infaz mevzuatıdır. Bu konuda aksi bir düşünce varsa ben tartışmaya hazırım. Mevzuatla beraber onun uygulanması konusunda da 90'lı yıllarda kamuoyunu her gün meşgul eden, manşetlere taşınan cezaevi konusu bugün manşetlere taşınmıyorsa bu çalışmaların sonucudur. O yıllardan itibaren hangi hükümet geldiyse bu konuda bize yardımcı oldu” diye konuştu.


“BİZDE BU ORAN BİNDE 1 CİVARINDA SEYREDERKEN ŞUANDA BİNDE 2'Yİ BİRAZ AŞMIŞ DURUMDA”


Mahkum sayısına ilişkin ise İpek, şunları kaydetti:


“2003 yılında Genel Müdür olduğumda 68 bindi. Daha sonra DSP hükümetiyle bir kanun çıktı. 68 binden 50 bine kadar düştü. 2008 yılında görevden ayrılırken 98 bindi. Şuanda 173 bin. 2000'li yılların başında bu oran yüzde 50'nin üzerindeydi tutuklu oranı. Şuanda yüzde 15. Ancak dosyası Yargıtay'da olanlar var birde onları da katarsak yüzde 25 civarında. Avrupa Birliği ortalamasına uygun. Hükümlü tutuklu sayısı nüfusa oranla Avrupa ile karşılaştırdığımızda ne durumda diye bakarsak özellikle Batı Avrupa Türkiye ölçekli büyüklüğündeki ülkelere baktığımızda nüfusun binde 1'i civarında hükümlü tutuklu var. Yani 70 milyon nüfusu varsa 70 bin tutuklu hükümlü var. Bizde bu oran binde 1 civarında seyrederken şuanda binde 2'yi biraz aşmış durumda. Tabi Amerika'ya bakarsak bu binde 8'e kadar çıkabiliyor. Rusya'da binde 4, binde 5'e kadar çıkabiliyor ama bizde binde 2'ye kadar çıktı. Bunun sebepleri birazda UYAP sistemine geçmesiyle sanıklara, hükümlülere daha kolay ulaşılabiliyor, yakalanabiliyor. Cezaların tavanını gerçekten arttırdık 2004-2005 yılında. Ben şuna inanıyorum; Yargıtay'daki dosyalarda eridikçe bu 170 binlerde olan tutuklu hükümlü oranı 100 binlere doğru çekileceğine inanıyorum.”


“ŞUANDA SADECE ELEKTRONİK İZLEMEYLE TAKİP EDİLEN SAYISI 2 BİN 500. 280 BİN KİŞİ SİSTEMİN İÇERİSİNDE TAKİP EDİLİYOR”


Adli kontrol şartı uygulaması, elektronik kelepçe dilen tedbir kapsamında kaç kişinin olduğunun sorulması üzerine İpek, “2005 yılında biz denetimli serbestlik sistemini de kurduk. Bütün ağır ceza merkezlerinde şubeler kurduk. Bunun sayısı da 137 olarak iyi ki de kurmuşuz bu sistemi. Çünkü Avrupa'da 100 yılı aşkın sürede uygulanan bir sistem. Bizde 10 yıl oldu. Şuanda sadece elektronik izlemeyle takip edilen sayısı 2 bin 500. 280 bin kişi sistemin içerisinde takip ediliyor. Bu kanun hiç olmasaydı hapishanelerin nüfusu 70 bin daha 173 binin üzerine ilave etmiş olacak. Binde 3 olacaktı” dedi.


“172 BİN 409 TOPLAM TUTUKLU VE HÜKÜMLܔ


Tutuklu ve hükümlü sayısına ilişkin son rakamları da paylaşan Bakan İpek, “172 bin 409 toplam tutuklu ve hükümlü. Bunların 162 bin 903'ü adli suçlardan. 7 bin 259 terör suçlarından, 2 bin 247'de suç örgütü terörün dışında örgütlü suçlardan. Tutuklu sayısı 25 bin 669, hükümlü sayısı 146 bin 740. Kadın tutuklu sayısı bin 100 Türkiye'de, hükümlü sayısı 5 bin 210. Çocuklarımızın sayısı da tutuklu bin 655, hükümlü 641. Tabi gönül ister ki hapishanelerde hiç çocuklarımız olmasa. Kadınların sayısı da çok az olsa. Ama yine mukayese ettiğimiz zaman Türkiye ölçekli ülkelerle bu sayısının çok olmadığını rahatça söyleyebilirim. Suça sürüklenip kurumlara düşen çocukların sayısı Türkiye'de 173 bine oranladığımız zaman toplam 2 bin 296. Keşke bunlarda hiç olmasa kurumlarda tanışmasınlar” açıklamasında bulundu.


İddianamelerine yansıyan ifadesiyle Fethullah Terör Örgütü olarak, PKK gibi DHKP-C terör örgütü gibi FETÖ'nün de terör örgütleri listesine alınmasının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Bakan İpek, “Tutuklama kararını veren sulh ceza hakimimiz kararında bunu belirtmişse iddianamede yazılmışsa, mahkeme ilamında belirtilmişse 'terör örgütü' diye tabi ki biz bunu böyle değerlendireceğiz” şeklinde konuştu.


"ALMANYA'DAN İADE TALEBİMİZ OLDU. INTERPOL GENEL SEKRETERLİĞİ BİZİM KIRMIZI BÜLTEN KONUSUNDA TALEBİMİZİ REDDETTİ "


Haklarında yakalama kararı çıkarılan eski savcılar Zekariye Öz ve Celal Kara ile ilgili son durumun ne olduğunun sorulması üzerine İpek, “Almanya'dan iade talebimiz oldu. Ona henüz bir cevap verilmedi. Adli işbirliği anlaşması çerçevesinde bunu biz talep ettik. Bizdeki bilgiler Almanya'da olduğu yönündeydi. Interpol Genel Sekreterliği bizim talebimizi reddetti kırmızı bülten konusunda. Çünkü onların kendi tüzüklerine göre iddia edilen suçlar onlara göre kırmızı bülten gerekçesi olarak görmüyorlar. Daha öncede Ergenekon Balyoz sürecinde çeşitli talebimiz olmuştu ülkelerden yine benzer cevap vermişlerdi” ifadelerini kullandı.


“FETÖ diyoruz. Bir terör örgütünden söz ediliyor. Bu örgüt medyasına karşı yapılacak bir öneri, görüşünüz var mı” sorusuna İpek, “Suç işlendiği iddia ediliyorsa veya görülüyorsa Cumhuriyet Savcılarımız görevlerinin başında gereğini yapıyorlardır, yapmaları gerekiyor. Bu konuda başka bir şey söyleyemem Adalet Bakanı olarak” dedi.


“HAKİM VE SAVCILARIMIZ BİR BAŞKA YERLERDEN EMİR VE TALİMATLA KARAR VEREMEZ”


Bir gazetecinin Poyrazköy davasında tüm sanıkların beraat ettiği hatırlatılarak, “Birçok insan o davada mağdur olmuştu. Adalet kavramı açısından bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz. O zaman çok adaletli karar gibi görünüyordu şimdi aynı mahkemeler tam tarsı bir tavır ortaya koydu” sorusu üzerine Bakan İpek, şöyle konuştu:


“Bağımsız mahkemelerimiz bu konuda kararlarını veriyorlar. Geçmiş dönemdeki yargılamalarla ilgili HSYK'ya çeşitli şikayetler oldu, olmaya da devam ediyor. Yüksek Kurul'da bu iddiaları, şikayetleri değerlendiriyor. Önceki yargılamaları yapan veya hazırlık takatini yapan savcılarımız, hakimlerimiz yasa dışı, kanun dışı örgüt kapsamında bir faaliyet göstermişlerse mutlaka bunun da hukuk karşısında bir cevabı olacaktır. HSYK bu konuda çalışmalar yapıyor. Bazı hakim ve savcılarımızı açığa aldılar. Bazılarını ihraç ettiler. Yine devam eden çalışmalar var HSYK'da. Türkiye bir hukuk devleti. Hiç kimse anayasadan, yasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Başka yerden emir ve talimat alamaz. Yasalar içerisinde herkes vazifesini yapmak zorunda hakim ve savcı da olsa. HSYK genel olarak bu yapılanmaya karşı bir çalışma başlattı ve devam ediyor. Açık söyleyeyim, nereye kadar gidiyorsa gidecek. Türk milleti bizden adalet bekliyor. Anayasa ve yasalara göre hakkını arıyor. Hakim ve savcılarımız bunu bırakıp bir başka yerlerden emir ve talimatla karar veremez. Asla kabul etmemiz mümkün değil. Bunun anayasa ve yasalarımızın hepsinde karşılığı var. Ne gerekiyorsa bu yapılıyor şuanda. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Hakim ve savcılık hakimin takdimi demek kafasına göre hareket ediyor demek değildir. Türk milleti İstanbul'daki iki hakimin tavrını, davranışını, hareketini gördü. Bu yargıya da intikal etti. Kamu davası da açıldı. Mutlaka milletimiz bunu takdir ediyordur. HSYK bu konuda kararlıdır.”


Kamuoyunda Avrupa ülkelerinde Batı ülkelerinde Cumhurbaşkanına devlet başkanına veya ülkenin liderine hakaret suç olmaktan çıkmış gibi, ceza yokmuş gibi bir algı yapıldığını ifade eden İpek, “Öyle bir şey yok. Ben bütün Avrupa ülkelerinde incelettirdim. Neredeyse tamamında suçtur. Eleştiriyle hakareti de hakimlerimiz birbirinden ayırıyorlar. Eleştiri sınırını aşmamak lazım. hakarete vardırmamak lazım” diye konuştu.


“İSTİNAF MAHKEMELERİNİN HAYATA GEÇİRİLMESİYLE BERABER YAKLAŞIK YÜZDE 90'NI YARGITAY'A GİTMEYECEK”


HSYK'nın hakimler ve savcılar kurulları şeklinde ayrılmasıyla ilgili soruya İpek, “Mart ayında Sayın Başbakanımız kamuoyuna Yargı Reformu Stratejisini açıkladı. Kısaca bu strateji bizim yargının yargı politikası olarak düşündüğümüz 5 yıllık yol haritamız. Bana göre bununu iki temel ayağı var. Bir tanesi yargıya gelen iş yükünün azaltılması. Yılda 8 milyon civarında dava intikal ediyor mahkemelerimize adli ve idari yargıda. Bunu Türkiye ölçekli Batı ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman bu çok fazla. Her şey doğrudan yargıya geliyor. Yargıya gelmeden önce mutlaka bariyerler olması lazım. Bunu sağlamak üzere çalışmalar yapıyoruz. Bu gördüğüm temel ayaklardan biri. İkincisi, ara yüksek mahkeme dediğimiz istinaf kanuni yolun hayata geçirilmesi. Bunun kanunu 2005 yılında çıktı. İnşallah çok kısa bir süre içerisinde istinaf mahkemelerini hayata geçireceğiz. Yüksek mahkemelerimizde artık mutlaka faaliyete geçirilmesini arzu ediyor. Şuanda Yargıtay'ımıza yılda 1 milyon civarında dosya intikal ediyor. Türkiye ölçekli ülkelerle karşılaştırdığımız zaman en çok dosyası olan ülke Fransa 40-45 bin civarında, bu rakam Almanya'da 9 bin, İngiltere'de 6 bin civarında. İstinaf mahkemelerinin hayata geçirilmesiyle beraber yaklaşık yüzde 90'nı Yargıtay'a gitmeyecek. Yargıtay'a gidecek dosya sayısını 100-120 bin civarında indirmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki yıl içerisinde bu faaliyet başlayacak” değerlendirmesinde bulundu.


“YÜKSEK YARGI OLAN AYM ÜYELERİMİZİN BİR KISMINI SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ ATIYOR. ATASINLAR O ASLA YARGIYA MÜDAHALE OLARAK GÖRÜLMEMESİ LAZIM”


Ak Parti'nin seçim bildirgesinde temyiz mahkemelerine Meclis'in üye seçmesinin önünü açacak bir vaat olduğunun hatırlatılması üzerine Bakan Kenan İpek, “Bu yargı reformu stratejimiz içerisinde yargıyla ilgili anayasanın değiştirilmesi konusu da var. Bu konuda da çeşitli çalışmalar yapmak lazım. 2010 yılında HSYK'ya yeni bir versiyon kazandırmamıza rağmen bunun da tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Belki hakimler kurulu, savcılar kurulu birbirinden ayrılabilir. Üyelerin bir kısmı parlamento tarafından görevlendirilebilir. Geçen sene yapılan HSYK seçimlerinde ben Adalet Bakanlığı Müsteşarıydım. HSYK'ya bu şekilde seçim yapılması bizim yargımıza zarar verdiğini düşünüyorum. İnşallah 3 yıl sonra yeni bir seçim olacak o zamana kadar anayasada bu konuda bir değişiklik yaparız. Yargıda birliği beraberliği daha çok sağlamamız lazım. (Seçimlerin) versiyonu değiştirilebilir. Ağırlığı azaltılabilir. Bir kısmı parlamentoya bırakılabilir. Parlamentomuz Sayıştay'a üye seçiyor, üye seçebilir milletin temsilcileridir. Bunu yargıya müdahale olarak asla görmemek lazım. Yüksek yargı olan AYM üyelerimizin bir kısmını Sayın Cumhurbaşkanımız atıyor. Atasınlar o asla yargıya müdahale olarak görülmemesi lazım. Parlamento tarafından Yüksek Mahkemelere üye atanması konusunda böyle bir konuşma olmadı. Her şey tartışılabilir. Bu olacak manasında değil. Yüksek mahkemeye üye atasa bile bunu hakimler ve savcılar arasından atamayacak. Bunu başka yerden getirmeyecek. Onun da bir sistemi kurulabilir, tartışılabilir. Bu sadece yüksek yargıda değil, ilk derece mahkemelerinde de karşımıza çıkabilir. Reddi hakim müessesesi de var bu Yargıtay'da da geçerli bu yol kullanılabilir” diye konuştu.


“TUTUKLANAN TERÖRİST SAYISI PKK, DEAŞ VE DHKP-C İLE İLGİLİ BİN 350 CİVARINDA”


24 Temmuz'dan sonra tırmanan terörle ilgili İçişleri Bakanlığı'nın güvenlik güçlerinin yoğun bir çalışma yürüttüklerine de değinen İpek, “Tutuklanan terörist sayısı PKK, DEAŞ ve DHKP-C ile ilgili bin 350 civarında. Adli kontrol kararı verilen bin civarında.


“GÜVENLİK RİSKİYLE İLGİLİ SAĞLIKLI BİR DEĞERLENDİRMEYİ YSK'NIN YAPMIŞ OLMASI GEREKİRDİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM SON KARARLA İLGİLİ"


YSK ve seçim güvenliğiyle ilgili soruya İpek, şunları kaydetti:


“İlçe seçim kurullarının verdiği karara karşı il seçim kuruluna, ilinde YSK'ya itiraz etme imkanı var. Böyle bir sistem var. Tabi YSK her konuda seçimin güvenliğiyle ilgili genel bir değerlendirme yapma yetkisi var. Geçenlerde böyle bir genel değerlendirme yaptı. Tabi güvenlik riskiyle ilgili sağlıklı bir değerlendirmeyi YSK'nın yapmış olması gerekirdi diye düşünüyorum son kararla ilgili. Anayasa ve yasa şunu diyor; “Güven içerisinde seçimi yapılması konusunda tedbir alma YSK'nın genel bir görevi var.” Bu kapsam içerisinde bunun değerlendirilmesi lazım. Bizim çeşitli illerimizde yaşanan terör sorunu var. Bana göre değerlendirilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Genel yetkiyi de kullanması gerekirdi diye düşünüyorum. Ben hukuki boşluk olduğunu düşünüyorum.”


Kahvaltının ardından Bakan İpek, basın mensuplarıyla birlikte 111 ceza infaz kurumundan meslek eğitimi çalışmaları kapsamında üretilen yüzlerce çeşit ürünün bulunduğu stantları gezdi. Elazığ E-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu standında 8 köşeli kasket deneyen İpek, Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumu standında bulunan keçi tüyünden yapılmış battaniyeleri inceledi.