Nuri Elibol BRÜKSEL
Avrupa Birliği-Türkiye zirvesi için Brüksel’e giden Başbakan Ahmet Davutoğlu, uçakta medya kuruluşlarının Ankara temsilcilerine gündemdeki konularla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Tahir Elçi’nin hayatını kaybettiği saldırının failinin terör örgütü olduğunu söyleyen Davutoğlu, olayın bütün yönleriyle aydınlatılacağını vurguladı. Davutoğlu, Rusya ile yaşanan krizin de ancak soğukkanlı davranılmasıyla aşılabileceğini belirtti. Başbakan Davutoğlu’nun gazetecilerin sorularına verdiği cevaplar şöyle...
 Tahir Elçi’ye yönelik saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 Tahir Elçi’yi kaybetmekten büyük üzüntü duyuyoruz. Olay yaşanır yaşanmaz, İçişleri Bakanımız ve Adalet Bakanımız bütün detayları anlattı. Meclis’te görüşmeler sürerken bazı görüntüleri tekrar izledik. Olayın ilk yaşandığı andan itibaren bu teröristler açıklamanın 100 metre yakınına silahlı bir şekilde geliyorlar ve polise ateş açıyorlar. Olayı tetikleyenler terörist. Orada polis bir operasyon yapmıyor, polis bir mukabelede bulunmak zorunda kalıyor. 100 metre ötede de Tahir Elçi açıklamayı bitirmiş, orada hayatını kaybediyor. Bir çapraz ateş içinde mi kaldı yoksa bilinçli olarak o sırada kargaşadan istifade etmek isteyen bir provokatörün atışı sonucu mu öldü tespit edilecek. Bilmemiz gereken şey olayın terör örgütünün saldırısıyla başlıyor olduğudur. Burada asli fail terör örgütüdür. Eğer polise yönelik o saldırı, kargaşa olmamış olsa ne ateş etme ihtimali olurdu, ne de birinin öldürülmesi olayı yaşanmış olurdu. Burada herkesin başını iki elinin arasına alarak düşünmesi gerekiyor. Tahir Elçi’nin eşine de teşekkür ediyorum. Kendisi çok vakur bir duruş sergiledi. Diyarbakır’daki saldırı biraz da yeni dönemin krizli başlamasını isteyen çevrelerin yaptığı bir husus.
Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 Tutumumu açık bir şekilde ortaya koydum. Bakanlar Kurulu’ndan sonra Başbakan yardımcımız da açıklamasında ifade etmişti. Bir defa kritik bir süreçten geçerken ‘devlet sırrı’ diye bir gerçeklik ve zaruret var. Bu kadar kriz yaşanırken, devlet birçok tedbiri almak zorunda. Aldığınız bu tedbirler şu veya bu şekilde saptırılarak ve kurallar da aşılarak yalan yanlış yorumlarla devleti zora soracak şekilde devlet sırları yayınlanırsa bu dünyanın her yerinde suçtur. Gazeteci her şeyi yazabilir ama böyle bir kural varken bunun gereğini yerine getirmek hepimizin vazifesi. Bu konuda hükümet olarak hiçbir şekilde müdahil olmadık, olmayız. Dönüp yargının her işleminde hükümeti suçlamak da doğru değil. Ama esas olan tutuksuz yargılanmadır. ‘Denetimli serbestlik’ ve başka uygulamalar var. Birtakım mücbir sebepler yoksa esas itibariyle tutuksuz yargılanma uygulama olarak yerleşmeli.
 Bu tutuklamaların siyasi yansıması olur mu?
 Onun için zaten ifade ediyorum. Yeni bir hükümet olarak yeni bir görev üstlendiğimiz, uluslararası alanda çok ciddi sorunlarla boğuştuğumuz bir dönemde Türkiye’nin algısı çok önem taşır. Ama biz böyle bir yönlendirme içine girmeyiz. Yargı bağımsız işleyiş içinde kararını verir. Olayın birinci hedeflerinden biri de bendim. Daha sonra odamızın dinlenmesi de aynı sürecin devamıdır. Uluslararası ceza mahkemesine çıkarılmamız için yürütülen haince bir faaliyet. Benim odamı da dinleyen aynı çete. O yayınlar da bu kumpası destekleyen yayınlar.

Muhalefet liderleriyle düşman değiliz

Liderlerle Meclis’teki görüşmeniz nasıl gelişti? Her şeyden önce dün (önceki gün) Meclis’te gerçekleşen iki görüşme dolayısıyla iki lidere de teşekkür ediyorum. Bu güzel bir başlangıç oldu. Umarım böyle devam eder. Dün (önceki gün) ara verildiğinde Meclis Başkanımızın yanına çay içmeye geçtim. Bizi şu anda en fazla ilgilendiren konu bütçe meselesi. Geçici bütçeyle devam etmek istemiyoruz. Önce telefonla görüşeyim diye düşündüm, sonra sayın Kahraman “Niye buradayız, hepimiz görüşebiliriz” dedi ve liderleri davet etti. İlk arada Kılıçdaroğlu, ikinci arada sayın Bahçeli ile görüştük. Konu esas itibariyle bütçe idi. Günlük gelişmeler bağlamında da kısa sohbetler oldu. İnşallah arkadaşlarımız temasları sürdürecek. Bütçe görüşmelerinde onların eleştirilerini daraltacak herhangi bir süre kısıtlaması olmayacak. Komisyon süreçleri daralacak. Ümit ediyoruz bu güzel bir başlangıca vesile olur. Muhalefetin ilk tepkileri olumsuz değildi en azından. Yarın, ertesi gün süreci başlatacağız. Kaybedecek vaktimiz yok. Zaten 7 Hazirandan bu yana kayıp gibi geçti. Enerjimizi başka alanlara verdik. 
Güvenoyu aldıktan sonra ayrıca formel olarak da ziyaret etmeyi düşünüyorum.  Keşke daha düzenli olabilse görüşmelerimiz bundan memnuniyet duyarım. 7 Haziran sonrası sürekli ‘ailece görüşelim’ diye konuşmuştum. Burada önemli olan şu: Ne kadar sert eleştiri olursa olsun nihayetinde siyasetin de insani bir iş olduğunu bilmemiz lazım. Biz rakibiz, hasım değiliz, düşman değiliz. Bir iktidar partisi “Muhalefeti tasfiye edeceğim” dediğinde demokrasinin özünden sapmış olur. Bunu kendi doğası içinde götürmek lazım...

Soğukkanlılıkla krizi aşarız

Rusya krizinde gelinen son durum ne?                

Rusya-Türkiye ilişkileri herkesin dikkatli olması gereken zor kritik bir süreçten geçiyor. Rusya’nın şunu anlaması lazım. Suriye ile sınırımız Türkiye’nin ulusal güvenlik sınırıdır. Herhangi bir sınır değil. Türkiye Azerbaycan sınırı hassastır ama Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir sonuç çıkmaz. Suriye konusunda ise, doğrudan Türkiye’yi tehdit eden bir durum var. O hassasiyeti göstermeye devam ederiz. Olay münhasıranı Rusya’yı kasıtlı olarak hedef alan bir tutum değil, ilkesel olarak aldığımız bir karardır. Krizin çapını ve önemini ihmal etmemekle birlikte biz ve Rusya soğukkanlı şekilde olaya yaklaşırsak bu krizi kontrol altına alırız. Sert açıklamalar yapmak yerine doğrudan görüşmeyi tercih etmek gerekir. Rusya’nın pilotunu kaybetmesi sebebiyle ne hissettiğini anlıyoruz ama onların da bizim sınırlarımızı koruma hassasiyetimizi anlaması lazım.
 AB GİBİ AMBARGO UYGULAMADIK
 Ekonomik ilişkilere gelince; bu karşılıklı bir çıkar ilişkilisidir. AB ile Rusya arasındaki krizde biz AB’nin ambargosuna uymadık, ‘Rusya bizim komşumuz’ dedik. Bu bizim Rusya’ya verdiğimiz önemden ve değerden kaynaklanıyor. Herhalde haritaya bakan her makul kişi de Suriye’nin Rusya’dan daha çok Türkiye için bir güvenlik meselesi olduğunu görür. Ayrıca da buraya mülteciler gündemiyle de geliyoruz. Rusya’nın yaptığı her operasyon bize mülteci krizi olarak dönüyor. Eğer mülteciler gelmeyeceklerse, nerede kalacaklar. Kalacakları yer belli, Suriye içi. Oranın güvenli alan olması lazım. Bu konuda ulusal güvenliğimizi ilgilendiren hususlarda tek başımıza ve koalisyonla birlikte her türlü adımı atarız.Umut ederiz ki önümüzdeki dönemde önce psikolojik tansiyon düşer, ardından diplomasi kanalları açılır. Sebze, meyve ihracatında yaşanan sıkıntılara yönelik olarak da çalışma yaptırıyoruz. Bakanlar Kurulu’nda hepsini ele aldık. Bazı tedbirler düşünüyoruz.