Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’ndaki faaliyetlerine ilişkin, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski başyaveri Albay Ali Yazıcı ve eski Alay Komutanı Albay Muhsin Kutsi Barış’ın da yer aldığı 279’u tutuklu, 534 sanığın yargılandığı dava ikinci gününde devam etti. Sincan Cezaevi Yerleşkesi’nde yer alan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince görülen duruşmaya tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müşteki ve taraf avukatları ve çok sayıda TRT Genel Müdürlüğü ve TRT çalışanı müştekiler katıldı. 
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, Cumhurbaşkanına suikast, askeri komutanlıkların gaspı ve silahlı terör örgütü üyesi olmak gibi suçlardan yargılanan sanıkların savunmalarına geçildi. Duruşma öğleden önce savunmasını tamamlayan sanık eski Tabur Komutanı Binbaşı Fedakar Akça'nın çapraz sorgusuna geçilmesiyle devam etti. Sanık avukatlarından birinin; 13-14 Temmuz tarihlerinde, emniyet görevlerinde kullanılmak üzere mühimmat talebi istediği ve daha sonrasında bu mühimmatları makam odasında saklayıp saklamadığına ilişkin sanık Akça, "Mühimmat makam odasında saklanmaz. Ana cephanelikten alınan mühimmat doldur boşalt istasyonunda saklanır" dedi. 

"Sandıklarda muhafıza edilirken şarjöre basılması emrini ben verdim"
Başka sanık avukatı ise, cephanelikten mühimmat alınıp doldur boşalt istasyonuna bırakılması konusunda emir verip vermediğini sordu. Akça da, "Ben, mühimmatın alınıp sandıklara konularak hazırlanması şeklinde emir aldım onu da astsubaylara ilettim. Sandıklarda muhafıza edilirken şarjöre basılması emrini de ben verdim, bu şekilde muhafıza edilir" şeklinde yanıtladı. Sanık Akça telefonların toplatılması konusunda ise şu ifadelerde bulundu:
“Telefonları toplama emrini alay komutanı tatbikat emri verildiğinde verdi. Ama ben toplamadım, rütbeli arkadaşlardan birisi topladı. Subaylarla irtibat amaçlı telefonları bıraktık, erler ve erbaşların telefonlarını toplattık." 
Sanık Fedakar Akça'nın çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından avukat beyanına geçildi. Sanık avukatı, Fedakar Akça'nın bilerek ve isteyerek darbeye katılmadığını ifade ederek, "Darbeye gönüllü katılanlar var ve bir de darbe için kullanılanlar. Benim müvekkilim kullanıldı. Kendisinin Bylock programı yoktur, Bank Asya'da hesabı yoktur ve katalog evliliği yapmamıştır. Müvekkilimin eşi ev hanımıdır. Kendisi çok defa KPSS'ye girmiştir. Eğer bir bağlantısı olsaydı sınavda başarılı olması sağlanırdı. Müvekkilim o gece ne olduğunu kavrayamamıştır. Silah kullanılmasına müsaade etmemiştir ve kendisi de silah kullanmamıştır" iddialarında bulundu. 

"Alay'da gizli bir faaliyet yapıldığını hissetmedim"
Avukat beyanının tamamlanmasının ardından yeni sanık Hüseyin Turan'ın savunmasına geçildi. Turan, 26 yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri kişiliğini kendisine örnek aldığını ifade ederek, "Tatbikata katılacağımı tabur komutanı Fedakar Akça'dan öğrendim. Whatsapp iddialarına ilişkin şunu belirteyim ben Alay'a girene kadar akıllı telefon dahi kullanmadım. Burada whatsapptan çok fazla iletişim olduğu için akıllı telefon almak zorunda kaldım. Ben Alay'da gizli bir faaliyet yapıldığını hissetmedim. Ben sadece tatbikat olduğunu biliyordum. Akşam eşimle alışverişteydim daha sonrasında birliğe çağrıldım. Saat 21.30 civarında birliğe girdim, 22.30 civarında taburun alay içtima alanına geldiğini gördüm ve bende giyinerek aralarına katıldım" diye konuştu. 

"Baskına gidiyor olsaydık, bir tane yol onarım aracı bizim Genelkurmay'a girmemizi engelleyemezdi" 
Sanık Turan savunmasında, "Muhafız Alayı eski komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış, Genelkurmay Başkanlığı'na yönelik bir IŞİD (DEAŞ) saldırısı olabileceğini söyledi. Ben o an için tatbikat olabileceğini değerlendirdim. Saat 22.50 civarında Genelkurmay'a doğru alaydan çıkış yaptık. Yol kapalıydı, onarım aracı vardı. Eğer biz oraya baskına gidiyor olsaydık, bir tane yol onarım aracı bizim Genelkurmay'a girmemizi engelleyemezdi çünkü 10 metre kadar yakındık. Bize verilen emir IŞİD(DEAŞ) saldırısına karşı Genelkurmay'ın emniyetini almaktı. Daha sonrasında emniyeti sağlamak için orada birbirimizden dağıldık, gördüğüm askerlere kendilerini korumalarını söyledim. 26 yıllık askerlik hayatımda ilk defa böyle bir durum içinde kaldım. Olay sırasında sık sık eşimle telefon görüşmesi yaptım. Haberci bana tabur komutanını görmediğini belki ölmüş bile olabileceğini söyledi. Bende kendisini görmek için yanına gitmeye çalıştım ama gece boyunca Genelkurmay'da sıkışıp kaldık. Bir ara içeride bulunan tankların personelini ikna etmek çabasına girdik. Olayların ardından 22 Temmuz'a kadar kışlada görevime devam ettim" ifadelerinde bulundu.