Ali Çelik İstanbul
Bu sene onuncusu düzenlenen Altın Eller Fuarı İstanbul Tepebaşı TRT yanında sanatseverleri ağırlıyor. Anadolu'muzun dört bir yanından gelen sanatkârlar hem ürünlerini sergiliyor hem de bizzat orada icra ederek sorulara cevap veriyor.
Sanat sabır demek. Mesela İnegöllü Ahmet Usta bir tabloya 28 ayını verebiliyor. Renkli tahtalardan Osman Hamdi Bey gibi resimler çıkarmak kolay değil, âdeta iğne ile kuyu kazıyor.
Beykoz camları yapan Cezayir Usta hem cama hem Beykoz'a gönül vermiş. Bir camlarını anlatıyor, bir Beykoz'a dönüyor. Osmanlıdan miras laledanları, gülabdanları, ibrikleri yapmakla kalmıyor, çırak da yetiştiriyor. 
Tarihçilerin, sanat tarihçilerin, Bizans ve Selçuklu camları ile ilgili yazdığı makaleleri hayata geçiriyor.
SABRIN SONU SELAMET
Mustafa Sami Onay iyi bir kaşık ustası ama sadece oymakla kalmamış derinlemesine araştırmalar yapmış, “Türkiye'de gümrah ormanlarla kaplı vilayetler var ama bakıyorsunuz kaşık işi kuru bir bozkırda gelişmiş… Konya'da,  Hazret-i Mevlâna dervişlerini sanatla da eğitiyordu zira. Talipler muhibler edebi ve ahlaki testlerden geçirildikten sonra dergâha alınıyor. Sadece uhrevi ilimlerle değil dünyevi bilgilerle de teçhiz ediliyor. Fizik, kimya, cebir öğretiyor, taş oymacılığı, tespih yapımı, keçe dövme, kaşık imalatı gibi zor işlere yolluyorlar. Sabır, metanet, nezaket kazandırıyorlar. Konya'da tahta kaşık işi çok ileridir, üzerindeki ruganları ağaç sakızlarından yaparız, tamamen doğal. Herkes kaşık yapar ama sapını ortalayamaz. Herkes laf söyler ama yerinde kullanamaz. Hazret-i pîrin dergâhlarının olduğu yerlerde el sanatları çok ileridir. Himmetlerini eksik etmezler zira.
Kaşığın yemek için olanı ayrıdır, çorba, pilav, sütlaç, kahve, hoşaf için olanı ayrı. Eskiden tek sahan olurdu, evin büyüğü besmele ile başlar. Kaşıklar büyüktür tamamı ağıza sokulmaz, dış kenarı ile yemek alınır, iç kenarı dokundurulur dudağa. Öyle okkalamak yok, zarifçe kibarca. Ağza değen kenar, girmez tabağa. Hoşaf kaşıkları neredeyse 7 santimdir, dervişin gönlü geniştir demeye gelir, oburluklarından değil yoksa.” diye konuşuyor.
Beypazarlı telkâri ustası Hüseyin Erdinler beşi bitirdiğinde kendini bulmuş tezgâhta. Askerliği bitirip dükkân açmış ama maliye maliyeti yükseltir olmuş, eğer bakanlık telkâriyi kaybolmakta olan sanatlar kapsamına alırsa dükkân açacakmış yıllardan sonra. Beypazarı'nda 150 sanatkâr varmış şimdi onda biri kalmış anca. Zaten gençlerin hevesi de yokmuş çıraklığa.
DÜNYA MARKASI
Kutnu kumaşı bir dünya markası, böylesine emek yoğun bir kumaşı dokumak için Gaziantepli olmak gerek, onların sabrı çok başka.
Yatağanlı Kılıç ustası Osman Can, “Millet Samurayı biliyor tanıyor, Yatağan denince boş boş bakıyor. Halbuki Yatağan kılıcı gavur kılıçlarını pırasa gibi doğrardı o yıllarda.
Duydum ki günümüzde Türk kılıcını bir Macar ustası yapıyormuş, biz niye yapamayalım dedim girdim işe, denge hafiflik mukavemet üzerine çok şey öğrendik bu arada. Fatih'in, Yavuz'un ve Resulullah Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kılıcının benzerleri yaptık. Araştıra araştıra bir noktaya kadar geldik, dilerim gençler daha ileri götürürler.
Yatağan can yakmaktan hoşlanmayanların kullandığı bir silah. Önce tersini ve kabzasını kullanabilirsiniz pekala.  
Dımeşkiler (Şam çelikleri) haçlıların korkulu rüyası. Selahaddin Eyyubi'nin kılıcı zırhları parçalayacak kadar mukavim, üzerine atılan ipeği iki parçaya bölecek kadar da keskin ayrıca.
Geçen askeriyeden geldiler ABD bıçakları taşımaktan bıktık bize Türk tarzı bir kama yapabilir misin dediler? Hay hay. Yaptık, daha estetik, daha sağlam. Mezun ve tekaüd olanlara hediye ediyorlar. Bence şiltten daha manalı, hem de işe çok yarar. Bıçak taşımak sünnettir malum öyle bir yerde sıkışırsın ki arasan bulunmaz.” ifadelerini kullanıyor. 
TAŞLAR DİLİM DİLİM KESİLİYOR
Çinici Salih Güney ne Kütahyalı ne de İznikli. Fındıkzade'de, çini sanatına yeni bir soluk olmaya çalışıyor, hanımı zarif İstanbul resimleri işlemiş, şablonlardan kaçıyorlar ısrarla.
Muğla Yeşilyurtlu hanımlar kurmuş tezgâhlarını takır tukur mekik sallıyor, bürümcük yapıyorlar. Saf ipek de, pamuk da kullanıyorlar. Renklerin uyumuna hayran oluyorsunuz, hakikaten göz okşuyor. Eskiden Yeşilyurt'ta her evde tezgâh varmış şimdi 10 - 15 tane kalmış anca, büyük bir fedakârlıkla sanatı yaşatmaya çalışıyorlar. 
Erzurum'dan simsiyah oltu taşları, Eskişehir'den akça pakça lüleler. Ankaralı Ayhan Arıkan Usta ise dağlardan topladığı taşları dilim dilim kesiyor, kolye yapıyor. Anadolu taşlarının bu kadar renkli, bu kadar parlak berrak olduklarını bilmiyordum. Bilhassa volkanik bölgeler ve sıcak su yataklarının olduğu yerlerde ne damarlar çıkıyor ne damarlar. Ayhan Usta “Taş Çubuk taşıdır” diyor başka da bir şey demiyor.