MURAT ÖZTEKİN

İstanbul bugüne kadar üzerine en çok edebî eser verilen şehirlerden biri oldu. Şairler şiir yazdı övgüyle, romanlardaki maceralar tarihî sokaklarında geçti İstanbul’un… Bir de hikâyeler kaleme alındı “Dünyanın Başşehri” için… Selim İleri’den Necip Tosun’a, Mustafa Kutlu’dan Sevinç Çokum’a birçok yazar kalem oynattı şehre dair… İstanbul’a dair hikâye kitaplarıyla tanınan yazar Nuhan Nebi Çam da bu yazarların şehre dair yazdıkları 46 hikâyeyi “İstanbul Öyküleri” isimli kitapta buluşturdu. Bilge Kültür Sanat’tan çıkan eser, hacmiyle şimdiye kadar kaleme alınan benzerlerinden ayrı bir yerde duruyor. Biz de kitabı derleyen Nuhan Nebi Çam’la İstanbul üzerine konuştuk…

* İstanbul merkezli dört hikâye yazan biri olarak İstanbul’a dair hikâyeler toplayarak okuyucu karşısına çıkıyorsunuz. Bu kitaba niçin ihtiyaç vardı?
İstanbul, bütün şehirlerin ve medeniyetlerin başkentidir. Benim de şimdiye kadar yazdığım hikâyelerin, bütün kahramanlarımın mekânı bu şehir oldu. Yollarını, kaldırımlarını, sahil boylarını ve rıhtımlarını İstanbul bütün cömertliğiyle bana açtı. Bütün bunlara binaen şehre bir borcum olduğunu düşündüm. Bu çalışmayı bir borç ödeme olarak görebilirsiniz.

* Sıradan bir İstanbul Öykü antolojisi olarak mı bakmak lazım esere? Benzerlerinden ne gibi farklılıklar taşıyor?
‘İstanbul Öyküleri’nde has edebiyat ve arı hikâyenin tarlalarından devşirilmiş müstesna çalışmalar var. Daha önce de benzer çalışmalara yapıldı ancak bu kitap şimdiye kadar olmadığı şekilde hacimli ve kapsayıcı. Adeta İstanbul’u bütün iliklerine kadar hissetmeye çalıştık. Edebiyat neyi söylüyorsa biz onun peşine düştük. Sağına, soluna bakmadık. İstanbul’a dair ne yazılmışsa, öykünün fonunda, silüetinde bu şehre dair bir emare barındıran en iyi metnin izini sürdük.

ŞİİR BİR BAŞKA
* İstanbul üzerine birçok edebi türde eser verildi. Sizce, bu şehri en iyi anlatan edebî tür hangisi?

Bu şehri en iyi, ince ve içten anlatan türün şiir olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Düşünsenize İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar şiirinde Yahya Kemal, Üsküdar kıyılarını ne büyük bir coşkuyla anlatmıştır. Ancak şiirden sonra İstanbul’u anlatan en iyi türün hikâye olduğu açık... Öykü ve şiir at yoldaşıdır. Şiirin sustuğu yerde, susacağı yok, hikâye başlar…

* Hikâyeler de İstanbul’u anlatmada şiirler kadar tesirli yani...
Evet, tesirli ve güçlüdür… Öykü şiirin kan kardeşi, kader ortağıdır. Bir şair kadar bir öykücü de İstanbul’u tüm içtenliğiyle ve güzelliğiyle anlatabilir. Yeter ki bu şehir sevilsin, bu mekâna âşık olunsun…

BU ŞEHİR YAZARLARIN SEVGİLİSİ
* Genel olarak baktığınızda hikâyelerde İstanbul’un en çok hangi  ciheti-yönü ön plana çıkıyor?
Böyle bir tasnif çok zor… Yazar adeta damarını kesiyor ve işte benim İstanbul’um bu diyor… Kimi hüznü, kimi aşkı, kimi acıyı ve buralardan kaçmayı, bazıları çok kazanmayı bazı yazarlar da anne sevgisini anlatıyor hikâyesinde. Biz, bu bakış ve yaklaşımların hepsini ayrı bir coşkuyla okuyoruz. Bu şehir cazibe dolu bir sevgili ve kırk altı yazar onu eteğinden tutuyor ve farklı kırk altı istikamete çekiyor. Sevgili âdeta paylaşılamıyor ve İstanbul’un güzelliği katmerleniyor… Öyküler bir araya geliyor, böyle güzel bir çalışma ortaya çıkıyor.

* Yazarlar bir nevi son asır İstanbul’unu anlatıyorlar değil mi? Geçmiş nereye kadar uzanıyor?
Evet, öykülerde son dönem İstanbul’unu görüyoruz.  1950’lerden, 1960’lardan başlayan bir iki öykünün sonrasında günümüz İstanbul’unun anlatıldığını ve oraya şahitlik edildiğini müşahede ediyoruz.