BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiddete davet

Şiddete davet

Yetmişli yıllar... gençlerin yaşadığı bu korkunç yıllarda egemen olan “şiddet” yeniden gündemde...



Yetmişli yıllar... gençlerin yaşadığı bu korkunç yıllarda egemen olan “şiddet” yeniden gündemde... Yok, hayır bundan sadece Ecevit’i sorumlu tutmak uygun olmaz. Bunda az veya çok hepimizin suçu var. Son olarak okullarda ve gençler arasında ortaya çıkan şiddet olayları toplumda geniş kitlelere bulaşma istidadı göstermektedir. Bunun temelindeki sebeplere eğilmediğimiz takdirde, yeniden eski karanlık günlere dönülebilir. Gayri memnun ve çaresiz insanların sığınağı haline gelen “şiddet uygulamaları” sadece kınanarak önlenemez. Şiddeti doğuran, teşvik eden, hatta şiddete zorlayan sebep ve saikler ortadan kaldırılmadıkça, bu sosyal yaranın çözümlenmesi zordur. Moda halini alan fiziki güç kullanımının bireysel ve/veya toplu icrası konuyu değiştirmiyor. Kanun hakimiyetini yok sayan bu tür davranışların “moda” haline gelmesi endişe verici bir durum... Eğitimden-spora, politikadan-sağlığa, ulaşımdan-eğlenceye kadar aklımıza gelebilecek her faaliyet alanında etkili hale gelen “şiddet” toplumumuzu kemirmektedir. Zaten zor şartlarda yaşayan insanlarımızın bu tür kanunsuz güç kullanımlarla bunaldığını söylemeye bile gerek yoktur. Şiddetin bunca yaygınlaşmasının altındaki sebepler incelendiğinde “iletişim”sizliğin ilk sırayı aldığını görmekteyiz. Birbiriyle konuşmayan, birbiriyle selamlaşmayan ve birbirini anlamayan nesiller haline gelişimizde sadece eğitim sistemi değil, bütünüyle üst sistemimiz töhmet altındadır... Bu arada hukuk hakimiyeti ve hukukun üstünlüğü tam olarak tesis edilemediğinden, hak arama ve haklının hakkını alabilmesi de “mahşer”e kalmaktadır. Şiddeti vazgeçilmez tek çare olarak görenlerin şuur altındaki sebep budur. Müracaat yolları tıkanan insanların kendilerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri önüne atmaları veya sokağa dökülmeleri sebepsiz değildir. Aileden-okula, sokaktan-parlamentoya kadar her alanda ısrarla sürdürdüğümüz dayatmacılık; “şiddet”e davetiye çıkartmaktadır... Sadece kamu kurum ve kuruluşlarında değil, çeşitli özel kuruluşlardaki alınan karar ve tedbirler iyi incelendiğinde dayatmacı bir zihniyetin şuur altı uygulamaları görülecektir. Bu dayatmaların kaçınılmaz sonucu “şiddet” olacaktır. Sorumsuz, bilgisiz, yeteneksiz, tecrübesiz ve eğitimsiz kadroların dayatmacılığı tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Hadiseye ilkesiz ve şartlanmış kitle iletişim araçları da müdahil olduğunda, işler iyice çığırından çıkmaktadır. Dışarıdan bakanların Türkiye’yi bir savaş alanı gibi algılamaları boşuna değildir. Günlük gazetelerimizi okuyan ve televizyonlarımızı seyreden yabancıların psikolojik terapiye başvurma noktasına gelmelerini nasıl izah edeceğiz? Bu dışarıdan kısa bir süre için bizleri izleyenlerin hali... Bir de bu şartlar altında ömür tüketen vatandaşlarımızın halini düşünmek gerekir. Canlı yayın adı altında önceden hazırlanmış metinler üzerine neredeyse ikinci cihan harbi arşiv görüntülerini de döşeyerek topluma sunanlar, bu çaresiz ve savunmasız insanlarımıza karşı psikolojik bir işkence uygulamaktadırlar. Değerlerine, inançlarına, mukaddeslerine karşı ölçüsüz ve hesapsız bir taarruzla yüz yüze kalan vatandaşlarımızın “intihar” ve “şiddet”ten başka tercihleri de ellerinden alınmıştır. Sayısız dogma ve dayatmalara muhatap olan insanlarımızın itidal ve tevekkül içerisinde olmalarının tek sebebi imanlarıdır. Bu iman ve inanç silsilesi sebebiyle olağanüstü direnç ve sabır gösteren vatandaşlarımız her yönüyle övgüye sevgiye ve iyiliğe müstahaktır. Umarız yanlış yolların ve çıkmaz sokakların farkına varılarak, daha büyük huzursuzluk ve şiddet kullanmalara sebebiyet verilmez. Bu kısa ömür bunca mihnet ve külfete değer mi, bilmiyoruz!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT