ÖMER TEMÜR

Türkiye âdeta girişimci cenneti. Genç nüfusuyla bu alanda büyük bir potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin ne kadarının değerlendirildiği ise büyük bir soru işareti. Türk startup’ları için gecesini gündüzüne katan Stage-Co’nun kurucu ortakları Neşen Yücel ve Patrick Bosteels çifti, düzenlediklerini ücretsiz etkinliklerle erken aşamadaki girişimcilere yol gösteriyor. Her ay düzenli olarak gerçekleştirdikleri Startup Weekend aktiviteleri ile girişimci adaylarını ve yatırımcıyla bir araya getiriyorlar. Neşen ve Patrick çiftine ilginç hikâyelerini ve Türkiye’deki girişimci ekosistemini sorduk.

¥ Bir Türk bankacı ve Bir Belçikalı girişimci. Sizi bir araya getiren şey neydi?
Neşen: Ben uzun yıllar bankada çalıştım. İyi bir işim ve maaşım vardı.  Kurumsal hayatta kalmak istemiyordum. Sekiz sene önce ayrıldım. Ayrılırken “Sen çıldırdın mı” diyenler oldu. O zaman startup’lar, mentorlar yoktu ama ben girişimcilik alanında büyük istek duyuyordum. İşe başladığımızda bir nevi kendi kendimi yetiştirdim. Belki de bu manada Türkiye’nin ilk girişimcilerinden biri sayılırım. Patrick ile de o zaman tanıştım. Bir dijital ajansa iş yapıyordu. Patrick’te o ajans için Türkiye’ye gelmişti. Ertesi gün pazarlama zirvesinde yeniden karşılaştık. O süreçte birbirimizi tanıma imkânı bulduk. Bir buçuk ay sonra evlendik. Ardından Patrick üç ay sonra Türkiye’ye yerleşti.
Patrick: Güzel sanatlar okudum. Film ve fotoğrafa meraklıydım. Sanatçı olmak istiyordum. Ancak para kazanmam gerekiyordu. Belçika’da tam 13 şirket kurdum. Bu şirketlerin bazılarını aldım, sattım, devrettim. Neşen ile de İstanbul’da tanıştım. Zaten gerisini biliyorsunuz.

CAREEM’İ TÜRKİYE’YE GETİRDİK
¥ İki girişimci bir araya gelirse gönüller seyran olurmuş.

Neşen: Biz hayatımızı birleştirdikten sonra Stage-Co’yu kurduk. Patrick, Türkiye’de kimseyi tanımıyor. Ben de bankacılıktan geldiğim için girişimcilik alanında kimseyi tanımıyordum. Ücretsiz toplantılar düzenlemeye başladık. Konular belirleyip konuşmacıları davet ettik. İstanbul, Ankara,  İzmir, Eskişehir ve Bursa gibi büyük şehirlerde 3D, gaming gibi konularda toplantılar düzenledik. Bu toplantılar çok ilgi gördü. İlk üç sene bu işleri yaptık. Bir yandan da yabancı startup’ları Türkiye’de yerelleştirmek için çalışıyorduk. Rusya, Almanya ve Silikon Vadisi’nden Türkiye’ye çok ilgi vardı.  Bu süreçte Careem’in Türkiye’ye gelmesine ön ayak olduk.  Ofislerini biz tuttuk. Rus startup’ı Lingolia ile çalıştık. Star of Service’in Balkanlardaki operasyonlarını gerçekleştirdik. Asıl bizi parlatan CoderDojo oldu. Kodlama konusunda ücretsiz atölyeler düzenledik. Elliden fazla CoderDojo açtık Türkiye’de. Türkiye’deki ilk mentorluk eğitimi biz verdik. İlk Startup Weekend’i Eskişehir için yaptık.

MENTORLUK “BAŞIN SIKIŞTIĞINDA” YAPILAN BİR İŞ OLMAMALI
¥ Mentorluk demişken Avrupa’da bu işler nasıl yürüyor?

Patrick: Mentorluk Avrupa’da çok yaygın. Hem okullarda hem de iş hayatında var. Mentorluk adı altında olmasa bile akıl aldığın, danıştığın bir abin vardır ya işte öyle. Ancak mentorluk Türkiye ve Avrupa’da biraz farklı yapılıyor. Türkiye’de mentorlar daha çok akıl vermek ve ‘En doğrusunu nasıl yapılır, ben anlatayım’ şeklinde davranıyor. Avrupa’da ise ‘Bunu başarman için ben ne yapabilirim’ şeklinde yürüyor. Oysa mentorluk belirli bir disiplin içinde olmalı. Düzenli aralıklarla bir araya gelinmesi ve ‘menti’nin mentorun peşinden koşması gerekiyor. Türkiye’de genellikle başı sıkıştığında bir araya geliniyor. Maalesef uzun yıllara dayalı bir ilişki yok.

NÜFUSU AZ OLAN ÜLKELER DAHA BAŞARILI
¥ Hep sorulan bir soru vardır; “Türkiye’den niçin unicorn çıkmıyor” diye. Aynı soruyu sormak istiyorum. Neden bizden bir milyar dolarlık girişim çıkmıyor?

Patrick: Türkiye’de çok sayıda girişimci var ama startup olabilmek için global düşünmek gerekiyor. Bence Türkiye’den startup çıkmamasının asıl sebebi de burada yatırıyor. Mesela İsveç’te 6 tane, Belçika’da 11  tane unicorn var. Estonya 1,3 milyonluk bir ülke ama üç tane unicorn çıkarmayı başarmış. Düşünsenize Bakırköy kadar nüfusu olan bir ülkeden bahsediyoruz. Tabii kaynakları çok az. Senenin altı yedi ayı kar altında geçiyor. Bir şekilde ekonomilerini büyütmeleri gerekiyor. Dolayısıyla küçük ülkeler ticaret yapabilmek için mecburen global düşünüyor. Oysa Türkiye 82 milyon nüfusa sahip.  Buradaki startup’lar iç pazarı hedefliyor, global düşünemiyor. Buradan küçük ülkelerin dezavantajı avantaja dönüyor.

STARTUP’IN DİLİNİ ANLAMIYORLAR
¥ Türkiye’deki yatırımcı-startup ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Patrick: Bir kitap yazıyorum. Türkiye’deki önde gelen yatırımcılarla röportaj yapıyorum. Yatırımcılarla sorduğumda hepsi Türkiye’de yatırım yapacak startup yok diyor. Oysa kimse çözümün bir parçası olmak istemiyor. Para olmalı, tecrübe olmalı ki startup’lar çalışabilsin. Yatırımcılar çözüm konusunda bir şey söylemiyor. O taraf bir kara delik. Türkiye’deki yatırımlar daha çok devlet fonu üzerinden yapılıyor. Bunu anlamıyorum ben. Türk yatırımcılar hep yurt dışına yatırım yapıyor. Çünkü hemen para kazanmak istiyor.  
Neşen: Yatırım yapabilmek için o konuda uzmanlık gerekiyor. Oysa yatırımcılar sizin neden bahsettiğinizi anlamıyor. İnşaattan kazanmış parayı, startup’ta değerlendirmek istiyor ama nanoteknoloji, DNA üzerinde çalışan startup’ı anlamıyor. Ayrıca bizde yatırımcı havuzu çok küçük. Kısa vadeli düşünmenin yanı sıra duygusal kararlar veriliyor. Bir şirket yatırım yaptıysa ben de yapayım diyorlar.

TÜRK GENÇLERİ KÜRESEL DÜŞÜNÜYOR
¥ Türkiye’nin potansiyelini nasıl görüyorsunuz?  
Patrick: Türkiye’deki gençlerin görüşü daha açık ve dünya ile daha fazla bağlantılılar. Daha küresel düşünüyorlar. Bütün dünyayı kendi oyun alanları olarak görüyorlar. Özellikle gençlerde Avrupa’daki gençlikten çok farklı bir profil görmüyorum. Ancak 35 yaş üstü için bu durum biraz daha zor.  Değişim ve dönüşüm gençlerden gelecek. Bir nesil sonra asıl patlamayı göreceğimize inanıyorum.