Bir Karadeniz kızı Nehir Yılmaz. Of'lu ve Of'lu olmanın tüm özelliklerini taşıyor. Bizim yolumuz 2005 yılında rallilerde kesişti. O benim ilk kopilotumdu ama enerjisiyle, doğaya olan dostluğuyla, samimiyetiyle hayatımdaki yeri çok derin ve sağlam. Röportaj sebebim ise büyük başarı sağladığı atlı okçuluk sporu. Atın üzerinde ayağa kalkıp akrobasi de yapabilen Nehir aynı zamanda tam bir doğa âşığı. Bir gün Phuket adasında koca bir fili yıkarken, bir gün dağlarda zehirli yılanın sırtını okşarken, bir gün rallide bayan kopilotlar birincisi olarak podyumda, bir diğer gün tarlada ekin ekip biçerken görebilirsiniz kendisini.- Kısaca kendini anlatır mısın?
1979 doğumluyum ve tam bir doğa tutkunuyum. Bu da Karadenizli olmamdan kaynaklanıyor sanırım. Of'ta doğdum ve büyüdüm 5 yaşında kadar. Sonrasında Samsun'a gittim ve ilkokulu orada bitirdim. Çocukluğum kocaman yaprakları olan kayın ağaçlarının arasında dere kenarlarında geçti. Sonrasında da hep böyle bir bağ hissettim. Sonra da İstanbul'a geldik. Lise biter bitmez de hayalim olan doğa rehberliğine başladım.
- Doğa rehberliğine başlama serüvenin nasıl oldu?
Atlas dergisinin arkasında günübirlik doğa yürüyüşü reklamlarını görürdüm. Bir gün bütün cesaretimi toplayıp bunlardan birisine katıldım ve katıldığım ilk programda bu işin benim işim olması gerektiğine karar verdim. Zaten rehberler de senden iyi rehber olur dedi ve 2. tura yardımcı rehber olarak katıldım. Bu arada yıl 1999'du ve o yıllarda doğa turları yeni yeni başlamıştı Türkiye'de. Ben de doğa turları düzenlemeye başladım. Sonrasında uzun seneler alternatif turizm yapan bir acentede çalışmaya devam ettim. 
- Sonra bir ara İstanbul'u terk ettin sanırım, doğada yaşadın…
2007 yılında rehberliği bıraktım ve İzmit'te Samanlı dağlarına yerleştim. Orada bir Karaaslan Kamping Tesisleri'nde bir dağ evinde 3 yıl boyunca ATV turları düzenledim. 4 tekerlekli bu motosikletlerle de doğa turları yaptım. O dönemde ekolojik ürün yetiştirdiğim bir de tarlam oldu. Yurt dışı seyahatlerinde farklı tohumlar bulduğumda satın aldım ve ektim. 
- Ben yarışmaya seninle başladım. İlk kopilotumdun. Rallideki acemiliğimi senin tecrübenle yendik. Sen peki nasıl başladın bu işlere?
2002 yılında başladı motorsporları maceram. İlk yarış arabasına oturduğumda "bu benim hayatım olmalı" dedim. O dönemden bu yana da kopilotluk yapmaya devam ediyorum. Şu anda 2015 sezonunda da Hakkı Ağaoğlu ile birlikte yarışıyorum ve iyi bir sezon geçiriyoruz. 
- Çocukluğun Of'ta geçti sonra İstanbul var, nereli hissediyorsun kendini? Memleketini nasıl anlatırsın?
Of'luyum. Annem Oflu, babam da Oflu. Gerçekten çok bağlıyız Of'a. Karadeniz'e bağlı hissediyorum kendimi. Oranın doğası benim için çok özel. Ne zaman doğaya çıksam hep Karadeniz özlemi hissederim. 
- Bu sene rallilerde de iki Oflu yarışıyorsunuz, zor olmuyor mu?
Aslında iki Oflu bir arada olunca orada kıyamet kopar derler, gerçekten kopabiliyor da. Ancak ikimiz de profesyonel düşündüğümüz için, yarış esnasında Ofluluktan kaynaklı bir sorun yaşamıyoruz. Yani yarış esnasında sorun yok. Yarış dışında olabiliyor, iki inatçı, iki hırslı bir arada, Ofluca atıştığımız oluyor bazen.


- Atlı okçuluk nereden çıktı? Türkiye'de çok az insanın yaptığı bir spor.
Atları çok seviyorum. En sevdiğim hayvanlar arasındaydı her zaman için. Atlarla yakın olma fırsatım çok olmadı. Sadece çocukluğumda abimle bir kaç kez binmiştik. Hep ata binmeyi istemiştim ama atlı okçuluk diye bir spor olduğunu bilmiyordum. Bundan 1,5 sene önce, ofiste masamda bir broşür buldum. "Çanakkale Atlı Okçuluk müsabakaları yapıldı" yazıyordu. Şaşırdım ve orada olmak istedim. Araştırmaya başladım ve İstanbul Atlı Okçuluk ve Tarihi Saray Sanatları Kulübü çıktı ve ve o telefonla benim için bu süreç başlamış oldu. Sürekli kulübe gittim. Önce ata binmeyi öğrenmeye başladım. Kendime bir yay edindim ve yerde ok atmayı öğrendim. 

Bu iş emek ve sabır ister 
- Ata binmekle ilgili ne söylersin?
İletişim gerektiren bir spor. Atla iletişiminiz çok önemli. 
- Atlı okçuluk yapan kaç bayan, kaç erkek var şu an Türkiye'de?
10, 15 bayan vardır en fazla, erkek de 100'ün üzerinde değildir. Geleneksel Spor Dalları Federasyonu'na bağlı ve geçen seneye kadar bir şampiyonası dahi yoktu. Bu sene ikinci şampiyona yapılacak. Çanakkale'de ise Biga Kaymakamı vesilesiyle uluslararası müsabakalar yapılıyor. Yine ağustos ayında yapılacak, benim için çok önemli çünkü benim ilk katılacağım müsabaka olacak.
- Ünlü oyuncu Cemal Hünal da bu sporu yapıyor, tanışıyor musunuz?
 Tanışıyoruz. Bu sporu yapmamda çok emeği var, bu sporu da çok destekliyor ve çok da iyi bir sporcu kendisi. Onu izlediğiniz zaman spora hayran olmamak elde değil, izleyince "Ben de bu sporu yapmalıyım" diyorsunuz. Şu an onun sayesinde çok daha rahat hissederek atın üzerinde ok atabiliyorum. 
- Bu spora başlamak isteyenler nasıl başlayabilir?
 Atlı okçuluk sabır ve zaman gerektiriyor. Önce ata binmeyi öğrenmek lazım. Bu bazıları için 1 ay, bazıları için daha da uzun. Sadece ata binmek de yetmiyor. Ayrıca bir de okçuluk eğitimi almanız lazım. Biz geleneksel yaylarla ok atıyoruz. O yaylardan edinip sürekli antrenman yapmak lazım. İstanbul'da bu iş için tek adres var o da İstanbul Atlı Okçuluk ve Tarihi Saray Sanatları Kulübü. Bunun dışında Kayseri'de, Uşak'ta, Sivas'ta, Kapadokya'da, Balıkesir'de ve Çanakkale'de kulüpler var. Ama  zaman ve emek istiyor. Atın üzerinde elleriniz havada dört nala gidebilecek durumda olmanız lazım ki, o sırada ok atabilesiniz.

DOĞANIN KIZI
 Nehir'in doğa ve hayvan sevgisi sınır tanımıyor. Bir gün tedavi edilmesi gereken iki ayı yavrusunu uçakla götürmek istiyor. Ancak THY "Yolcular arasına alamayız" diyor. Düşünün THY hostesisiniz ve karşınıza iki ayı yavrusu geliyor. Tabii ki özel izne tabi bir konu, ama sonuçta Nehir ne yaptı etti, o ayıların ulaşımını sağladı ve tedavi olacakları alana iletti. Bu gibi anılar onun doğa aşkının bir parçası…



YARALI ŞAHİNE EV BAKIMI
Sınırsız hayvan sevgisi

"Hayvanlarla iç içe yaşıyorum ve onları çok seviyorum. Sokak hayvanları ile ilgili de mücadele veriyorum ve onlara elimden geldiğince yardım etmeye çalışıyorum. Doğada da zaman zaman vahşi hayvanlarla karşılaşıyorum. Soğuk çarpması ve yanlış avlanmadan dolayı yaralanmış bir şahini buldum ve ona evimde baktım. O döneme kadar hiç bilmediğim bir konuydu bu vesileyle internetten araştırma yapıp Ahmet Emre Kütükçü'ye ulaştım. Kendisi veteriner hekim ve vahşi hayvanlar konusunda uzman, bana önce telefonda yardımcı oldu, sonra fotoğraflarla tarif etti. Şahini havluyla tutarak ve bir elimde enjeksiyon iğnesiyle ciğerle beslemek zorunda kaldım ve benim için bir hayli ilginç bir deneyimdi. Bir hafta evimde strese girmesin diye hiç televizyon açmadım. Sonra onu daha detaylı tedavi için üniversiteye götürdük. İyileşince de doğaya salmak çok mutlu etti beni, muhteşemdi..."

Nehir'in şovunu izledikten sonra, ben de oku elime alıp atın sırtına çıktım. Acemiliğimi hissetmiş olmalı ki, at da fotoğraf faslı bitene kadar sakin sakin durdu.
HAZIRLAYAN - BURCU ÇETİNKAYA