DAMLA PEKER

AYFER HANIM-BİLECİK

Felçli kızının tedavisi için başını açtılar!  

Ecra doğar doğmaz bize, ‘ameliyat ettirmeyebilirsiniz, çünkü boynundan aşağısı tamamen felç kalacak, onun oturabilmesi bile çok az bir ihtimal’ demişlerdi. Ama biz Ecra 1 yaşındayken tedaviye başladık. O zaman asgari ücretle geçiniyorduk ve her ay düzenli olarak tedaviye gidiyorduk. 8 senemiz böyle geçti. Tekerlekli sandalyede oturur vaziyette olması onun için en iyi hâldi. Okula başladığında sınıfı üst katta olduğu için babası birkaç sene Ecra’yı sırtında sınıfına taşıdı. Onun eve kapanmasını hiç istemedik, okula gidip geliyordu ama ‘ayrı bir aktivitesi olsun’ dedik. Ne olabilir diye düşünürken 13 yaşında okçulukla tanıştı. Okçuluğu severek yapıyor, geçen yıl okçulukta birinci oldu. Eşimle sırt sırta verdik. Aslında üçümüz el ele tutuşup bunu başardık. Tedavi döneminde, Marmara Üniversitesi kampüsündan geçerek rehabilitasyon merkezine gidiyorduk. O zaman da üniversitelere başörtüsüyle girilmiyordu. Çocuğumu tedavi ettirebilmek için başörtümü açmak zorunda kaldım. Devlet bizi o kadar destekliyor ki; engelli maaşı olsun, sağlık hizmetleri olsun, her şeyimizi devletimiz yapıyor.

 

HÜLYA HANIM-ERZİNCAN

Kızının hem annesi hem babası hem de kardeşi oldu   

15 Haziran 2008’de kızımın üniversite sınavı vardı. Sınava gittik, kızımı bekledik. O gün aynı zamanda babalar günüydü. Hem sınavı hem de babalar gününü kutlayacaktık. Yolda giderken kaza yaptık. Hastanede gözlerimi açtığımda ilk önce oğlumu sordum. Doktorlar yaşıyor dedi. Oğlumun acı haberini 10 gün sonra öğrendim. Eşim 17 gün yoğun bakımda kaldı. Daha sonra onu da kaybettim. Kızımı yüzde 1 yaşama umuduyla Trabzon’daki bir hastaneye göndermişler. 3 ay yoğun bakımda kaldıktan sonra Erzincan’a döndük. Orda da tedavi devam etti. Doktorların ilk söylediği ‘Fulya kendine gelemeyecek, sizi hatırlamayacak’ oldu. İlk başta gerçekten beni tanımıyordu. Daha sonra yavaş yavaş toparladı. Kızım tedavi gördüğü sırada sınav sonuçları açıklandı. Fulya Erzincan il 2’ncisi olmuş. Dershane hocalarının tercihi ile Hukuk Fakültesine birincilikle yerleşti. Zorlu bir okul sürecinin ardından 2014’te mezun oldu ve mesleğine adım attı. Eşimden kalan maaşla geçiniyoruz. Fırınlara maya veriyoruz. Kızım hayata bağlanma sebebim. Onun başarılı olduğunu görünce hem kendi adıma hem de babası ve kardeşi adına gurur duyuyorum. Ben Fulya’nın hem annesi, hem babası hem de kardeşiyim. 
  

NURAY HANIM-BOLU

Bize geçmiş olsun diyenlerin yerinde olmak isterdim

Hamile olduğumu öğrendiğim sıralarda ultrasona girmedim. Çocuğumun rahatsızlığını doğumda öğrendim. Hastanede altını değiştireceğim sırada doktorlar SpinaBifida olduğunu söylediler. Bu hastalığı daha önce hiç duymamıştım. Doktorlar en fazla 15 gün ila 3 ay arası yaşar dediler. Sırtındaki kitle farklıymış. Bacaklara giden damarları tamamen harap olmuştu. Bir de böbreklerinde sıkıntı vardı. Doktorlar, ‘başka doktorlara götürmenize de gerek yok’ dedi. Biz yine de başka doktorlara götürdük. Bir doktor ne kadar temiz bakarsanız o kadar ömrü olur demişti. Emre ile aynı zamanda doğan çocukların hepsi vefat etmişti. Bizim için çok çok zordu. 20 yaşındasın, cahilsin, ilk çocuğun. Elimden bir şey gelmiyordu. Bize geçmiş olsun diyenlerin yerinde olmak isterdim. İlkokula başlayıncaya kadar bebek arabasında taşıdım. 4’üncü sınıfta doktorumuzun hediye ettiği tekerlekli sandalyeyle götürüp getirdim. İkinci kattaki evimize sırtımda indirip çıkartıyordum. Benim ayaklarım onun ayakları oldu. Dışarıda insanların bakışında iticilik vardı. Ama ben yine de çocuğumu hiçbir zaman eve kapatmadım. Okula ilk başladığında ben de onla birlikte gittim. Üniversite mezunu Emre, şu an 23 yaşında.

FATMA HANIM-KARABÜK

Tamirci oldu iki çocuğunu büyüttü

1991 yılında eşimi kaybettim. Eşimin oto boya ve yedek parça işi vardı. Ben başına geçmek zorunda kaldım. Çünkü iki küçük çocuğum vardı. 25 yıldır bu işle uğraşıyorum. Şu an işimi de çocuklarımı da büyüttüm. O zamandan beri de devam ediyorum. Şubemi bile açtım. Onları tek başına büyüttüm. Sanayide bu işe başladığımda çok zorlandım. Küçük bir şehirde olduğum için daha da zordu. Eşim vefat etmeden önce ev hanımıydım. Kendimi sanayide kabul ettirmekte zorlandım. O zamanlar Türkiye’de hiç yedek parçacı yoktu. Esnaflar beni tanıyor biliyorlardı ama hiç hoş karşılamıyorlardı. İlk etaplarda 1-2 sene kabul etmediler. Dışarıdan gelenler ben tezgâhtayken ‘buyurun’ dediğimde ‘başka arkadaş gelsin’ diyorlardı. Şimdi de beni arıyorlar. ‘Abla sen bir şey yap’ diyorlar. Onların ‘Fatma ablasıyım’ ben. ‘Keşke daha önce çalışmaya başlasaydım’ diyorum. 

HATİCE HANIM-KONYA

 7 kişilik aileye bakıyor

Eşim madde bağımlısı, bir işi yok. Yaklaşık 30 seneden beri evin geçimini bisiklet tamirciliği yaparak sağlıyorum. Beş çocuğumdan dördünü bu işten kazandığım parayla evlendirdim. Evimin bir odasını bisiklet tamiri için ayırdım. Yıllardır 7 kişilik ailemin yükünü omuzladım. Aç kalmak, dilenmek yerine bu işi yapıyorum. Ben seviyorum mesleğimi. Bisiklet tamirine ilk olarak İstanbul’da başladım. Gölcük depreminden sonra Konya’ya geldim. Başladığım ilk günlerde tamir için gelenler kadın olduğum için ön yargılı davrandı. ‘Ne yapacak, ne edecek’ dediler. Tamir için geliyor, vazgeçip geri gidiyorlardı. Sonra ise ‘abla sen tamir et’ diye bisiklet getiriyorlar.