BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

SAPKINLIK BATAĞINDA -III- Batıl inançlılar, vahye karşı inatla direndiler

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

Prof. Dr. Osman Kemal Kayra
osmankemalkayra@gmail.com
Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi

Geçen yazılarımızda temas etmeye başladığımız, vahye dayalı dinlerin dışındaki batıl inanışlara devam edeceğiz.

Vahye dayalı dinlerin her devirde var olmalarına rağmen, batıl inanışların da bu ilahî nizamlara hep inatla direnmeleri de hayli ilgi çekicidir.
Büyük devletler kurup kültürlerini medeniyetlerinin sembolleri yapan, kudretli edip ve filozoflar yetiştirip mamur beldeler inşa eden toplulukların en önemli eksiklikleri, ilahî dinleri idrak edememiş olmalarıdır.
Roma’nın eski “şehir tanrıları” Jüpiter, Mars ve Quirinus’tur. Bunlar “millî tanrılar”dır. Tanrı ve milliyet hangi sosyolojik tabana oturtulabilir?!.
Yahudilere göre; Yahve (Yehova) yalnız Yahudilere yardım eden tanrıydı.
İslam öncesi Araplarda da sapkınlık boyutları hayallerin üzerindedir. Bir sürü “tanrı” ve “tanrıça” iş bölümü yapmışlardır. El birliğiyle Arap kavimlerine tanrılık yaparlar. Arap dünyası dinî-idarî kantonlara ayrılmış gibidir.
Güney Arabistan’da yani Yemen’de on iki tanrı hükümrandır: Anbay, Havkum, Sema, Rub vs.
Hicaz ve Kuzey Arap bölgelerinde tanrılar daha da fazladır; sayıları kırkı bulur: Bes, Dul Halasa, El-Ukaysir, Yüek, Yaribol...
Kâbe’nin, Hazret-i Âdem’den beri kutsiyeti olan bu muazzam yapının putları daha da özeldir. En meşhurları Hubel, Uzza, Lat ve Menat’tır.
Lat, Uzza ve Menat “Üç Kuğular” diye anılan tanrıçalar olup tanrının kızları olarak bilinirler. Burada baba tanrı kimdir, o da net değildir.
El- Uzza en güçlü tanrıçadır. Hubel savaş tanrısıdır.
Arap savaşçılar Cahiliye Döneminde kendilerini Uzza ve Hubel’in çocukları olarak tanıtırlardı.
Tanrı ve tanrıçaların bir anne ve babaları vardı. Güçlü olan ve kumandayı ellerinde tutan baba tanrı ve ana tanrıçalardır.
Eski Yunan’da baba tanrı Zevs ve karısı ana tanrıça Hera’dır. Apollon, Poseidon, Aphrodite, Ares, Hermes, Hephaistos, Atena, Hades de diğer güçlü tanrı ve tanrıçalardır.
Tanrılar yönünden en zengin olan bölgelerden birisi de Mezopotamya’dır.
Sümerlerin yer altı tanrısı Ab-Zu, Tiamat’ın kocası ve Anşar ve Kinşar’ın babasıdır. Ab-Zu her yıl tabiatı canlandıran tanrı olarak bilinir.
Anu; Sümer, Akad ve Babil mitolojisinde tanrı kral ve gök tanrısıdır.
Enil de gök tanrısıdır.
Eski Mısır da tanrılar yönüyle zengindir.
Amon, baş tanrıdır. Ra, güneş tanrısı, Anubis, ölülerin tanrısı, Horus ise gök tanrısıdır.
Japonlarda millî din Şintoizm’dir. Japonca adı “Kami-Nomiçi”dir (Tanrıların Yolu). MÖ 7. yy’a kadar inen bu inanış millî bir din olup tabiata tapmayı esas alır. Gök (Baba Tanrı)  ile yer (Ana Tanrı) hem kardeş hem de karı kocadır. Bunların çoğalmasıyla Japonya’da binlerce ilah vardır!
İmparator güneş ilahesini torunudur.
Erkek tanrılar (İzangzi ) ve dişi tanrıçalar  (İzanami)dir. Bunlar evlenir, hasta olur, yıkanır, ağlar ve ölürler. Şintoizm’in kurucusu ve tek tanrısı yoktur.
Türk mitolojisinde de en önemli tanrı ve tanrıçalar şunlardır: Erlik Han, kötülük tanrısıdır ve hemen hemen İblis’e denktir. Altay tanrılarındandır. Mavi göklerin sahibi Tengri Han veya ‘Gök Tanrı’dır. Ülgen, iyilik tanrısıdır ve altın tahtta oturur. Ak Ana, sular tanrıçasıdır. Kırgız ve Altay tanrısı Tulpar’dır. Yakut Türklerinin tanrıçası, Kartal Ana’dır. Dişi kurdun kızı Asena, Türklerin hükümdarları olan Aşına, Şunnu, Asen ve Zenabe dişi kurttan türemişlerdir. Kayra Han en büyük tanrı ve diğer tanrıların yöneticisidir. En son gök tabakası olarak düşünülen 17. katta oturur. Burada dikkate değer en önemli husus; politeizm içinde genelde bir “gök tanrı” motifi  bulunmasıdır.
İnsan, ayağını bastığı toprağı deruni olarak incelemeden sathi olarak düşünürken, özellikle göklerle temasının hiç olmadığı dönemlerde, sonsuz gibi görünen boşluk onlara hep ilgi çekici gelmiştir. Modern dönemin ateist astronotları “Uzayda tanrıyı aradım ama bulamadım” yavelerini ve herzelerini savururken, ilkel dönemlerin gök tanrı inanışıyla bir noktada buluşup ayrışıyorladı. İlkeller gök tanrıya kesin inanırlarken, modern astronotlar hâlâ yaratıcıyı (Allahü teâlâyı) gökte arama cehaletini yaşamışlardır.
Sadece bakmakla yetinilen, temas edilemeyen gökyüzündeki ay, güneş ve sair gök cisimleri hep büyüleyici bir sır taşımıştır. Bu muazzam mozaik ilkel insanlar için tanrısal ve boyutsuz bir mekândır.
Göktürklerde tanrı kavramı açıkça beyan edilmemekle birlikte satır başları açıktır. Göktürk Kitabeleri dinî yazıtlar değildir. Yine de bazı noktalara bu taşlarla ulaşmak mümkündür. Göktürklerde Kök Tengri’nin (Gök Tanrı) kesin hükümran olduğu açıktır. Bilge Kağan da Gök Tanrı gibi gökte olmuştur. Bilge Kağan’ın  küçük oğlunun adı da “Tengri Kagan”dır.
Yazıtlar Doğu Cephesi -1.’de “Üstte mavi gök, altta kara toprak yaratıldığında” ifadesinde gök ve yerin yaratılışında edilgenlik esastır. Bir fail etken olarak bunları yaratmıştır. Göktürklere göre bu fail, Gök Tanrı’dır.
Doğu Cephesi Güney -11.’de “Yukarıda Türk tanrısı mukaddes yeri suyu öylece tanzim etmiş.”
“Türk Tanrısı” ifadesi de bütün önceki kavimlerde olduğu gibi millî bir tanrı kavramının göstergesidir. Kök Tengri “Allahü teala”nın karşılığı değildir. Allah bütün varlıkların, bütün mahlukatın yaratıcısıdır.
“Üze Türk Tengrisi Türk ıduk yiri subı ança itmiş. Burada da Türk tanrısı ifadesi açıkça görülmektedir. Türk’ün kutsal yeri ve suyunu yaratan yine Türk’ün tanrısıdır.
Babam kağan uçtuğunda (öldüğü zaman) küçük kardeşim Kültigin yedi yaşında kaldı. Umay gibi annem hatunun devletinde küçük kardeşim Kültigin er adını aldı.
“Umay teg ögüm katun kutınga inim Kültigin er at boldı.” Kültigin Doğu, 31.”
Kök Tengri mekânı belli (mekândan münezzeh) olmayan sadece bir milletin tanrısıdır. Evrensel değildir. Âlemleri Rabbi değildir.
Umay da eski kavimlerin bol miktardaki tanrıçalarına nispetle güçlü bir bebek, kadın ve küçük hayvan tanrıçasıdır.
“Tengri teg tengride bolmak”, ”kut”u ve tanrısal gücü ifade eder. Osmanlıdaki “zıllulâh-i fi’lâlem” ifadesine biraz benzer. Burada “zıll” kelimesi madde ile ilgisi olmayan hilafete verilen manevi güç demektir.
Türklerde başta tek tanrı da olsa bu tevhit inancının dışındadır. Vahye tâbi olmadan ve risâlete inanmadan tevhit gerçekleşmez. Bu durumda her şey nettir: Türkler İslamiyet’i kabul edene kadar muvahhit (ehli tevhid) değildirler.
Bugünkü ehl-i kitap da risâlet yönüyle batıl olup Peygamber efendimizi tanımadıkları için küfür batağındadırlar.
Budist Türklerde Burkan (Bud) tanrılar tanrısı olarak nitelendirilirken politeist anlayış içinde batıl bir monoteizmi temsil eder.
Sekiz Yükmek adlı Budist Türk dua metninde Buda’da “Tengri Tengrisi Burkan” diye söz eder. Burkan bu metinde “tükel bilge biliglig” yani her şeyi bilendir.
Budist rahipler insanlardan Buda’ya şikâyet ederken şeytana ve “kam”a yani şamana inananları hedef alırlar. Bu metinde şamanlar şeytanlarla aynı seviyededir.
Aynı metinde geçen “bir ikintike” yani ikinci hayata ifadesi ahireti değil reenkarnasyonu ifade eder “ba’s ü ba’de’l- mevt”le alakası yoktur. Budist Türklerde “üç erdin”i, “Buda , şeriat, cemaat” olarak geçer. “Namo But, namo dram, namo sang” Yani Buda’ya, şeriatine ve cemaatine saygı…
Budizm’de nübüvvet müessesesinden alıntı ve çalıntı olduğuna inandığımız mesajlar da vardır.
Nefs ve iman terimlerinde ve diğer bazı konularda açık belirtilerin bir kısmı şöyledir:
Buşı paramit-sadaka vermek.
Çakşapat paramit-ahlak fazileti.
Serinmek paramit-sabır ve tahammül.
Katıglanmak paramit-sebat ve azim.
Dıyan paramit-vecd ve istiğrak.
Bilge bilig paramit-hikmet fazileti.
Ayrıca “sakınç” istiğrak ve derin tefekkür gibi temalar vahyi dinlerin şifrelerini taşımaktadır.
Bunca batıl yanında vahyin tebliği nasıldı? Şimdi biraz buna bakalım:
Peygamberlerin halka tebliğ sistemi doğrudan, ilahî vahyin saptırılmadan Cebrail’in “aleyhisselam” bildirdiklerinin veya diğer ilahi vasıtaların yardımıyla gönderilen ve bildirilen gerçeklerin açıklanması şeklinde olmuştur.
Peygamberler yorum yapmadı. Kendilerinden hiçbir şey eklemedi. Rableri tarafından ne bildirildiyse onu söylediler.
Nitekim Yüce Peygamberimize vahyedilen ayetlerde bu çok net bildirilmiştir.
“ … O arzusuna göre konuşmaz. Bildirdikleri vahyedilenlerden başkası değildir (Necm-1,2,3.)
Evet  peygamberler çok zeki, çok akıllı ve çok farklıdırlar. Çünkü onlar Allâhü teâlânın seçtiği kullardır. Fetanet sıfatları vardı. Emindirler. Bildirilenden başka hiç ekleme yapmazlar. Akılları ve diğer melekeleri ve insanları âciz bırakan mucizeleri, etrafındaki insanların inanmalarına yardımcı olmak için, kendilerine bahşedilen ilahî imtiyazlardır. Bu meyanda bazı müsteşriklerin saçmaladıkları gibi parapsikolojik verilerle ve hipnozla hiç münasebetleri olmamıştır.
Vahye dayalı hak dinler de son dine kadar bölgeseldir. Bunun da sebebi her bölgede bulunan batıl din taklitlerine karşı hakikatin tebliği içindir. Bu sistem Peygamber efendimize kadar böyle olmuştur.
Amy Borgeud’nun eserinin Fransızca tercümesinde Avrupalının meseleye bakışı çok enteresandır:
“İslam şevket ve kudretinin üçüncü bir unsuru da bütün müminlerin aralarında hiçbir renk, menşe ve içtimai mevki farkı olmamak suretiyle ve Allah’a karşı müsavi olduklarında ısrar etmelerinden mütevellittir.”
Bu kardeşlik bir tavsiye değil bir düsturdur. Bu husus Hucurât suresi onuncu ayetle tescillenmiştir. Yani “Müminler ancak kardeştirler.”
Bunu açıklayan Hadîs-i şerîfler de çok nettir: “Müminler kardeştirler. Hiç birinin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur; meğer ki takva ile ola” veya “Ey nas! Sizin Rabb’iniz birdir. Haberiniz olsun ki bir Arab’ın Arap olmayana; Arap olmayanın da Arap olana; hiçbir siyahın kumral üzerine ve hiçbir kumralın siyaha üstünlüğü yoktur. Meğer ki takva ile ola. Şüphesiz ki Allah katında en keriminiz en müttekî olanınızdır.
Ne mevki ne renk  ne de bölge… Son din icmâlîdir. Parantez kapanmıştır.
Sebe’ Sûre-i celîlesi 28 âyet-i kerîme’de “Biz seni ancak bütün insanlara müjdeci ve haberci olarak gönderdik; lâkin insanların çoğu bunu bilmez.”
Burada iki unsura dikkat çekmek lâzım: Birincisi; “Kâffeten li’n-nâs” ibaresidir ki, bu dinin cihanşümul olduğunu, bütün insanları kapsadığını bildirirken ikinci madde acı gerçeği vurgular: “Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” İşte bizim de uzun zaman üzerinde durduğumuz ve durmaya devam edeceğimiz husus şudur: Her ilahî vahye direnen hem inatla direnen insan topluluklarının varlığı...

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
602868 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/602868.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT