BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İktisadi kalkınma yolunda özelleştirme ve önemi

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

Dr. Hayrettin TÜLEYKAN

TOGÜ İİBF Maliye Bölümü Öğretim Üyesi

hayrettin.tuleykan@gop.edu.tr
 

Artık üreten, yöneten ve denetleyen devlet anlayışı yerini üretim araçlarının özel sektöre devredildiği, daha küçük ama güçlü devlet anlayışına bırakmıştır. Dünya genelinde değişen ihtiyaçlar, hem kamu hem de özel sektörde büyük bir dinamizmi zaruri kılmaktadır.

Ekonomide kamunun payının azalmasıyla birlikte faiz oranları da düşer.

Özelleşen devlet kuruluşları, daha verimli çalışmaya başladı.
 

Ortak atın beli eğri olur.

Bir şeyin sahibi herkes ise o şeyin sahibi hiç kimsedir.

Yirminci asrın ikinci çeyreğinden itibaren klasik anlamda devletin görevleri sorgulanmaya başlanmış; artan ihtiyaçlar, siyasi ve sosyal gelişmelere bağlı olarak devletin ekonomide görevleri ve müdahale alanları artmıştır. 1930 ekonomik buhranı sonrası Keynezyen iktisadın doğuşuyla beraber bu müdahaleci yaklaşım iktisadi anlamda meşruiyet kazanmış, kamu ağırlığı her sahada hissedilmeye başlanmıştır. Öyle ki günümüzde dahi, soyut bir kavram olan devlet, vatandaş nezdinde, ağırlıklı olarak kamu hizmetleri aracılığıyla görünür hâle gelmektedir.

Ancak bu durum yüksek kamu harcamalarını ve vergi gelirlerinde artışı beraberinde getirmiştir. Bir taraftan kamu hizmetleri ve talebi artarken diğer taraftan bütçe açıkları ve kamu borçlarında artış yaşanmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bütçe zorlukları, kamu yöneticilerini çeşitli arayışlara yöneltmiştir. Bu arayışlar neticesinde 1970’li yıllarda devletin ekonomide rolünü azaltan ve kamu hizmetlerinin sunumunda özel sektör payını artıran akımlar gelişmeye başlamıştır. Artık üreten, yöneten ve denetleyen devlet anlayışı yerini üretim araçlarının özel sektöre devredildiği, daha küçük ama güçlü, piyasayı düzenleyen ve denetleyen devlet anlayışına bırakmaya başlamıştır.

Bu değişimde yukarıda bahsedilen iktisadi sebeplerle birlikte nüfus artışı, dünya genelinde ortaya çıkan refah seviyesi ve baş döndürücü hızla ilerleyen teknoloji karşısında çok değişen ve çeşitlenen ihtiyaçlar da yer almaktadır. Bu durum hem kamu hem de özel sektörde büyük bir dinamizmi zaruri kılmaktadır.

TEKNOLOJİK GELİŞMELER VE DEĞİŞİM İHTİYACI

Serbestleşme ve teknik gelişmelere paralel olarak artan rekabet, verimlik ve etkinlik yarışında sadece özel sektör değil kamu sektörü de büyük bir değişim ve gelişim baskısı altında kalmaktadır. Kamunun geleneksel üretici-müdahaleci yönetim ve büyük bütçe anlayışıyla bu değişim ve gelişime cevap vermesi imkânsız hâle gelmektedir.

1980 sonrası dünya ekonomisinde liberalleşme hareketleriyle birlikte özellikle gelişmekte olan ülkelerde radikal değişimler yaşandı. Hem borç kısır döngülerinden kurtulmak hem de uluslararası ekonomik sisteme entegre olmak adına köklü reformlara yöneldiler. Dünya ekonomisi daha çok liberalleşirken, sosyalist ülkelerde serbestleşme yönünde atılımlar gerçekleştirmeye başladı.

1990’lara gelindiğinde sosyalist blok çöktü, liberal ekonomik düzen global manada daha fazla alanda geçerlilik kazanmaya başladı. Bu olağan üstü gelişmeler ve dönüşümler, kamu yönetim, hizmet ve finansmanında hükûmetlerin etkinlik ve verimlik arayışlarını da artırdı.

KAMU YÖNETİMİNDE REFORM

Kamuda var olan hantallık ve etkinsizliğin önüne geçmek için bir takım yenilikçi bakış açıları geliştirilmeye başlandı. Bu yenilikçi bakış açılarının iki temel ayağı vardı. Bunlar yönetimde reform ve ekonomide kamunun rolünün yeniden belirlenmesi ve payının azaltılmasıdır.

Liberalleşme politikaları ile ekonomide kamunun payının azaltılması çalışmalarının dört stratejik hedefinin olduğu söylenebilir:

İlki kamunun kaynak ihtiyacının azaltılması ve kamunun çekildiği alanları özel sektörün almasıyla kaynak kullanımında etkinliğin sağlanmasıdır.

İkinci olarak küçülerek kaynak ihtiyacı azalan kamunun borcunun azalması bunun sonucu faiz oranlarının düşmesi, özel sektör üzerinde vergi yükünün azalması, yatırım maliyetlerinin düşmesi, kamu ve özel sektörün daha verimli çalışması.

Üçüncü olarak hacmi daralarak yönetimi görece daha kolaylaşan kamu sektörünün yeni yönetim prensipleri ile reforma edilerek daha etkin işleyişinin sağlanması.

Dördüncü olarak da büyük bütçe gerektiren kamu hizmetlerinin kamu özel işbirliği  (KOİ) modelleri ile özel sektör tarafından yapılmasının önünün açılmasıdır.

KAMU SEKTÖRÜ NEDEN VERİMSİZ ÇALIŞIR

Kamu tercihi teorisine göre kamu ekonomisi kaynak israfına yol açmakta dolayısıyla verimsiz çalışmaktadır. Teoriye göre, nasıl insanlar özel sektörde kendi menfaatleri peşinde koşuyorlar ise (homo economicus) kamu sektöründe çalışmaya başlayınca da aynı şekilde özel çıkarlarını takip etmektedirler. Hâlbuki kamu sektörü mülkiyetin devlete ait olduğu (ortak), özel menfaatlerin geri planda olduğu, erdemli çalışma disiplini gerektiren sektördür. Fakat maalesef dünya geneli uygulamalara bakıldığında bunun böyle olmadığı görülmektedir.

Kamu sektörünün aktif işleyişine tesir eden üç büyük gruptan söz edilebilir: Politikacılar, bürokratlar ve idarecileri seçen halk… Bu üç grup kendi menfaati peşinde koştuğunda kamu kaynakları israf oluyor. Şöyle ki; bütün dünyada politikacılar oylarını artırmak için rasyonel olmayan kararlar alabiliyorlar. Buna popülizm deniyor. Bürokratlar etki alanlarını genişletmek için devamlı yüksek bütçe talep ederek israfa sebep oluyor. İdarecileri seçen halk ise memnun edilmeye, oyları alınmaya çalışılan kesim olduğu için, iktisadi gereklerle örtüşmeyen popülist vaadlere oy vererek israfın meşrulaştırılmasına alet oluyorlar. Burada görüldüğü üzere kamu sektöründe verimsizlik ortak mülkiyet sahası olmasına bağlı olarak sektörün özünde (tabîaten) var olan bir verimsizliktir.

VERİMSİZLİĞİN KAYNAKLARI

Teoride kamu sektöründe olup özel sektörde olmayan ve verimsizliğe ve kaynak israfına sebep olan başka unsurlar şu şekilde özetlenmektedir:

İflas müessesesinin olmaması: Gerçekten özel sektörde işlerin verimli olmasının sebeplerinden biri de iflas korkusudur. Mülkün sahibi olan şahıs, iflas durumunda başına gelecekleri bildiği için bir kuruşu israf etmeden, iyi hesap ve muhasebe ile hareket etmeye özen gösterir. Kamu sektöründe iflas durumu söz konusu olmadığı için kaynakların israfı daha kolay olmaktadır.

Siyasal bağlantıların olması: Ahbap çavuş ilişkisi de denilen bu durum kamuda önü alınamayan bir problemdir. Nepotizm (akraba kayırmacılığı) liyakatsiz personel istihdamının önünü açmaktadır. Bu da etkinsizliğe sebep olmaktadır.

Rekabetin yokluğu: Rekabet kaynakların etkin kullanımını, ucuzluğu ve kaliteyi getirir. Özel sektörün başarılı çalışmasının en temel sebebidir. Kamunun teknoloji takibinde geri kalması ve kalitesiz üretim yapması bu sektörde rekabet olmamasından kaynaklanmaktadır.

Maaş ve ücretlerin performansa bağlı olmaması: Kamu sektöründe ister çok çalışsın ister az çalışsın aynı gelir söz konusudur. Özel sektörde ne kadar performans artarsa o kadar gelir artırma imkanı vardır. Bu, özel sektörde verimliliğin, kamu sektöründe verimsizliğin önemli sebeplerindendir. 

Aşırı derecede riskten kaçınma: Risk almak, alabilmek yüksek kazancın önemli bir unsurudur ve kamu sektöründe buna çalışanları teşvik eden bir mekanizma yoktur. Kamuda sorumlulukların birbiri üzerine atılması suretiyle ortaya çıkabilecek zarar korkusu, risk almayı değil risk almamayı teşvik etmektedir.

Kamu sektöründe olmayıp özel sektörde var olan ve verimliliği artıran unsurlar ise şunlardır: Ortak misyon, sahiplik duygusu, kâr güdüsü, inovasyon, rekabet, esnek çalışma prensipleri, performans odaklı esnek gelir imkanı.

ÖZELLEŞTİRMENİN ÖNEMİ

Tarih boyunca özel mülkiyet altında bulunan yani bir sahibi olan koyun, inek, at vs. hayvan türleri korunarak ve geliştirilerek günümüze kadar geldiği görülmektedir. Buna mukabil ortak (kamu) mülkiyet altında bulunan pandalar vs. çok sayıda canlı, soyunun tükenmesi ile karşı karşıyadır. Bundan dolayı ortak kullanım sahalarının özelleştirilmesi tavsiye edilmektedir. 

Yukarıda sayılan sebepler göz önüne alındığında kaynakların faal kullanımı için devletin ekonomide payının küçültülerek, özel sektörün sahasının genişletilmesi gerekmektedir. Bunun için özelleştirme bir araç olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de iktisadi liberalleşmeyi tek parti iktidarı sonrasında Adnan Menderes hükûmeti başlatmıştır. Nitekim Türkiye ekonomisi, on yıllık iktidarı süresinde (1950-59) yakaladığı ortalama yüzde 7 büyüme performansını (tarım yüzde 6.2; sanayi % 9.1; hizmetler % 6.7; inşaat % 8.2) 2000 yılı sonrası dahil hiçbir on yıllık periyodda yakalayamamıştır (bknz: Haftalık Ekonomik Gelişmeler, Kalkınma Bakanlığı). Daha sonra yaşanan siyasi olaylarla inkıtaya uğrayan serbest pazar ekonomisine yönelik açılımlar 1980 yıllardan itibaren ekonomi yönetiminde görev alan Turgut Özal’la birlikte yeniden hayat bulmuştur. Günden güne uçuruma doğru giden Türkiye ekonomisi Özal iktidarı ve onun liberal iktisada yönelik gerçekleştirdiği reformlar ile yeniden sürdürülebilir kalkınma iklimine girmiştir.

Özal ilk özelleştirme adımını 1986 yılında atmıştır. Bu yıldan sonra devletin sırtında kambur niteliğindeki çok sayıda kamu iktisadı teşebbüsü özelleştirilmiştir. Günümüze kadar 70 milyar dolar tutarında özelleştirme yapılmıştır. Gerek o zaman gerek gümünüzde özelleştirmelerin karşısında yer alan veya bir takım çekinceler dile getirenler vardır. Aşağıda özelleştirme idaresi başkanlığı tarafından yayınlanan Türkiye’de Özelleştirilen Şirketlerin Performans Analizleri yayınından bazı özelleştirilen kuruluşların özelleştirme öncesi sonrası performans değerleri vardır.

 

 

Üretim (ton)

Kapasite Kullanım Oranı (%)

ERDEMİR

Özelleştirme öncesi

3.535.000

98.2

Özelleştirme sonrası

3.831.000

104

PETLAS

Özelleştirme öncesi

691.666

34.8

Özelleştirme sonrası

778.222

37

KÜMAŞ

Özelleştirme öncesi

146.194

68

Özelleştirme sonrası

178.179

87

ÇİNKUR

Özelleştirme öncesi

20.896

78

Özelleştirme sonrası

29.202

144

GERKONSAN

Özelleştirme öncesi

1.423

28

Özelleştirme sonrası

6.562

131

 

 

Tablodaki şirketlere bakıldığında özelleştirme sonrası daha verimli çalışmaya başladıkları görülmektedir.

Özelleştirme uygulamalarında en iyi örnek ülke Yeni Zelanda. En başarılı ülkeler Anglo-Sakson şirket yapısına sahip ülkelerdir. Özelleştirilmeden önce British Airways ve Türk Hava Yolları dünyanın en kötü havayolu şirketlerindendi. Şu anda dünyanın en iyilerindendir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür…

 

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621783 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/621783.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT