BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Türk birliğine engel olan faktörler ve dil

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
 
Dr. Mehmet Can
 
 

Türkler,  20. asırda coğrafî, siyasî, sosyal ve kültürel yönlerden büyük bir parçalanma ve asimilasyona maruz kaldı. Savaş ve işgallerle coğrafyaları parçalandı, kültürel asimilasyona uğratıldılar. Alfabeleri Sovyet Rusya döneminde birkaç defa değiştirildi, dilleri bozuldu.

“Bizim konuştuğumuz Türkçe ile Türkistan’daki soydaşlarımızın dili de yüzde doksan nispetinde birbirinin benzeridir, aynıdır. Bizim uydurmacılığa sapmamız uzak diyardaki ırkdaşlarımızla da irtibatımızın kesilmesine sebep olur.”

Türk dünyasında bir asır evvel büyük bir birlik vardı.

Bugünlerde Kazakistan’da yaşanan üzücü hadiselerle sarsılan “Türk Dünyası”, sahası 11,2 milyon kilometrekareyi aşan büyük siyasî, coğrafî birliğin adıdır. Bu kültürel ve etnik birliğin sınırları Adriyatik Denizi kıyılarından başlar ve Çin'in başkenti Pekin yakınlarındaki meşhur tarihî Çin Seddi’ne kadar devam eder.  Türkler,  XX. asırda Doğu’da ve Batı’da, coğrafî, siyasî, sosyal ve kültürel yönlerden büyük bir parçalanma ve asimilasyona maruz kaldı. Savaş ve işgallerle coğrafyaları parçalandı, kültürel asimilasyona uğratıldılar. Alfabeleri Sovyet Rusya döneminde birkaç defa değiştirildi, dilleri bozuldu. Nihayetinde hem tarihleri ve hem de birbirleriyle irtibatları kesildi.  

ALFABE BİRLİĞİ YENİDEN SAĞLANMALIDIR

1991 yılına gelindiğinde dünyada önemli gelişmeler oldu. Sovyetler Birliği dağıldı, Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuştu. İşe ilk olarak millî devletlerini oluşturmakla başladılar. Bunlardan kültürel yönden en mühimi sayılan ortak alfabe arayışı oldu. İlk önce Azerbaycan, Sovyetler tarafından kabul ettirilen Rus harflerini bırakıp, Latin alfabesine geçiş kararı aldı.  Türkmenistan'da Cumhurbaşkanı Sapar Murat Türkmenbaşı' nın emriyle, ancak 2000 yılında geniş olarak Latin harflerini kullanmaya başladı.

Özbekistan ise, geçiş sürecinin eğitim-öğretimde uzun yıllara yayılması ve özellikle Latin alfabesine basın ve yayının teşvik edilip desteklenmemesi ile bu alfabenin geniş kitlelerce benimsenmesini geciktirdi. Bugün hâlâ bazı yayınlar Latin alfabesinin yanında, Kiril harfleriyle çıkmaktadır.

Kısa bir süre önce, Kazakistan Meclisi de aldığı bir kararla 2025 yılına kadar, Latin alfabesine geçilmesine kararlaştırdı. Kırgızistan ise hâla Kiril alfabesini kullanmaya devam etmektedir.

ALFABELERDE FARKLI HARFLER VAR

Ancak Türk cumhuriyetlerinde günümüzde kullanılan Latin temelli alfabelerinde, Türkiye’den değişik harfler bulunmaktadır. Alfabelerine beş harfin ("Ä ä", "Ñ ñ", "x x", "Q q", "W w") ilâve edilmesiyle farklılıklar ortaya çıktı. Mesela Azerbaycan, "Ä ä" harfi yerine "ə"yi.

Türkmenistan, “ı” yerine “y”, “y” yerine “Ϋ”, “c” yerine de “j” yi. Özbekistan ise  “ş”, “ç” gibi harflerin İngilizcedeki yazılışları olan “sh” ve “ch”yi esas alırken bir yandan da yuvarlaklaşan “a” ile “o”nun tek kodla gösterilmesini “o” kabul ederek iki farklı harfi birleştirmiş oldu.

“Türk cumhuriyetlerinde, ortak Türk alfabesi önünde duran siyasî ve ekonomik sebeplerin dışında başka engeller var mı?” sorusuna cevap verebilmek için daha önce Arap, Latin, Kiril alfabesine geçiş sürecindeki uygulamaları hatırlamak gerekir. Geçmişin aksine günümüzde Türk cumhuriyetleri ortak Türk alfabesi konusunda, hevesli görünmektedirler. Türk birliğinin sağlanması için, “ortak bir alfabe” yeniden meydana getirilmelidir.

BİR ASIR EVVEL DİLDE DE BİRLİK VARDI

Türk dünyasında bir asır evvel alfabede olduğu gibi bütün Türk lehçeleri arasında da gramer ve kelime bakımından da büyük bir birlik vardı. Sadece ağız ve lehçelerde farklılık bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin son zamanına kadar, ‘bugünkü yaşadığımız mânâda’ Türk dilinde ‘arı Türkçecilik, öz Türkçecilik’ gibi bir tasfiyecilik teşebbüsü olmadı.

TÜRKİYE’DE ARAPÇA VE FARSÇA MENŞELİ KELİMELER ATILDI

Türkçede sadeleşme hareketleri Tanzimat ile birlikte başladı. Birinci Dil Kurultayı’nın ardından ‘dil devrimi’ni gerçekleştirmek için bu minval üzere hummalı bir şekilde çalışıldı. Bu devrimde en büyük gelişme 18 Ağustos 1934’te toplanan ‘İkinci Dil Kurultayı’nın ardından oldu. Birinci kurultaydan sonra üç kıtaya yayılmış muhteşem bir devletin dili olan Osmanlıca ‘yabancı’ dil olarak kabul edildi. Arapça ve Farsça menşeli kelimeler atıldı. ‘İkinci Dil Kurultayı’nın ardından yapılan ‘kılavuz’ hazırlama çalışması 24 Aralık 1934’ten 25 Mart 1935’e kadar devam etti.

BİRBİRİMİZİ ANLAYAMAYACAK HÂLE DÜŞERİZ

O dönemde buna birçok ilim adamı karşı çıktı. Bu hususta Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu şunları kaydeder: “Bizim konuştuğumuz bu dokuz asırlık Türkçe, yalnız Türkiye Türklerinin dili değildir. Türkistan, İran, Kafkasya, Kerkük, Kıbrıs ve bütün Balkan memleketlerindeki soydaşlarımız da halen aynı Türkçeyi kullanmaktadırlar. Eğer biz, otuz yıl önce başlatılan uydurmacılık akımına kapılırda yeni bir yazı dili teşekkül etmeye kalkışırsak en yakın komşumuz ve ırkdaşımız olan diğer Oğuz Türkleri ile aramızda olan dil bağı kopar. Bir nesil sonra onlarla anlaşamayız. Onlara yabancılaşırız.

DÜNYA TÜRKLÜĞÜNDEN KOPARIZ

Bizim konuştuğumuz Türkçe ile Türkistan’daki soydaşlarımızın dili de yüzde doksan nispetinde birbirinin benzeridir, aynıdır. Bizim uydurmacılığa sapmamız uzak diyardaki ırkdaşlarımızla da irtibatımızın kesilmesine sebep olur. Böylece bir nesil sonra Türkiye’de ayrı bir dil teşekkül eder. Ve biz yüz milyonluk dünya Türklüğünden tamamıyla kopmuş, ayrılmış sayılırız. Onlardan farklı, onlarla soy birliğimiz yokmuş gibi oluruz.”

Bir başka misal olarak Yavuz Bülent Bakiler, 1982 yılında Azerbaycan’dan Ankara’ya gelen şair Mehmet Aslan’ın kendisine söylediği şu hatırayı nakletmektedir:

“Siz Türkiye Türkleri olarak dilinizden ‘hayat’ gibi güzel bir kelimeyi atıyorsunuz. Yerine köksüz, ruhsuz, çıplak,  bir ‘yaşam’ kelimesini getiriyorsunuz. Siz altı katlı apartmanın birinci katında oturan ve oturduğu katı yıkmaya kalkışan o evlada benziyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Üst katta oturanları niçin düşünmüyorsunuz?  Üst katlarda kimler var? Üst katlarda; Azerbaycan, Özbekistan, Uygur, Başkurt, Tatar, İran, Irak ve Balkan Türkleri var. Çünkü biz, de, Özbeklerde, Uygurlar da, Başkurtlar da, Tatarlar, da sizin şimdi ‘yaşam’ dediğinize,  ‘hayat’ diyoruz. Sizin Türk dünyasında ‘dilde birlik’ idealini yıkmaya hakkınız var mı?”

HANGİ TÜRKÇEYİ ÖĞRETECEĞİME ŞAŞIRDIM

Londra Üniversitesi Türk Dili hocası Doç. Dr. İngiliz Miss Margaret Bainbridge ise Türkiye’ye geldiğinde meşhur edebiyatçılarımızdan Nihat Sami Banarlı’ya Türkçenin gidişatı hakkında üzüntüsünü belirterek şunları söylüyor: “Bu gidişin sonu ne olacak? Sizin büyük, tarihî eser olan güzel diliniz böylece ziyan olup gidecek mi? İngiltere’de Türkçe öğrenmek isteyen Türkçe öğrencisine hangi Türkçeyi öğreteceğime şaşırdım. Sizin divan şiirinizin güzelliğini ve Türkçenin eski ve yeni şairlerin elinde neler söylemeye muktedir bir lisan olduğunu biliyorum. Sinan Paşa gibi, Evliya Çelebi gibi eski şaheserleri meydana getirenler de beni kendilerine bağlamışlardır. Bununla beraber, sizin hakiki Türkçeniz bundan elli sene evvel konuşulan Türkçe ile yazan muharrirlerinizin dilidir. Bugünkü diliniz ise artık tamamıyla uydurma ve güzel olmayan bir dildir. Ne sesi, ne üslubu kalmış, ziyan olmuş bir lisan… Kemâlini bulmuş Türkçeye nasıl kıyıyorsunuz? Bu güzel dili kısa zamanda nasıl bu kadar mahvü perişan ettiniz. Bu, akıl alacak bir şey değil.”

TÜRKİSTAN TÜRKLERİ DE RUSLAŞTIRMA KURBANI OLDU

Rus Ortodoks misyoner Nikolay İlminsky, “Yabancı milletlerin eğitilmesi ve bunların Rusya’nın ruhuna yakınlaştırılması, istikbâl için büyük siyasî önemi olan bir vazifedir. İnanç ve dil bakımından Ruslarla kati olarak kaynaştırılmaları, yabancı milletlerin eğitim sisteminin erişmek istediği son gaye olmalıdır” demiştir.

Çarlık Rusya’sı zamanında Osmanlıcayı kullanmanın sosyal rolünü anlayan aydın insanlar, ilk önce bu dili gençlere öğretme işine giriştiler. Bulgar, Altın Ordu, Kazan Hanlığı devrindeki medreselerde İslam’ı öğrenmek için Arapça bilmek yeterli idi. Ancak 18. asrın sonlarından itibaren açılan birçok medreselerinde Arap ve Fars dilleriyle beraber Osmanlıcaya da önem verildi. 20. yüzyılın başlarında, medrese mezunları Osmanlıca şiir yazabilecek derecede öğrenmişlerdi.

TÜRKÇE KELİME KULLANMAK YASAKLANDI

Sovyet devrinde de, Türkçeyi unutturmak için mücadeleye başlandı. Türkiye hakkında yazı yazmak, Türkçe kelimeleri kullanmak yasak idi. Türkçe yazanlar mahkemece ‘Pan-Türkist’ suçlamalara maruz kalırlardı. 1930’lu yıllarda Türkiye ile bağlantısı olan çok insan öldürüldü. Sovyetler Birliği’ndeki Türk halkları için ortak konuşma dili Rusça kabul edildi.

Rusya’daki Türklerin kendi dillerine nasıl sarıldıklarını Rusların da bunu nasıl önlemek istediklerini belirtmek için meşhur Sovyetolog Helene Carrered Encusse’un ‘Empire Eclate’ adlı eserinden bir pasaj sunalım:

“Sovyetlerdeki etnik gruplar eğitim politikalarını düzenleyen kararlara doğrudan doğruya katkıda bulunamazlar, kendi okullarında her zaman kitap sıkıntısı çekerler. Oysa Ruslar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nde okulları çok ileri eğitim araçları ile donatmışlardır. Sadece 1975 yılında toplan tirajı 11.616.000 olan 350 ders kitabı yayınlandı. Bu, aynı kitapları okuyacak öğrenci sayısından fazla idi. Fakat hepsi Rusça yazıldığı için Tatar eğitimciler kitap sıkıntısı çektiklerini, kendi dillerinde kitaplar yazılmasına izin verilmesini merkezden ısrarla istemiş, olumlu cevap alamamışlardır.

EMİR MOSKOVA’DAN GELİYORDU

Bu emir Moskova’dan geliyordu. Bunun sebebi ise, Ruslar Slav ırkındandırlar. En büyük rakipleri Türk ırkıdır. Birçok Türk memleketlerini işgal etmişlerdir ve büyük şanlı bir tarihi olan Türk ırkının kudretini bilirler. Rusya’da yaşayan Türkler arasında eskiden beri milliyetçilik ve ‘Türk Birliği’ fikri yaygındır. Bütün dünyadaki Türkler birleşmelidir. Birleşmenin vasıtası da ‘ortak dil ve alfabe’olacaktır. Çünkü alfabe ve dildeki farklılıklar Türkleri birbirinden hayli uzaklaştırmış durumdadır.”

Türkiye Türkçesi

Uydurma Türkçe

Azerbaycan Türkçesi

Başkurt Türkçesi

Kazak Türkçesi

Kırgız Türkçesi

Özbek Türkçesi

Tatar Türkçesi

Türkmen Türkçesi

Uygur Türkçesi

Cevap

Yanıt

Cevap

Cevap

Cevap

Cevap

Cevap

Cevap

Cevap

Cevap

Ehemmiyet

Önem

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Ehemmiyet

Hadise

Olay

Hadise

Vakâ

Vakâ

Vakâ

Vakâ

Vakâ

Vakâ

Hadise

Hayal

İmge

Hayal

Hayal

Hayal

Hayal

Hayal

Hayal

Hayal

Hayal

Hayat

Yaşam

Hayat

Hayat

Hayat

Hayat

Hayat

Hayat

Hayat

Hayat

Hür

Bağımsız

Hür

Azat

Azat

Hür

Hür

Hür

Azat

Hür

İhtiyaç

Gereksinim

İhtiyaç

İhtiyaç

Muhtaçlık

Muhtaçlık

İhtiyaç

İhtiyaç

İhtiyaç

İhtiyaç

İmkân

Olanak

İmkân

Mümkün

Mümkün

İmkân

Mümkün

Mümkün

Mümkün

İmkân

İhtimal

Olasılık

İhtimal

İhtimal

İhtimal

İhtimal

İhtimal

İhtimal

İhtimal

İhtimal

Kelime

Sözcük

Kelime

Kelime

Kelime

Kelime

Kelime

Kelime

Kelime

Kelime

Mânâ

Anlam

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Mânâ

Kanun

Yasa

Kanun

Kanun

Kanun

Kanun

Kanun

Kanun

Kanun

Kanun

Mesela

Örneğin

Mesela

Mesela

Mesela

Mesela

Mesela

Mesela

Mesela

Mesela

Mesele

Sorun

Mesele

Mesele

Mesele

Mesele

Mesele

Mesele

Mesele

Mesele

Miras

Kalıt

Miras

Miras

Miras

Miras

Miras

Miras

Miras

Miras

Milli

Ulusal

Milli

Milli

Milli

Milli

Milli

Milli

Milli

Milli

Delil

Kanıt

Delil

Delil

Delil

Delil

Delil

Delil

Delil

Delil

Resmî

Kamusal

Resmî

Resmî

Resmî

Resmî

Resmî

Resmî

Resmî

Resmî

Sır

Gizem

Sır

Sır

Sır

Sır

Sır

Sır

Sır

Sır

Şart

Koşul

Şart

Şart

Şart

Şart

Şart

Şart

Şart

Şart

Teklif

Öneri

Teklif

Teklif

Teklif

Teklif

Teklif

Teklif

Teklif

Teklif

Tabiat

Doğa

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Tabiat

Talep

İstem

Talep

Talep

Talep

Talep

Talep

Talep

Talep

Talep

Tecrübe

Deneyim

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tecrübe

Tedbir

Önlem

Tedbir

Tedbir

Tedbir

Tedbir

Tedbir

Tedbir

Tedbir

Tedbir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622279 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/622279.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT