BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

1984 ve Jön Türklerin ‘Yeni Lisan’ı

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

Mehmet Hasan Bulut

 

 

Ziya Gökalp, “Yeni Hayat” için dilin de değişmesi gerektiğine inanıyor ve bu projeye “Yeni Lisan” diyordu. Gökalp, aslında Orwell’in “Yenikonuşma”sının Türkiye modeli olan bu projeyi, “Yapmak için yıkmak dünyada en meşru bir keyfiyettir. Yeni lisanla yakın zamanda edebiyatımıza tiyatro, roman gibi her güzel şey girecektir. Yeni lisan mutaassıp (tutucu) değildir” ifadeleriyle anlatıyordu.

 

Ziya Gökalp’e göre, Türkçede Türkleri Şark’a bağlayan Arapça ve Farsça kelimeler atılmalı ve yerlerine yeni kelimeler uydurulmalıydı.

 

 “Yeni Lisan” projesi Genç Türklerce tatbik edildi ve muvaffak oldu.

 

Türkiye’de lisanda yapılan sadeleştirme, yıkıcı tesirleri bugüne kadar devam eden ve enteresan irtibatları olan bir yenilikti… Zaman zaman politikanın da gündemine dâhil olan mevzu hakkında geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Dilde sadeleştirme niyetiyle çıkılan yolda Türkçemiz tarihimizin büyük kelime katliamına maruz bırakılmıştır” dedi. Peki, Türkçedeki bu sadeleştirme macerasının kökenleri nereye dayanıyordu?

 

ORWELL’İN DÜNYASI

 

Asıl ismi Eric Arthur Blair olan George Orwell, 1903’de, Hindistan’a bağlı Bengal’de doğdu. Fabian Cemiyeti mensuplarının olduğu bir çevrede büyüdü. Eton Koleji’nde okurken, Fabian olan George Bernard Shaw ve H. G. Wells’e ait neredeyse bütün eserleri okudu. Daha sonra kendisi de bu cemiyete katıldı. Yeni Hayat Kardeşliği adlı cemiyetten ayrılan bazı İngiliz sosyalistlerin 1884’te kurduğu Fabian Cemiyeti’nin mensupları, sosyalist “Yeni Dünya Nizamı”nın ve “Yeni Hayat”ın ihtilâllerle değil, inkılâplarla geleceğine inanıyorlardı. Halkları yeni nizama hazırlayacak bu inkılapları hükûmetler ve eğitim vasıtasıyla tatbikata koymak istiyorlardı. Fabianlar bir yandan da, bu “Yeni Dünya”yı tasavvur eden ütopik eserler ortaya koyuyorlardı.

Orwell, karısının erken yaşta ölümü üzerine, şehir hayatından kaçarak İskoçya’da bir çiftlik evinde inzivaya çekildi ve meşhur ütopik eseri “1984”ü yazmaya koyuldu. Fakat daha önce yakalandığı veremi tekrar nüksetti ve aylarca sanatoryumda kaldı. Yine de ölmeden evvel, adını muhtemelen Fabian Cemiyeti’nin kuruluşunun 100. yılından alan eserini, 1949’da tamamlamaya muvaffak oldu.

 

“1984” ROMANI DOĞARKEN

 

Dünya, “1984” romanında üç süper devlete ayrılır; Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya. Roman, Okyanusya’nın Londra şehrinde yaşayan Winston adında bir adamın başından geçenleri anlatır. Devlet, başında Büyük Birader’in bulunduğu sosyalist bir “Parti” tarafından idare edilmektedir. Bir ihtilâl neticesi iktidarı ele geçiren Parti, şahsî mülkiyeti kaldırmıştır. Her şey Parti’ye ait ve onun kontrolü altındadır. Parti, iç ve dış olmak üzere iki kısımdan müteşekkildir. İç Parti, devletin beyni; Dış Parti ise onun eli ve koludur. Winston, Dış Parti mensubudur ve piramit şeklinde parlak beyaz bir betondan yapılmış olan Hakikat Nezareti’nde (Hakikat Bakanlığı) çalışır.

Okyanusya’daki her nezaret (bakanlık), adı ile zıt işler yapmaktadır: Sulh Nezareti savaşları organize eder, Sevgi Nezareti korku salarak kanunların tatbikini ve nizamı sağlar. Aynı şekilde, Winston’un çalıştığı Hakikat Nezareti’nin vazifesi de, Parti’nin arzuları doğrultusunda hakikatleri değiştirerek yok etmektir.

Hakikat Nezareti’nde çeşitli daireler vardır. Okyanusya vatandaşlarının, yani Parti mensupları dışındaki proleterlerin okuyacağı gazeteler, ders kitapları, romanlar, izleyecekleri filmler, programlar, dinleyecekleri müzikler vs. buralarda hazırlanır. Bu neşriyatın muhteviyatı tamamen halkı uyuşturmak üzere dizayn edilmiştir: Spor, cinayet haberleri, hisli şarkılar, pornografik mecmualar, seks sahneleriyle dolu filmler vs.

 

YENİKONUŞMA: DÜŞÜNCENİN UFKU DARALSIN!

 

Nezaretin bir diğer vazifesi de eski kelimelerin yerine yenisini uydurmaktır. Bu sayede eski edebiyatı ortadan kaldırmaktadırlar. Meydana getirdikleri bu yeni dile, “Newspeak” (Yenikonuşma) denmektedir. Aynı nezarette bu işle uğraşan, Winston’un arkadaşı Syme, Yenikonuşma lügatinden şöyle bahseder:

“Dile son şeklini veriyoruz; başka bir lisan ile konuşan hiç kimse kalmadığında alacağı şekli. Lügati tamamladığımızda, senin gibilerin dili yeni baştan öğrenmeleri icap edecek. Bana öyle geliyor ki, sizler asıl işimizin yeni kelimeler bulmak olduğunu sanıyorsunuz. Oysa alakası yok! Kelimeleri yok ediyoruz; her gün onlarcasını, yüzlercesini ortadan kaldırıyoruz. Dili en aza indiriyoruz. On birinci baskıda 2050 yılından önce eskiyecek tek bir kelime bile bulunmayacak.

Yenikonuşma’nın tüm maksadının, düşüncenin ufkunu daraltmak olduğunu anlamıyor musun? Sonunda tüm düşünce suçunu imkânsız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek bir kelime bile kalmayacak. İhtiyaç duyulabilecek her mefhum, manası kesin olarak ifade edilmiş, tüm yan manaları yok edilmiş ve unutulmuş tek bir kelimeyle dile getirilecek… Kelimeler her yıl biraz daha azalacak, şuur sahası her yıl biraz daha daralacak.”

 

ZİYA GÖKALP’İN YENİ DÜŞÜNCELERİ

 

Orwell’in “Yenikonuşma”sı aslında o sırada başka bir ülkede zaten tatbik edilmekteydi. Çünkü proje, Genç [Jön] Türklerin ve İttihatçıların mason ideoloğu Ziya Gökalp tarafından çok daha evvel dile getirilmişti. Aslen Kürt olan Gökalp, ateistliği ile meşhur Doktor Abdullah Cevdet ile tanıştıktan sonra Genç Türklere katılmıştı. 1910 yılında İttihat ve Terakki Komitesi’nin Selanik’teki büyük kurultayına Diyarbakır delegesi olarak iştirak etmiş ve Merkez-i Umumi’ye seçilerek parti içinde hızla yükselmişti.

Gökalp, 1911’de Genç Kalemler mecmuasına yazdığı “Yeni Hayat ve Yeni Kıymetler” adlı bir makalesinde âdeta bir İngiliz Fabian gibi “Yeni Hayat”ı tarif eder. 1908’de Sultan Abdülhamid’e karşı ihtilal yapıp, Eski Türkiye’ye son verdikten sonra Genç Türklerin daha zor bir vazifeyle; Türk milletini “yeni”leme vazifesiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade eder: “Biz siyasî inkılâbı yaptıktan sonra ikinci bir vazifenin önünde kaldık: İctimaî (sosyal) inkılâbı hazırlamak!.. Siyasî inkılâp, meşrutiyet mekanizmasının hükûmete tatbiki demek olduğu için istihsali (elde edilmesi) pek kolaydı. Fakat ictimaî inkılâp, mihanikî (düşünmeden yapılan) bir fiille değil; uzvî (canlı) bir tekâmülle (evrimle) hâsıl olabileceği için gayet güçtür. Yeni hayat demek yeni iktisat, yeni aile, yeni bedâet (estetik), yeni felsefe, yeni ahlâk, yeni hukuk, yeni siyaset demektir. Eski hayatı değiştirmek, iktisadî, ailevî, bediî (sanatlı), felsefî, ahlâkî, hukukî, siyasî husûsiyetleriyle yeni bir yaşayış meydana getirmekle kâbil olabilir.”

 

YENİ DEVLET, YENİ LİSAN

 

Gökalp, “Yeni Hayat” için lisanın da değişmesi gerektiğine inanıyor ve bu projeye “Yeni Lisan” diyordu. Aslında Orwell’in Yenikonuşma’sının Türkiye modeli olan bu projeyi, yine aynı mecmuadaki başka bir makalesinde âdeta Syme gibi şöyle anlatır: “Şunu da iyi bilmelidir ki ibdâ (gelişme) devresinde tarihle alâkayı kesmek, teceddüd (yenilik) zamanında eski kıymetleri ğayzla (öfkeyle) baltalamak lâzımdır. Bu bir feyizli sekir (sarhoşluk) hâlidir ki geçer ve her ihtilâlin, her inkılâbın, her teceddüdün (yeniliğin) bu zarûrî yıkıcılık safhasından müruru (geçmesi) tabiîdir. Bundan korkmayalım, çünkü marazî (hastalık) değil, ğarîzîdir (tabiidir). Yapmak için yıkmak dünyada en meşru bir keyfiyettir.

Yeni lisanla yakın zamanda edebiyatımıza tiyatro, roman gibi her güzel şey girecektir. Yeni lisan mutaassıp (tutucu) değildir. Ve yeni lisancılar kuru bir terakki dâvâsıyla kalmamak içindir ki Avrupa'nın edebi, felsefî, ictimaî, siyasî, hukukî en güzel eserlerini kendi lisanlarına nakletmek üzere bir heyet teşkîl ettiler, çalışıyorlar; yakında kapitülasyonlardan azâde, ıstılahlarıyla (terminolojisiyle), yeni kelimeleriyle, gayet zengin bir ‘Türk Lisanı’ göreceksiniz. Hakîkî Türk edebiyatı bu samimî ve büyük lisanın metin ve zarif zemini üzerinde yükselecektir.”

 

ARAPÇA KELİMELER ATILSIN!

 

Gökalp’e göre, Türkçede Türkleri Şark’a bağlayan Arapça ve Farsça kelimeler atılmalı ve yerlerine yeni kelimeler uydurulmalıydı:

“Eski lisanda Arapça ve Acemce terkîbler (tamlamalar) ve cemilerde (çoğullarda) müstâmel olduğu (kullanıldığı) için bu lisanlara ait kelimeler, Türkçenin tecvidinden (telaffuzundan) âzâde (uzak) kalmışlar, eski kavmiyetlerini (millî hususiyetlerini) muhafaza etmişlerdir. Eski lisanda Arapça ve Acemcenin yalnız kâideleri değil, tecvîdleri, bedâatleri (orijinalitesi) de hâkim olmuştur. Bunun için kelimelerde yeni makûs (uğursuz) taklit cereyanı mevcuttur. Onlar bir avam lisanında Türkçenin âhenklerine ittibaa (uymaya) çalışırken, öte taraftan âlimlerin sunî dilinde Arapça ve Acemcenin tecvidine imtisâl (uyma) zaruretinde kalmıştır. Bundan dolayı ‘gardeş, elma’ gibi bazı Türkçe kelimeler ‘kavmî âhenk’lerini kaybederek Arap ve Acem tecvidlerine mahkûm olmuşlardır. ‘Ordu, sencâğ, ümmîd’ gibi kelimeler Fârsî terkîplere de dâhil olarak büsbütün Acemleşmişlerdir. Bu hâl devam etse ihtimâl ki Türkçenin bedâati büsbütün zâil olacak. Lisanımız Araplaşmış, Acemleşmiş, uydurma ve çirkin bir lisan şeklini alacaktır. Yeni Türkçenin Eski Türkçeden hem daha güzel, hem daha faydalı olduğu şimdiye kadar gösterilen misâllerden tamamıyla anlaşıldı. İlmin, felsefenin bütün bu teminlerine istinâd ederek (dayanarak) biz şiddetle iddia ediyoruz: İstikbâl Yeni Lisanındır!”

 

B. LEWIS: “OSMANLI TÜRKÇESİ

ESRARLI BİR DİL OLDU”

 

Gökalp’ın “Yeni Lisan” projesi Genç Türklerce tatbik edildi ve muvaffak da oldu. Bugün Türkiye’de Osmanlı devri kelimelerini anlayabilen insan yok gibidir. İnsanlar birçoğu uydurukça olan çok az sayıda kelime ile hayatlarını idame ettirmektedirler. Bernard Lewis, “Notes On A Century” (Bir Çağ Üzerine Notlar) adlı eserinde, bu hususu şöyle izah eder:

“Arap alfabesi, Latin alfabesinin modifiye edilmiş bir versiyonu ile değiştirildi ve Arapça ve Farsça kelimeleri eski ya da yeni uydurulmuş Türkçe kelimelerle değiştirmeye müteveccih bir çabaya girişildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yürütülen geniş dil reformları, Osmanlı dilini, modern Türk okurlar için bile antika ve esrarlı bir dil hâline getirdi. Meydana gelen değişimi anlamak için İngilizcedeki tüm Fransızca ya da Latince menşeili kelimelerin terk edildiği ve diriltilen ya da yeni uydurulan Anglo-Sakson kelimelerle değiştirildiği ve aynı zamanda da alfabenin tamamen yeni bir alfabeye yerini bıraktığı bir inkılap hayal edin…”

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
623529 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/623529.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT