BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Istılahlarımızda büyük tahribat

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

Numan Aydoğan Ünal 

 

İngiliz filolog H. C. Hony diyor ki: “Türkçe ahenkli ve güzel bir lisandır. Başka lisanlardan kelime alırken sert ve çirkin sesleri yumuşatıp değiştirerek kulağa hoş gelir bir hâle sokmuştur. Hâlbuki yeni bulunan, diriltilen veya uydurulan kelimeler hemen daima tam manasıyla bir nefret örneğidir.” 

 

Son zamanlarda “taarruz” da unutturularak yerine “saldırı” ifadesi kullanılmaya başlanıldı. Mesela “saldırı helikopteri” deniliyor. Oysaki saldırı hayvanlar için kullanılır; “köpek saldırdı” denilir.

 

 

Türkiye’de 1930-1950 yılları arasında ve 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra, başta idare, hukuk, eğitim ve maliye olmak üzere ıstılahlarımızda (terminolojimizde) büyük değişiklikler yapıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Meclis’e Kamutay, milletvekiline saylav, valiye ilbay, kaymakama ilçebay, maarif müdürüne kültür direktörü denilirdi. Çok şükür ki bunlar tutmadı. Bu makalemizde, bazı çevreler tarafından kasten ve ısrarla Türkçemizde değiştirilen tabir ve terimlerden (ıstılahlardan) misaller sunuyoruz…

 

BAKANLIKLAR  

 

Adnan Menderes zamanında yani 1950-1960 yılları arasında bakanlıkların ismi şöyle değiştirildi: Başvekâlet, Başbakanlık; Başvekil, Başbakan; Dâhiliye Vekâleti, İçişleri Bakanlığı; Hariciye Vekâleti, Dışişleri Bakanlığı; Millî Müdafaa Vekâleti, Millî Savunma Bakanlığı; Ziraat Vekâleti, Tarım Bakanlığı; Sıhhat ve İçtimai Muâvenet Vekâleti, Sağlık Bakanlığı; Münâkalât Vekâleti, Ulaştırma Bakanlığı; İcra Vekilleri Heyeti de Bakanlar Kurulu oldu.   

 

ASKERİYE  

 

Osmanlı Devleti’ndeki Harbiye Nezaretinin ismi, cumhuriyet devrinde Millî Müdafaa Vekâleti, daha sonra da Millî Savunma Bakanlığı oldu. Ordunun en üst komuta kademesinin ismi Erkân-ı Harbiye Umumî Riyaseti Genelkurmay Başkanlığı; en üst komutanın unvanı da Erkân-ı Harbiye Reisi iken Genelkurmay Başkanı oldu.   

Eskiden askere “nefer” subaya da “zabit” denilirdi; bugün bu ifadeler Osmanlıda olduğu gibi ülkemiz dışındaki Türk topluluklarında da aynen yaşamaktadır. Anadolu’da vatanî vazifeye giden erkeğe “asker” oldu; gelin olan kıza da “er”e gitti denilir.   

Ordumuzda bugün istihkâm piyade, muhabere, levazım, içtima, nöbet, devriye ve terhis gibi tarihî ifadelerin hâlen kullanıldığını memnuniyetle görmekteyiz. Ancak askerî terminolojide önemli stratejik tabirlerden biri olan “müdafaa” çok önceden olumsuzluk ifade eden “savunma” olmuştu; son zamanlarda ise “taarruz” da unutturularak yerine “saldırı” ifadesi kullanılmaya başlanıldı. Meselâ “saldırı helikopteri” deniliyor. Oysaki saldırı hayvanlar için kullanılır; “köpek saldırdı” denilir, “köpek taarruz” etti denilmez. Bu gidişle “Büyük Taarruz”“Büyük Saldırı” denilecek!..

Asırlardan beri Türk Ordusu’nun temel tabirlerinden biri olan harp “savaş”; talim “eğitim” oldu. Talim kelimesi halkımızın türkülerinde bile vardır: “Gemilerde talim var, bahriyeli yârim var…”, “Eğil dağlar eğil üstünden aşam; yeni talim çıkmış, varam alışam!” Talim eğitime çevrilince “talimgâh” eğitim alanı, “talimatname” de yönerge oldu.   

“Harbiye”, “Harp Okulu” oldu. Eskiden beri burada okuyanlara “Harbiyeli” denilirdi. Bugün de yine öğrenciler kendilerine “Harp Okulluyum” değil “Harbiyeliyim” demektedirler.  

 

SAĞLIK  

 

1950’den 1960 yılına kadar tıpta ihtisas ve mütehassıs kelimeleri kullanılırdı. Daha sonra bunlar uzman ve uzmanlık oldu. Tıbbî branşların da isimleri değişti. Dâhiliye mütehassısı-iç hastalıkları uzmanı; cildiye mütehassısı-dermatoloji uzmanı; nisaiye mütehassısı-kadın hastalıkları uzmanı; bevliye mütehassısı-üroloji uzmanı; asabiye mütehassısı-nöroloji uzmanı, akliye mütehassısı-psikiyatri uzmanı oldu.   

Tıpta, sağlıkta kullanılan terminolojinin esasen ekseriyeti Latince ve Yunancadır. Bundan dolayı doktorların raporlarını anlamak zordur. Yakın bir zamanda aldığım yarım sayfalık bir MR raporunda hemen hiç Türkçe kelime yok. Tıp camiamız takır takır yüzlerce yabancı kelimeyi kullanırken mütehassıs, ihtisas, teşhis, vak’a, müşahede… gibi kelimeleri ağızlarına almıyorlar! 

Bütün Türk İslam âlemince bilinen ‘teşhis’e “tanı” denilmektedir. Pandemi dolayısıyla yeni bir kelime daha öğrendik; “bulaş”!.. Bulaşma ve sirayet kelimeleri varken bu kelime niçin uyduruldu? Son zamanlarda müşahede odası yerine “gözlem” ve “izlem” odaları yazılmaya başlandı. Sosyal hayatta vak’a hadise demektir. Tıpta ise belirli bir hastalığa vak’a denir. Şimdi bazı tıpçılar vak’a yerine de “olgu” demeye başladı.   

İçkiye, uyuşturucuya müptela olana “bağımlı” deniliyor. Eskiden çok fazla içki içip ayakta duramayana sarhoş denilirdi. Trafikte tespit edilen yüksek promilli böyle bir sürücüye sarhoş değil alkollü deniliyor; mentollü gibi!..

Hastanelerimizde yeni bir bölüm daha gördük: “Girişimsel radyoloji”. Radyoloji Fransızcadan. Girişim ise Türkçe’dir. “Girişimsel” diye bir kelime niçin uyduruldu? Girişimsel radyoloji ne demektir? Anlayana aşk olsun!..  

Hemşire: Türkçemizde kız kardeş, bacı demektir. Türk kültüründe önemli yeri vardır. Ecdadımız yabancı hanımlara hemşirem diye hitap ederlerdi. Sağlık teşkilatımızda ise hemşire, hastaları tedavi eden yardımcı tıp personelidir. Yakın zamana kadar hemşireler hep hanım idi. Bu ifade de hanımlara çok yakışıyordu. Şimdi sanki hiçbir unvan kalmamış gibi erkek yardımcı personele de hemşire denmeye başlandı. Hemşire deyince halkımızın aklına hanım gelir. Sağlık Bakanlığı, hanım ve erkek hemşirelere sağlık teknisyeni, sağlık teknikeri gibi veya başka uygun bir tıbbî unvan verebilir. 

 

HUKUK  

 

Dilimizdeki en büyük tahribat hukukî terminolojide yapıldı. Bugün hukuk fakültesinde okuyan gençlerin 1960’lı yıllardan evvelki hukukî mevzuatı, kanun metinlerini ve muhakeme kararlarını anlaması hemen hemen imkânsız hâle geldi.   

Kanun-yasa; esas teşkilat kanunu-anayasa; Temyiz mahkemesi ise Yargıtay; kanun layihası, yasa tasarısı; kanun teklifi, yasa önerisi; kanun yapma, yasama; teşrîî masuniyet, yasama dokunulmazlığı; müzakere, görüşme; celse, oturum; takrir, önerge oldu. Hâkim, yargıç; şahit-tanık; zanlı, sanık; muhakeme, duruşma; ehlivukuf, bilirkişi; tahkikat, kovuşturma; nezaret, gözetim; örfî idare de sıkıyönetim oldu. 

27 Mayıs İhtilâli üzerinde doktora yapmak isteyen bir gence, bu ihtilâl öncesi yaşanan hadiselerle alakalı olarak, “İcra Vekilleri Heyeti ile Erkân-ı Harbiye Riyaseti örfî idarede mutâbık” cümlesinden ne anladın? diye sorunca, “Sadece icrayı” dedi.  Peki, icra nedir? “Avukatların borcunu ödemeyenlerden mal kaldırması” diye cevap verdi!  

 

MALİYE  

 

Mâlî mevzuatta da terminoloji çok değişti. 1960 yılına kadar devletin önemli müesseselerinden biri olan Divan-ı Muhasebat, Sayıştay, Şûra-yı Devlet, Danıştay oldu. Tahsisat, ödenek; tahsisat-ı mesture, örtülü ödenek; muhasip, sayman; muhasebe müdürlüğü, saymanlık; istihkak, hak ediş; tasdik, onama; vâridat, gelir; teftiş, denetim; müfettiş, denetçi; talimatname, yönetmelik; tamim, genelge; müteahhit, yüklenici; mukavele, sözleşme; gayrimenkul, taşınmaz; menkul, taşınır; mükellef, yükümlü; umum müdür, genel yönetmen… 

 

EĞİTİM  

 

Talebe, öğrenci; muallim, öğretmen, eğitmen; muallime, bayan öğretmen; mektep, okul; sınıf, derslik; şehadetname, diploma; hendese, geometri; riyaziye, matematik; zaviye, açı; imtihan, sınav; mümeyyiz, ayırtman; tahsil, öğrenim; fail, özne; fiil, eylem; zamir, adıl; zarf, belirteç; sıfat, önad; nesir, düzyazı; mizah, komedi; hikâye, öykü; teşbih, benzetme; vezin, ölçü; kafiye, uyak; mısra, dize; vazife, ödev; muharrir, yazar; yönler de, şark, garp, şimal, cenup iken doğu, batı, kuzey, güney oldu. 

 

YABANCILAR DA ŞAŞKIN!

 

The Oxford İngilizce-Türkçe lügatini hazırlayan İngiliz filolog H. C. Hony diyor ki: “Türkçe ahenkli ve güzel bir lisandır. Başka lisanlardan kelime alırken sert ve çirkin sesleri yumuşatıp değiştirerek kulağa hoş gelir bir hâle sokmuştur. Hâlbuki yeni bulunan, diriltilen veya uydurulan kelimeler hemen daima tam manasıyla bir nefret örneğidir. ‘İlk mektep, dâhiliye, hariciye, hâkim, celse, tâbiiyet...’ gibi kelimeler için kabul edilen ‘ilkokul, içişleri, dışişleri, yargıç, oturum, uyrukluk...’  kelimelerini, kulaklarım tırmalanmadan ve tüylerim ürpermeden dinlemek ve kullanmak benim için imkânsızdır. Edebî zevk sahibi Türklerin bu hususta ne düşündüklerini öğrenmek isterdim!..”

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
625881 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/625881.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT