BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hermann Kvergic, Güneş Dil kimin teorisi?

Efendim Subaru ismi aslında "su ve boru"dan gelir, Toyota "toy" ve "otağ" kelimelerinden üretilmiştir. Birincisi tesisatçılığın ehemmiyetinden bahseder, ikincisi "arabacıya her gün bayram" gibi derin bir mesaj verir. Daihatsu "dayı - at - su"dan mürekkeptir. Canon'un doğrusu "Canan"dır, "Yama ha" zaten Türkçedir, LG'nin "El - Ci" gibi okunduğuna bakmayın doğrusu "elçi"dir. Honda "Onda", Samsung "Samsun"dur. Ağzında lokmayla konuşunca böyle çıkmıştır zahir. Opel "bükemediğin eli öpeceksin" vecizesinin modifiye edilmiş şeklidir. Fiat "fiyat"ın kestirmesi, Seat "saat"in sektirmesi, Nissan da "Nisan"ın şeddelisidir. Temel "beni silin" diye bağırmış, gâvurlar "işte aradığımız isim" demişlerdir: "Penisilin!" Teknolojiyle ne uğraşacaksın, sahip çıkalım gitsindir. DUY DA İNANMA Saçmalama dediğinizi duyar gibiyim... O zaman amcaların metinlerinden devam edelim. Agamemnon "ağa memnun"dan, Firavun "ne burundan", Amazon "amma uzun"dan, okey "ok ve yay"dan, Niyagara ise "ne yaygara"dan gelmektedir. İçinde canım Türkçemizden "mis" "is" ve "ip" gibi üç tane kelime olmasına rağmen Mississippi'ye sahip çıkılmaması âlenen tarafgirliktir. Güneş Dil Teorisini savunanlar "yaa niye büyütüyorsunuz? Neticede bu bir nazariye, eşeleyip neşeleniyoruz" deseler mesele yoktur. Gelgelelim çatık kaşlı bir kisveye bürünür, resmileşiverir. Tereddüdün mü var? İyi hâl kâğıdın gözden geçirilir. SIRP MALI HEY! Güneş Dil Teorisi sanıldığı gibi yerli malı yurdun malı değildir. 1933 yılında Viyana'da yaşayan Sırp asıllı dilbilimci Dr. H. Kvergic tarafından "keşf edilir" ve bize "pazarlanmak" istenir. Kvergic "La Psychologie de Quelques elements des Langues Turques" adlı çalışmasını Türk Dil Kurumu'ndan A. Cevad Emre'ye gönderir. A. Cevad Bey bu mesnetsiz makaleye cevap verme lütfunda bile bulunmaz, sümen altına ittiriverir. (İlerleyen yıllarda müdafii kesilecektir) Kvergic, bu defa doğrudan Cumhurbaşkanlığına yazar, aman efendim Ankara'da bir hareket, bir heyecan! Peki bir Sırp bunu neden yapar? O günlerde İtalya'da Duce namıyla maruf Mussolini diğer partileri kapatmış, Almanya'da Naziler seçimleri kazanmıştır. Avrupa'da ırkçılık pek modadır. Macarlar Himalayalarda kök aramakta (Csoma de Körös), Hitlerci uzmanlar Tibet ellerini harmanlamaktadırlar. EVRİMLE KOL KOLA Kvergiç ömrünü Türk, Moğol, Mançu, Tunguz dillerine vermiştir. Şöhret ve para peşinde midir bilmiyoruz ama yıllarca dirsek çürüttüğü mevzunun meyvelerini toplamak isteyebilir. (TDK Kütüphanesi'ndeki pdf dosyalara girerseniz, adı geçen şahsa Viyana Büyükelçiliği kanalı ile defaatle para ödendiğini göreceksiniz.) İnancımıza göre Adem Aleyhisselam ve ümmeti ziraatı, inşaatı, tıbbı, eczacılığı bilir, kumaş dokurlar. Çeşitli lisanlarla konuşurlar, on Suhûf indirildiğine göre şüphesiz okur ve yazardırlar. Halbuki Güneş Dil faraziyesi Darwinizmle kol kola yürür, mağara masallarına vurgu yapar. Onlara göre ilk insan (ki bu Türk'tür) güneşi görmüş ve "aaa" demiştir o anda. Sonra yumuşak bir g dolanır ağzına, olur mu "ağ". İşte bütün harfler ve heceler bu ana kökten doğar... Peki o güne kadar güneşi niye görmemiştir acaba? Muamma! HATLAR KARIŞINCA Osmanlı köklü bir medeniyetti malum. Yeniler ona mesafe koyarlar. Hat yasak, tezhip yasak, tecvid, tilavet, ezan yasak. Ses, renk ve şekil planında bize has ne varsa... Zinhar ve asla! Peki yerini ne ile dolduracaksın? Zor ama belki İslâm öncesi Ortaasya... Bir yandan kalem kitap gibi yerleşmiş kelimelere dahi savaş açar, bir yandan da Prof. Naim Hazım Onat'a "Arapça'nın Türk Diliyle Kuruluşu" adlı bir kitap hazırlatırlar. İyi de. Eğer Arapça menşeini Türkçe'den alıyorsa? Neden bu tasfiye? Neden bu yıkım, kıyım, arınma? Bırakın yerinde kalsın, bizdenmiş nasıl olsa. AFETE UĞRADIK "Türk Tarih Tezi" de Güneş Dil Teorisi ile başa baş gider. Bu teze göre nerede bir medeniyet varsa Türk menşeli olmalıdır mutlaka. Çünkü büyük fikirler ancak "brakisefal" kafalardan çıkar. Ellerinde pergeller kumpaslar... Milli Şefli yıllarda Türkiye'ye bir nezaket ziyaretinde bulunan rahmetli İsa Yusuf Alptekin'in (Çin hariciyesinde çalışmaktadır) bile kafasına mezura dolarlar. 80 geldi eksik 82 geldi fazla (ne ayıp ama). Sonra gider, nemrudların firavunların alınlarını karışlar, Mısır'da, Meksika'da "iz" ararlar. Kent kelimesinden hareketle Türklerin Britanya'ya çıktığını iddia ederler ki, Lord Kinross buna çok şaşar. Düşünebiliyor musunuz Afet İnan sadece 1937 yılında 40 bin kafa mıncıklar. Açılan mezarlar, âlimler, edipler, fazıllar... Mimar Sinan'ı bile kabrinde bi huzur eder, mübareğin başını gövdesinden ayırırlar. Kafaları karışıktır, kafataslarını da karıştırırlar. Emanetler DTCF koridorlarında kaybolur, ara ki buluna... Şu işe bakın Koca mimar kabrinde başsız yatmaktadır hâlâ... Ne demiş Sakallı Celal, cehaletin bu kadarı "tahsille" olur ancak. DİLLERİN ANA KAYNAĞI "Dil tezimize göre de, bu millet kültür eserlerinin adını ve bu eserler bağlı fikir sistemlerini Asya'dan sonra Avrupa'ya, Amerika'ya ve bütün dünyaya birlikte götürmüş ve içlerine girdiği uluslara da yaymıştır. Türk tarih tezinin kardeşi olan Türk dil tezi, işte bu metodla bütün ilim dünyasına dillerin ana kaynağı Türk dili olduğunu göstermektedir, davamızın büyüklüğünü ve ağırlığını biliyoruz, fakat bu bizi ürkütmüyor, ölüm uçurumunun kenarından inanılmaz bir hamle ile kalkınarak, ruhunun içindeki cevherle yeni varlığını dünyaya tanıtmış olan Atatürk Türkiyesi'nin ilim bahislerinde de şaşırtıcı büyük muvaffakiyetlere namzet olduğuna inanıyoruz." (Necmi Dilmen, üçüncü Türk Dil Kurultayı) YENİ BİR TÜRKÇE TÜKEL ÖZGÜ BİR KIVANÇ Yıl 1934... M. Kemal Türkiye'yi ziyaret eden İsveç veliahdı şerefine verdiği yemekte bir konuşma yapar... "Altes Ruayal; bu gece, ulu konuklarımıza, Türkiye'ye uğur getirdiklerini söylerken, duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankusunu bulacaksınız. İsveç - Türk uluslarının kazanmış oldukları utukuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: Baysal utkusu..." Bilmiyoruz artık Veliahd tercümesinden ne anlar? ''Türkçeyi ne kadar özleştirebiliriz? Her yabancı kelimenin bir öztürkçe karşılığı bulunacağını iddia eden dilciler ne dereceye kadar haklıdırlar? Atatürk bunu denemeye karar verdi. Şimdi hiçbirimizin mânâsını bilmediğimiz "baysal utku" onun resmi bir nutkunda kullanılmıştır. Bir gün beni yanına çekip; "Çocuk, çıkmaza girmişizdir. Dili bu çıkmazda bırakamayız, tabii yola döneceğiz" demişti. Falih Rıfkı Atay BÜTÜN LİSANLAR TÜRKÇE CULTURE & KİLTURMAK Büyük reis ve rehber, birkaç gün evvel kendilerini Yalova'daki son ziyaretimizde maksadın Türk milletine kendi mazisinde mevcut ve kendi mazisinden mevrus ve bu itibar ile bittabi daha mütekâmil şekiller ile istikbaline de şamil kendi kültürünü ortaya çıkararak göstermek olduğunu izah ettikten sonra Türk Dili Cemiyetinin bu yoldaki mesaisinden ortaya cidden hayret olunacak neticeler, yani hakikatler çıkması muhakkak bulunduğunu bütün bir emniyet ve kuvvetle beyan buyurdular ve "isterseniz", dediler, "evvela mevzuubahsimiz olan kültür kelimesini ele alalım." Büyük reis bize yanlarındaki kitabı uzatarak: Bu kitabın ismini, müellifini ve basma tarihini okuyunuz. - Lûgat-i çağatay. Müellifi Şeyh Süleyman Efendi Buharî. İstanbul 1298 - Şimdi kilturmak kelimesini bulunuz!... Kelimenin karşısındaki mânâ izahlarını okuyunuz. - Getürmek, ihzar, isal. irat ve peyda etmek. sevk ve ikame etmek, takarrür. - Türkçe fiillerinde mek ve mak lahikalarının kaldırılmasıyla geri kalan maddenin asıl kelime olduğunu bilirsiniz. Kilturmak fiilinin asıl maddesi kilturdur demek. Fransızca, İngilizce, Almanca gibi belli başlı garp dillerinde kullanılan kültür kelimesi ile bu kiltur kelimemiz arasında telaffuz itibarıyla olduğu gibi mana itibariyle de mevcut olan kuvvetli tetabuka dikkat etmemek mümkün müdür? (Yunus Nadi 21 Ağustos 1932 Cumhuriyet) ER-CENK-TÜRK Galyalı komutan bizdenmiş M.Kemal Adana'yı ziyaretinde İl Maarif Müdürü İsmail Habip (Sevük)'e sorar: Neydi o, az kalsın Sezar'ı mağlup eden Galya kumandanının adı? Karışık çetrefilli bir ismi vardı, ha: Versingetorix! Fransız tarihlerine göre bu isim 'bahadırların büyük reisi' demekmiş. halbuki hecelere ayırınca ne olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Birinci hecenin başından vavı kaldır, 'er', ikinci hece 'sing', yani 'cenk'. üçüncü hece 'torik', yani 'Türk'. (Palazoğlu) * M.Kemal bir başka vesileyle, 'rota' kelimesinin İtalyanca olduğunu zanneden bir denizciye çıkışarak, bu kelimenin aslında 'yürütmek' fiilindeki 'rüt' hecesinden türediğini ve halis Türkçe olduğunu vurgulamıştır. (Necdet Uran) * Güneş Dil Teorisi'nin ışığıyle bir prototürk dili gövdelenecek ve bu dil milletler arası lengüstik tetkiklerde anadil rolünü ifa edecektir. Gayeden eminiz... Reşit Tankut * Atatürk, Atatürk antlıyız sana Güneşinden içtik hep kana kana... TDK Dilbilgisi Encümeni Başkanı A.Cevat Emre (Kvergic'in mektubunu sümen altı eden başkan) * İlim dünyasında dili ırk için esas kabul etmeyen âlimler yok değildir. Bu esas bazı camialar için doğru olabilir ama Türk için asla! (Afet İnan) * A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde yıllarca Güneş Dil dersleri okutan Necmi Dilmen 10 Kasım 1938'den sonra defteri kapar. Sebebini soranlara "Güneş öldükten sonra teorisi mi kalır" der, noktayı koyar. Onca devlet imkanı, onca bina, onca maaş, masraf... Heba olup gider. Boşuna!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
486737 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/486737.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT