BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Beylerin semti, semtlerin beyi Beylerbeyi

İrfan Özfatura
Facebook

Tuna’dan geçmiş midir, ak tolga giymiş midir, bilmiyoruz ama Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın bir yalısı vardır kıyıda.

Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Altın Orda ve Memlükler’de mîr-i mîrân (emîrlerin emîri) adıyla anılan güçlü idareciler vardır. Osmanlı “Beylerbeyi” der onlara. Eyalet valisi gibidirler, asker besler, fetihte bulunur, imar faaliyetlerini deruhte eder, müesseseler kurarlar. 1. Murad devrinin unutulmaz gazisi Lala Şahin, Bayezid devrinde Anadolu’yu çekip çeviren Timurtaş Paşa, Saraybosna’yı çiçek gibi bezeyen Gazi Hüsrev Bey onlardandır mesela.
Mısır, Şam, Bağdat, Basra, Erzurum, Van beyleri vezâret pâyesiyle tayin edilir, imtiyazlar tanınır icraat ve teşrifatta. Misal Budin Beylerbeyi sınır ihtilâflarında Alman İmparatoru ile müzakerede bulunabilir, müdahale edebilir icabında.


Hadîkatü’l-vüzerâ bilahare sadrazamlığa yükselen beylerin hikâyeleri ile doludur. Bunlar hem ilmiye, kalemiye ehlidir hem de seyfiye (kılıç erbabı) zümresinde yer alırlar. Fatih’ten sonra güçleri artar, Anadolu ve Rumeli Beylerbeyleri vazifeye başlar. Berat verilir, hil‘at giydirilir “Emîrü’l-ümerâi’l-kirâm kebîrü’l-küberâi’l-fihâm zü’l-kadri ve’l-ihtirâm sâhibü’l-izzi ve’l-ihtişâm el-muhtas bi-mezîdi inâyeti’l-meliki’l-a‘lâ” şeklinde hitap edilir onlara. Koçulu kayıklara, süslü atlara binebilir, solak ve peyk yürütebilirler yanlarında.  Dîvân-ı Hümâyun’a geldiklerinde başlarında mücevveze olur, sırtlarında sırmalı kaftan.
Onlar da sancak merkezinde divan kurar, “beylerbeyi konağında” toplanırlar. Hazine ve timar defterdarı, eyalet kadısı, divan efendisi, tezkireci, çavuşlar, rûznâmeci ve kâtipler hazır bulunurlar.

İSMİYLE MÜSEMMA
Sahi beylerbeyleri, Beylerbeyi’nde mi ikamet eder dönünce İstanbul’a?
Bilmiyoruz ama III. Murad döneminin Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın bir yalısı vardır kıyıda.
Zaten Beylerbeyi’nde umur görmüş, mürekkep yalamış makam mansıp sahibi insanlar oturur. Sakinleri arasında hanedan mensupları, devlet ricali, şairler, fazıllar, hattatlar, müzehhibeler vardır. “Ulema semti” olarak anılır ayrıca.

AH O TEŞRİFAT
Bir ara Şirket-i Hayriye Müdürü Hüseyin Haki, Boğaz hattı kaptanlarından Ömer Efendi’ye serzenişte bulunur: Her defasında geç kalıyorsun, diğer seferler aksıyor, bir değil, iki değil, sahi kuzum neler oluyor orada?
-Efendim Çengelköy’ün zerzevatı, Kuzguncuk’un haşeratı, Beylerbeyi’nin teşrifatı varken vaktinde varamayız, uğraşmayın boşuna.
-Anlayamadım?
-Malum Çengelköy, bostanlarıyla ünlüdür, salatalığı mis kokar, sabah gemiye küfe küfe körpe badem, göbekli marul, tere, nane taşırlar ve biz mâni olamayız onlara.
-Ya Kuzguncuk’ta?
-Oranın da külhanisi boldur, ayak takımı mazarrat çıkarmak için bahane arar. Yok yan baktın, omuz attın, çamura yattın. Vukuatı eksik olmaz, eller bele gider anında.
-Peki Beylerbeyi?
-Asıl seferi aksatan da onlar. Hepsi efendi insanlar; nazik, kibar, hürmetkâr. Gemiye binerken birbirlerine yol verir, “Zat-ı devletliniz dururken bizim geçmekliğimiz yakışır mı caanım efendim, katiyen olmaz” der geri adım atarlar. Beriki “Lakin emir edepten üstündür beyzadem” der, “Ben sizden yaşlıyım, buyurunuz diyorsam kerem ediniz, kırmayınız, tefaddal”...  “Aman mirim âlâ yemin. Lütfen sağdan.”

ALIŞAN BIRAKAMAZ
Beylerbeyi dünyanın en güzel şehrinin, en şirin köşesinde yer alır. Klasik bir Osmanlı mahallesidir, sahilden Çamlıca’ya kadar irili ufaklı mahalle mescitleri serpilmiştir yamaca. Sokakları dar değildir, iki yanında kafesli cumbalı ahşaplar. Bazı evler avlulu, yüksek bahçe duvarlıdırlar.
Küplüce Kabristanı’nda sarıklı mezar taşları ile koyu gölgeli selviler birbirlerine yaslanır. Seyyid Efendi Dergâhı ile İstavroz Tekkesinin hayli müntesibi vardır.
Sahilde İsmail Hakkı Paşa, Hasip Bey ve Mısırlı Prenses Fatma Hanım’ın yalıları sıralanır, hepsi de birbirinden alımlıdır.
“Maarif Nezareti iyi güzel de ah şu mektepler olmasa” sözüyle tanınan Haşim Paşa da semtin mukimleri arasındadır.
Daha evvel burada bir saray olduğu bilinir,  III. Mustafa Han tarafından yıktırılır ve arazi parçalanarak taliplere satılır. Yeni sahipleri  köşkler, kasırlar yaptır, avanesi ile yerleşip muhiti canlandırır.
Bilhassa I. Mahmud döneminde semtin yıldızı parlar. Abdullah Ağa Camii de o devirden kalmadır.  
II. Mahmud Han, bugünkü Beylerbeyi Sarayı’nın arsasına ahşap bir bina yaptırır. Hamid-i Evvel Camii’ni büyütür ve İskele Meydanı’na bir çeşme yakıştırır.

HAMİD-İ EVVEL
İskelenin yanındaki Hamid-i evvel Camii özene bezene inşa edilmiş bir şah eserdir. I. Abdülhamid Han, validesi Rabia Sultan hayrına yaptırmış, hamamını ve mektebini de unutmamıştır.
Mimarı Mehmed Tahir Ağa, bina emini ise Hafız el-Hac Mustafa’dır. I. Abdülhamid’in Bahçekapı’da yaptırdığı türbe, medrese, kütüphane, imaret, sıbyan mektebi, sebil ve üç çeşme ile sıra dükkânlar da onun elinden çıkmıştır.
Beylerbeyi Camii sıradan bir eser değildir, belli ki masraftan kaçınılmaz.  İnşaata Nisan 1777’de başlanır, takriben 16 ayda tamamlanır.
Bilahare II. Mahmud Han elden geçirtir. Yıkılan minarenin yerine çifte minare yaptırır. Muvakkithane ile dört cepheli bir çeşme ilave ettirir, önünü rıhtıma kadar açar.
Bundan elli yıl evveline kadar Beylerbeyi aşı boyalı konaklar, çeşme, sarnıç ve maslaklarla doludur ama yetmişli yıllarda beton istilasına uğrar, birden kalabalıklaşır.

BEYLERBEYİ SARAYI
Bir zamanlar II. Selim’in kızı Gevher Sultan’ın tepe üstünde konağı vardır, hatta IV. Murad burada doğar. Sultan Ahmed tarafından yaptırılan Şevkâbâd Kasrı ise tepede ağaçlıklar arasındadır. O yıllarda av yaparlar civarda. Nevşehirli İbrahim Paşa’nın damadı Kaptan Mustafa sahilde havuzları, selsebilleri ve nakışlı divanhanesi olan bir yalı yaptırır (Ferahâbâd) Saliha Sultan ise Ferahfeza Kasrı’nı ısmarlar ustasına. II. Mahmud Hasbahçe’yi tekrar satın alır, bir sahil sarayı yaptırır. Avrupalı seyyahların da ilgisini çeker, tablolara gravürlere aktarılır.
Saray yangınlar geçirip yıpranır, Abdülaziz Han Hint, Arap, Mağrip esintileri taşıyan bir sarayda karar kılar. Zülvecheyn (iki cepheli) salonlarda divanhane geleneğini yaşatırlar. Duvar madalyonlarında, bayrak, sancak, tuğ, kalkan, kılıç, kalyon resimleri vardır.

BEYLERBEYİ VAPURU

Hollanda’nın Den Haag tersanelerinde yaptırılan (1955) Beylerbeyi 483 grostonluk bir vapurdur. Boyu 46,5, genişliği 9,80 metredir. İki motorlu, çift uskurludur. Yıllarca Boğaz, Haydarpaşa, Köprü-Moda-Kalamış ve Adalar hattında kullanılır. Ferah ve rahattır, Yeniköy ve İstinye adında iki kardeşi vardır.

MÜFTÜ AMCA
Rahmetli Van Müftüsü Seyyid Kasım Arvas da Beylerbeyini mekân edinenlerdendi. Bir bayram ziyaretine gitmiştik, baktım onarlı yirmişerli gruplar geliyor, ev boşalmadan doluyor. Sevenleri sohbetinden hisse kapmaya çalışıyorlar.
Sabah gelenler yağla balla cevizle kahvaltı yapmış, otlu peynir sarmışlar lavaşlara. Öğlen etlisiyle sütlüsüyle takım yemek çıkarılmış, ki keşkek de vardı aralarında. İkindi gelenlere ise börek baklava. Daha dur bakalım bunun akşamı, yatsısı da var.
Düşündüm de sadece çay ikram etse emekli maaşı yetmez. Matematiğin iflas ettiği nokta.
Keramet deyince millet göklerde uçmayı, sularda yürümeyi bekliyor. Hâlbuki bereket gözümüzün önünde, görmüyoruz o başka.

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621674 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/621674.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT