BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Acılar ülkesi Kazakistan

İrfan Özfatura
Facebook

Doksanların başıydı, dağılımın ardından yollara düşmüş, Orta Asya’yı gezmiştik boydan boya. Bilge bir yaşlı “Camanlık (düşmanlık) halklar arasında olabilemez” demişti, “o prezidentlerin kafasında!”
Biz asırlardır Ruslarla, Acemlerle, Suudlarla, Rum ve Ermenilerle birlikte yaşıyor, geçinip gidiyoruz sonunda. Ama bu devletlerin bize dost olduğunu söylemek zor.  Ne yazık ki, günümüz Moskova’sı da Çarların ve Kızılların yolunda...
Her anlaşmaya imza atıyor, “oh” diyorsunuz “kan kasvet duruyor galiba”, ertesi gün ev avul vuruyor, kadınları çocukları öldürüyor vicdansızca.
Geçtiğimiz asır 110 milyon insan katledilmiş, üçte ikisi Türk. Dört milyon soydaşımızın kanı Lenin’in, 42 milyonunki Stalin’in avuçlarında. Ruslar sömürmekle kalmaz, Kazan’da Tatarları, Issık Göl ve Narin’de Kırgızları, Göktepe’de Türkmenleri, Hive ve Buhara’da Özbekleri kırarlar.

HAYVAN VAGONLARIYLA
Yıl 1927. Nereden icap ettiyse Ahıskalılara takarlar bu defa. “Derhâl toplanın,15 dakika içinde demir yoluna!”
Alayını hayvan vagonlara tıkar, nereye götürdüklerini söyleme lütfunda bile bulunmazlar. Açlık, hastalık, dondurucu ayaz... 45 gün çalkalanırlar yollarda. Kızıllar, cesetleri bacaklarından tutup savurur sahraya. Vardıkları yerde od ocak yoktur. O ara 30 bin Ahıskalı ölür ki, 17 bini çocuktur daha.
Ardından Atabeyit katliamı, Kırgız aydınlarını bir taş ocağına götürür, dizerler kurşuna. Aytmatov’un babasını da...  
23 Şubat 1944 Çeçen ve İnguşlar, Stalin’in emriyle evlerinden yurtlarından koparılır, sürülür Sibirya’ya... Dörtte biri hayatını kaybeder o ara.  
18 Mayıs 1944. Kırımlılar da aynı akıbete uğrar. Arabat’ta 150 Türk unutulur, dümensiz bir tekneye bindirip iterler deryaya.
Yıllar sonra Ukrayna mutedil davranır da dönebilirler yurtlarına.
Bu sefer de Kırım’ı ilhak eder, zemin zindan olur soydaşlarımıza. Düşünebiliyor musunuz? Şu an Kırım’da yüce kitabımız Kur’ân-ı kerim bile yasaklı yayınlar arasında.

BALTAYI TAŞA...
Afganistan’da ise bir buçuk milyon şehit, bir milyon sakat bırakırlar, beş milyon göçebe, şehirler harabe. Ruslar 15 bin asker, 450 uçak ve bin zırhlı kaybedince geri basarlar.
Bakü’de Azerbaycanlıları tanklarla ezer, Karabağ’da sivilleri kırarlar. Ermenilerin bir gücü yoktur, Suşa katliamını Albay Zarvigarov komutasındaki 366’ncı Rus Mekanize Alayı yapar.
Dağılımın ardından Gürcistan, Ukrayna, Ermenistan’a karar verme hakkı doğar ve tercihlerini “bağımsızlıktan” yana kullanırlar.
Ama aynı hakkı Çeçenlere çok görür, Grozni’yi yakar yıkar, kana boyarlar. Rus annelerin zulümden haberi yoktur. Lakin çocuklarının tabutları konunca kapıya...
Ruslar Suriye’de Bayırbucak Türkmenlerini ve Halepli Sünnileri de vurur. Ki vuruyorlar hâlâ.  
Hedeflerin hiçbiri askerî değil; pazar yerleri, çeşme başları, fırınlar. Bilhassa hastahane ve okullar.  Altı milyonluk Halep’i insansızlaştırıp açarlar yağmaya.
“Hukuku bu kadar örselemek iyi değil”, yarın kendi ihtiyaçları da olabilir ona.

GELELİM KAZAKİSTAN’A
Kazakistan adı üzerinde Kazak Türklerinin yurdu. Binlerce yıldır oradalar.
Rus ve Çin tehdidi yetmez gibi zaman zaman Çunkarlar (Hulagu’dan kalan Moğol bakiyeleri) musallat olurlar.   
50 bin Karatatar’ın topraklarına girdiğini haber aldığında Sultan Cangir’in (Jahangir) 600 adamı vardır yanında. Tereddütsüz atlarına atlar, istilacıları kayalık bir mevkide sıkıştırır Orbulak Zaferi’ni kazanırlar (1643).
Birlik olunca, dik durunca, ezilmezler düşmana.  Ama beyler şehzadeler koltuk kaygısına kapılınca...
Kazaklar savaş ve kıtlık yüzünden çok zayiat verir, milyonlarca insan düşer toprağa (1723). Ki o günleri “Aktaban Şubırındı” diye anarlar hâlâ.
Ne zaman ki hanlar, baturlar Kazak Kurultayında bir araya gelir, birleşme kararı alırlar (1726), Ebulhayr komutasında, Anıkaray Zaferi’ni kazanır, Çunkar istilasından kurtulurlar.
Moğollar çekilseler de yine gelecek ve daha şedit davranacaktırlar. Liderleri Tsevan, Cengiz olma hayali kurmaktadır. Ona ıssız bozkırlar değil, mamur yollar lazımdır. Aradığı ne varsa Kazakistan’da. Ruslar Çunkarlara top tüfek sağlar ki, Türkleri kırsınlar.
Bolat Han’ın ölümünden sonra Kazaklar arasında yine taht taç kavgaları başlar, çok zayıflar, himayeye muhtaç kalırlar. Çunkarlar Doğu Türkistan’a, Deşt-i Kıpçak’a ve Orta Asya’ya yayılmış, Çin tehdidi de artmıştır.
Ne yapsalar Ruslara mı yanaşsalar acaba?
Şeditlerin şerrinden kaçar, ehvenişerre sokulurlar güya.

YAĞMURDAN KAÇARKEN
Çarlık rejimi Batı Türkistan’da yaşayan göçebe Türkleri ıslaha kalkar, yerleşik hayata zorlar. 1897 sayımına göre (ne kadar güvenilirse),  250 bin Kırgız, 250 bin Türkmen,  250 bin Tacik ve 1,5 milyon Özbek çıkar. Kazakların nüfusu alayının iki katıdır, misli misli fazla. Eğer o 1,5 milyon Özbek, bugün 35 milyon olduysa 4,5 milyon Kazak, 105 milyon olmalıydı. İçler dışlar çarpımı, denklem ortada!
Yaşanılan katliamlardan dolayı sadece 19 milyonlar ki, bunun %27’si Rus, Ukraynalı ve Alman. Çarlar zalim, Kızıllar daha zalimdir, Bolşeviklerle baskının dozu artar.
1929-33 arası SSCB’de bolluk içindedir, Komünist Parti Sekreteri F. Goloşegin şeytanın aklına gelmeyecek bir şey yapar, Türkleri suni kıtlıkta bırakır baş başa.
Kazak beylerini halk düşmanı ilan eder, hayvanlarını ve topraklarını ellerinden alır. Kardeşlerimiz meralara çıkamaz, mallara bakamaz. 40 milyon hayvan bozkırın ayazında donar, yem olur kurda kuşa. Bu telefatının ardından (1927-1932) açlık başlar. Köyler haritadan silinir. Yer isimleri değiştirilir, asırların Hocent’i, Leninabat olur mesela.
“Kızıl kırgın” ile 2 milyon 300 bin kardeşimiz hayatını kaybeder, 616 bin Kazak ise yurdunu terk eder, vurur sahraya.
Bıçak kemiğe dayanınca 80 bin kişi ayaklanır, kaybedecekleri ne vardır ki, zaten yaşıyor sayılmazlar. Ellerinde silah yoktur, gizli servis 5.551 kişiyi tutuklar, 883’ünü infaz eder anında. Diğerleri meçhul, haber alınamaz bir daha...
Derken Kazak aydınları hürriyet, milliyet ibarelerini terennüme başlar. Şairler, hasretini haykırır, “ıstagı bavırıma” (uzaktaki kardeşime) diye şiirler yazar Anadolu’ya.  
Hımm Türkiye’ye şiir ha? Dur sizin alfabenizi değiştirelim de (1940) kalın bir başınıza. Hâlbuki Anadolu halkı o çileyi 1928’lerde yaşamış, işgalci İngiliz’in harfi musallat olmuştur satırlarına. Bu arada Kazak ediplerinden Mağcan Cumabayev, Ahmet Baytursunov, İlyas Cansugirov, Beyimbet Maylin, Mırjakıp Dulatov ve Saken Seyfullin dizilir kurşuna.

ALMANLARIN KARŞISINA
1939-45 Cihan Harbi kopar, Kazakların meselesi değildir ama onlar sürülür, Almanların karşısına.
SSCB 40 yıl boyunca Semey’in en verimli topraklarında nükleer denemeler yapar, yer altında ve üstünde 468 atom bombası patlatır ve bir nesli kanser ederler sonunda.
Rus doktorlar Kazak kardeşlerimizi kobay olarak kullanır, ne kadar netameli kimyasal varsa enjekte ederler damarlarına.
1927-1953 arası 103 bin Kazak sürgüne gönderilir, 25 bini dizilir kurşuna.
1954’de zulüm tavan yapar, (Kremlin’e sunulan rapora göre) sadece Kazakistan’da 58. maddeyi ihlalden (rejime muhalefet) 3 milyon 770 bin kişi tutuklanır. 642 bin 980’i idam edilir. 2 milyon 369 bini ise ağırlaştırılmış hapis cezalarına çarptırılır. Çoğu gökyüzünü göremeyecektir bir daha.
Ruslar sadece insanlara hayvanlara değil tabiata da zarar verir, fıkır fıkır balık kaynayan mavi Aral’ı kuruturlar. Dünyanın en büyük dördüncü gölü gider; kum, tuz ve ziftin peki (pamuk tarlaları ilaçla yıkanır âdeta) kalır çukurda.

DURMUŞ SAATLER!
ABD Hariciye Bakanı Blinken, Kazakistan yöneticilerine “Yakın tarihten ders alın, Ruslar bir kere evinize girdi mi, bir daha çıkaramazsınız”  demişti malum. Eğer Bulgaristan, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Polonya, Estonya, Litvanya, Letonya, Doğu Almanya, Gürcistan, Ermenistan ve Ukrayna tarafından bakarsanız, haklı gibi duruyor. Tataristan, Çuvaşistan, Çeçenistan, Karaçay, Kabartay Balkar, Dağıstan ve Başkordistan bir nevi esaret altında. Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan’ı arka bahçeleri gibi görüyorlar hâlâ.
Rus tarafından cevap gelir: Amerikalı evine geldiğinde, hayatta kalmak, soyguna ve tecavüze uğramamak zordur. Kızılderililer, Kore, Vietnam, Irak, Panama, Libya, Yugoslavya, Suriye ve diğer talihsiz insanlar çok şey anlatabilir bu hususta...
İkisi de isabet buyurmuş. Duran saatler de doğruyu gösterir...
Günde en az iki defa.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622471 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/622471.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT