BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

AFGANİSTAN: TALİBAN’DAN EVVEL-TALİBAN’DAN SONRA

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Afganistan’da darbe yapan Sovyetler, daha sonra kendisinden yardım isteyen kukla hükûmeti korumak için ülkeyi işgal ettiler. O gün bugündür zavallı halk, artan sıkıntılarla boğuşmaktadır.
 
ABD’nin Afganistan’daki askerlerini çekeceğini ilan etmesi; bunu takiben Taliban’ın memleketin %80’ini kontrolü altına alması ve yollara düşen binlerce mülteci, dünya aktüalitesini meşgul etti. Bu, yeni bir mesele değildir. Son 30 senede dünyanın en fazla mülteci veren ülkesidir. 3 milyon mülteci İran’da ve 2 milyonu da Pakistan’da yaşamaktadır.
1982’de Türkiye, Türk asıllı Afgan mültecilerin bir kısmını kabul etti. Bu problemsiz mülteciler Van, Tokat gibi mıntıkalara yerleştirildi. Ancak mülteci akını bitmedi. Resmî rakamlara göre, 2014-2021 arası 500 bin Afgan mültecisi Türkiye’den kanuni/kanunsuz giriş yapmıştır.
 
Geçit belde
 
32 milyon insanın yaşadığı 652 bin km2 arazinin, ortası Hindikuş Dağları, kuzeyi ova, güneyi çöldür. Memur ve asker Peştunlar nüfusun %42’sini teşkil eder. %27 tüccar Tacikler; %11 çiftçi Türkler; %10 fakir Hazaralardır. Nüfusun %15-20’si Şiî; gerisi Hanefidir.
Memleket, Perslerin, Büyük İskender’in ve Akhunlar’ın elinde kaldı. Hazret-i Osman’dan itibaren Müslümanlarca fethedildi. Gazne Devleti burada kuruldu. Selçuklu, Harzemşah, Moğol ve Timur hâkimiyetinde kaldı.
Gazne, Herat, Belh gibi ilim ve kültür merkezleri buradadır. XVI. asırda Timurzade Hüseyin Baykara’nın payitahtı Herat, dünyada nüfusu 1 milyonu geçen ilk şehirdir. Hindistan’da imparatorluk kuran Babür Şah’ın mezarı Kâbil’dedir.
 
İran’ın işini bitirmek
 
Babür İmparatorluğu zayıflayınca, İranlılar, Afganistan’ı işgal etti. 1747’de İran Şahı Nâdir öldürülünce, Afgan soylusu Ahmed Şah Dürrânî, kendisini Afgan hükümdarı ilan etti. Payitahtı Kandehar’dan Kâbil’e taşıdı. Böylece millî bir Afgan devleti kurulmuş oldu. İstanbul’a sefir yolladı ve beraberce İran’ın işini bitirmeyi teklif etti. Ancak Ruslarla başı dertte olan Sultan III. Mustafa’nın elinden bir şey gelmedi.
1839’da Sihlerle anlaşıp memleketi işgal eden İngilizler çıkarıldı. 1878’de tekrar işgal edip Hayber Geçidi’ni Hindistan’a kattılar. Böylece çok sayıda Afganlı vatan harici kaldı. Afganistan; Rusya ile İngiltere arasında tampon hâline geldi. Bu üçü, İngiltere; Rusya ve sonra ABD, Afganistan batağının müsebbipleridir.
Emanullah Han, 1921’de Sovyet Rusya ve Ankara ile anlaşarak mütehassıs subay ve öğretmen istedi. Gazi’yi örnek alarak bir dizi inkılaba girişti. Halkın reaksiyonu üzerine 1929’da devrildi. Sürgünde, hayran olduğu Türkiye’de değil, İtalya’da yaşamayı tercih etti. Yerine çıkan Nadir Han temkinli hareket ederek İslâmî bir idare kurdu. Güçlü bir ordu teşkil etti. Memleketi imara girişti. Ancak Afganistan’da taht kaygandır; bir akrabası tarafından şahsi bir sebeple öldürüldü.
 
Sovyet taktiği
 
Yerine oğlu Zahir Şah geçti. Vaktiyle İngilizlerin kopardığı Afganlarla meskûn kısım, Pakistan’la hudut ihtilafı doğurdu. İngilizlerin, Pakistan’ı desteklemesi; Afganistan’ı Rusya’ya itti. Siyasi, kültürel ve iktisadi anlaşmalar imzalandı.
Memleketin komünizme kaydığını gören Şah, 1973’te aynı zamanda akrabası olan Sovyet taraftarı başbakan Davud Han’ı azletti. O da darbe yapıp kralı sürgüne yolladı.
Böylece 1979 yılına gelindi. Hatasını anlayan Davud Han, memleketteki komünistleri tevkif edince, Marksist subaylar darbe yaptılar. Davud Han bütün ailesiyle katledildi. Nur Muhammed Taraki reisicumhur oldu.
Köşebaşlarına komünistler yerleşmeye başlayınca, halk ayaklandı. Taraki devrildi. Yerine arkadaşı Hafızullah Emin geçti. Kendinden habersiz/izinsiz darbeye kızan Sovyetler, Emin’in yerine Babrak Karmal’ı geçirdi. Karmal da ayaklanan halka karşı Sovyetlerden yardım istedi. Bu her zaman her yerde cari bir Sovyet taktiği idi. Ruslar, Afganistan’ı işgal etti.
Buna mukabil Batı Bloku, Kore ve Vietnam gibi doğrudan müdahale etmektense, halkı silahlandırıp mukavemeti teşkilatlandırdı. Böylece Mücahidlerle Sovyetler arasında senelerce süren, memleketi ve halkı perişan eden muharebeler başladı. Sovyetler ilerleyemedi. 1986’da Karmal düştü. 1989’da da Ruslar çekildi. Bu mağlubiyet, Sovyetlerin dağılmasındaki en büyük âmillerdendir.
 
İç harb
 
Bu sefer memleketteki mücahid fırkalar arasında iktidar adına iç harb başladı. Afganistan, fakir ve problemli bir memleket idi. Eski medeniyet ve ihtişamından eser kalmamıştı. Ancak stratejik pozisyonu, milletlerarası bloklar için ehemmiyetliydi. Ilımlı reisicumhur Burhaneddin Rabbani ve aşırı başbakan Gülbeddin Hikmetyar arasında anlaşmazlık zuhur edince, global güçler devreye yeni bir senaryo soktu. Orta Doğu’yu iyi tanımayan ve monarşiye hep mesafeli duran ABD, Zahir Şah’ı tekrar başa geçirip istikrarı temin edeceği yerde, tehlikeli bir oyunun içine girdi.
Hindistan’da uzun zamandır aktif bulunan Diyobend medreselerinde Afganlı gençler tahsil yapmaktaydı. Bu medreseler sonradan dejenere olup Vehhabiliğe kadar uzanan geniş bir yelpazede faaliyet göstermeye başlamıştı. Hindistan’da İngilizlere mukavemetin filizlendiği yerlerden birisi olduğu için, siyasi duruşu radikaldi. Mesela Mevdudi buradan çıkmıştır.
Mensuplarından Ubeydullah Sindî 1914’te Afganistan’a gelerek burada Jön Türkler ve Almanya’nın yardımıyla bir mukavemet hareketi teşkilatlandırmaya çalışmış; hatta Cemal Paşa da memleketten kaçtığında buraya gelmişti. Yağistan’da kurulan gerilla kampında İttihatçı subaylar talim veriyordu. Harb kaybedilince, iş bitti; Sindî 1920’de Hindistan’a döndü.
İşte şimdi bunlara tekrar iş düşmüştü. Afganistan sınırına yakın az sayıdaki Diyobend medresesi kullanılarak, ekseriyeti kimsesiz binlerce Afgan genci az bir dini tahsille beraber askerî talimden geçirilerek kısa zaman içinde Pakistan ve ABD desteğinde Afganistan’a gönderildi. 1996’da memleket idaresi, Molla Ömer liderliğindeki Taliban’ın eline verildi. Böylece Afganistan’da yeşerecek ümit ışıkları sönmüş oldu. Taliban, talebeler demektir.
Burhaneddin Rabbani ve Türkiye’nin tuttuğu Tacik mücahid lideri Ahmed Şah Mesud Taliban tarafından intihar bombası ile öldürüldü. İlk reisicumhur Sıbgatullah Müceddidi suikasttan kurtuldu. Mücahid liderlerinden ve ulemadan İttihadülislami reisi Abdürresul Sayyaf amansız Taliban muhalifidir. 1992’deki roket saldırılarında binlerce sivilin öldüğü Hikmetyar ise, Taliban’ın âdeta öncüsü olmuştur. Bir başka lider Yunus Halis’in ekibi Taliban’a katılmıştır.
 
Eski dost yeni düşman
 
Enteresan olan şudur ki, normalde Sünnileri desteklemesi hiç beklenmeyen Suudi sermayesi, işin finansmanı için kullanılmıştır. Suudi Arabistan’ın zengin ailelerinden birinin Garp tahsili ile yetişmiş oğlu Üsame bin Ladin başına bir sarık sarıp elinde tüfek ile dağa çıkıp, işin CIA adına organizasyonunda yer almıştır.
Zamanla Üsame’nin müstakil hareket etmeye kalkışması, CIA’yi endişelendirdi. 11 Eylül tecavüzünden mesul tuttuğu el-Kâide’ye kucak açıp Bin Ladin’i koruyor gerekçesiyle Taliban’a düşman oldu. 2001’de Afganistan’ı işgal etti. Babası Taliban tarafından öldürülen Peştun siyasetçi Hamid Karzai reisicumhur seçildi.
Dünyanın resmen tanıdığı, ama gücü ancak Kâbil varoşlarına uzanabilen merkezi hükümetin zaafı Taliban’ın işine yaradı. Her cihetten ABD ve müttefikleri ile boy ölçüşemeyecek güçteki Taliban, her nasılsa 2004’te tekrar atağa geçerek, gerilla muharebeleriyle düşmanını sindirdi. 2019’da Taliban’ın, muhalifleri barındırmaması mukabilinde ABD’nin 14 ay içinde Afganistan’dan çekilmesine dair anlaşma yapıldı.

Elin ekmeğini yiyen, onun kılıcını sallar!
 
Suudiler, Pakistan’da uzun zamandan bu yana faaliyet içindedir. Daha çok maddi güç yoluyla cemaatlere ve liderlere nüfuz etmektedir. İslamabad’da Suudi Arabistan sefareti bünyesindeki Merkezü’d-Da’ve bu işleri organize eder. Bilhassa Afgan cihadı esnasında silahlı teşkilatlara para yardımı yapılmış; dolaylı olarak Taliban hareketinin doğmasına yol açılmıştır. Taliban, tavır itibarıyla klasik Sünnî çizgide değil; nassların zâhirine bakan katı Selefî çizgidedir. Ancak Sünnî dünyanın reaksiyonunu çekmemek adına bu imajı gizlemeye dikkat etmektedir.
1979’a kadar Türkiye’ye çok benzeyen Afganistan sosyal ve siyasi hayatını, meşhur Afgan romancı Halid Hüseyni’nin filme de alınan Uçurma Avcısı gibi romanları iyi tasvir eder. Dindar olanla olmayanın iyi-kötü huzur içinde yaşadığı cemiyet üzerine, Taliban idaresinde, -Humeyni İran’ında olduğu gibi- göstermelik bir dindarlık örtüsü çekilmiştir. Hâlbuki dindar bir cemiyet teşekkül etmeden, tepeden inme şer’î bir idare kurulmaması, Cenab-ı Peygamber’in sünnetiyle sabittir.
Sakal ve peçe dinin emri (vacip) olmadığı hâlde, hep erkeklere sakal ve kadınlara peçe mecburiyeti getirmesiyle lanse edilen Taliban, meşruluğu münakaşalı birkaç şer’î ceza infaz etmiş; müziği yasaklamasına rağmen, propaganda için bol miktarda kullanmasını da bilmiştir. Üstelik kurmaca olması muhtemel infaz görüntüleri, dünyada İslamofobiyi körüklemeye yaramıştır. Her sene yüzlerce polis ve sivil öldüren Taliban’ın, 2001’den bu yana ideolojik ve kadro cihetiyle kılıf değiştirdiği; mesela intihar bombasını azalttığı müşahede edilmektedir. Artık Afganistan’ı anlatırken “Talibandan evvel-Taliban’dan sonra” tabiri kullanılmaktadır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619912 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/619912.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT