BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DEVLETİ FEDA EDEMEYİZ!..

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” sözünün bir başka milletin lisanında var olduğuna şahid olmuş değiliz. Bizim “devlet” telakkimizle Fransız İhtilalinden sonraki ceberut, insanı hırpalayan ideolojik faşist yapı farklıdır.
Bizde devlet, “baba”dır. Vatandaşına karşı müşfik, âdil ve kol-kanat geren anlamında hâmidir. Bu gerçeklerden dolayıdır ki Türklerde devlet, mukaddestir ve ebed müddettir.
Ne var ki zihni Avrupa filozoflarının teorileri, liberal ve sosyalist fikirlerle dolmuş olanlar, bu dediklerimizden uzaktır. Ana-babasına isyan eden âsi evlat üslubuyla devlete isyanı, onu reddetmeyi çağdaşlık sayarlar. Hâlbuki bizde Hanedan, öz çocuklarını feda ederek devletin 7 asır ayakta kalıp hükümran olmasını temin etme fedakârlığını göstermiştir.
Bunu yapan medeniyette insan, eşref-i mahlukattır. Ferd olarak insan şerefler üstüdür ve devlet de o ferdi, o insanı ve onun şeref, hürriyet, aile ve iffetini korumak için vardır ve bundan dolayı azizdir.
Bu dediklerimiz, Batı’nın kıymet hükümleriyle tartılıp hüküm verilirse usul yanlış olduğu için yanlış yere çıkılır. Batılı zekâ, bozulmuş, tefessüh etmiş Hıristiyanlık karşısında inkâra saptığında doğru iş yapmış olur. Bunu bir Müslüman yaparsa yanlış yola sapmış olur. Nitekim bir kısım Avrupalı münevverler teslis gibi Hıristiyanlığa mal edilen sun’i akideleri reddedip dinsizliği tercih edince bir kısım Tanzimat münevveriyle bir kısım Cumhuriyet aydını da onların ardı sıra gitme özentisine kapılmıştır.
Dün dine bakışla bugün devlete bakış aynı çapraşık görüntüdedir. Biz, bize ait ne varsa her varlık ve değerimize kendi hikmet ve irfanımızla bakma mecburiyetindeyiz. Bir kısım Avrupalı, garplı aydın, devleti zalim, faşist, zorba olarak ifade ediyorsa bu, onların meselesidir. Son asır içinde zaman zaman bizde de devlet, böylesi uygulamalara düştüyse bunda sebep kavram olarak devlet değil, devlet çarkına el koymuş garp mukallidi, Batı öykünmecisi isimlerdir.
Yahya Kemal “Türk milleti, devletle kaimdir” der. Burada birinci dikkat edilecek husus “Türk milleti” tesbitidir. Irk ve millet farklıdır. Millet, ırkları bünyesine dâhil eden üst hüviyettir. İkinci dikkat edilecek tarafsa devlet olmadığında milletin kalmayacağıdır.
İlkin 1683 II. Viyana Bozgunundan sonra 26 Ocak 1699 Karlofça Muahedesiyle toprak kaybına maruz kaldık. O gün mekân varlığımız, 20 milyon km2’nin çok üstündeydi. Bu servetin elden çıkması II. Abdülhamid Han’ın ancak her şeye hâkim olabildiği 1880 eşiğine kadar devam etti. Tahttan uzaklaştırılmasının hemen ardından ise 1911 Trablusgarp Harbiyle kayıplar yeniden başladı, Balkan ve I. Cihan Harbiyle hızlandı. 24 Temmuz 1923 Lozan Andlaşması, bizim zaviyemizden bir mecburiyettir. Böylece vatan topraklarımızın 800 bin km2’nin çok altına düşmesi kabullenildi. 1683-1878 aralığında sürekli ve 1911-1923 aralığında 12 yıl yine sürekli toprak kaybetmiştik.
Müstemlekeci devletlerin niyet ve gayeleri; Endülüs Müslümanlarını İberik yarımadasından kazıdıkları gibi, Müslüman Türkleri Orta Avrupa ve Balkanlardan kazıdıkları gibi aynı Türkleri Anadolu’dan da kazımaktı. 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr kuşatması, bunun projesiydi. Ancak harbin uzaması, Rusya’da Kızıl İhtilalin patlak vermesi, Anadolu direnişinin sağlam çıkması gibi sebeplerle Lozan’a gidildi.
Şu var ki sömürgeciler, Sevr fikirlerinden vazgeçmediler. 1948’de İsrail kuruldu. 21 Aralık 1963’te Rumlar, Kıbrıs’ta Türklere kanlı katliamın kapısını açtılar. Ermeni ASALA örgütü, 27 Ocak 1973’te Los Angeles’te Konsolosluk Başkâtibimiz  Mehmet Baydar’ı şehîd ederek 10 yıl sürecek katliam nöbetini Rum EOKA örgütünden devraldı.
10 yıl sonra da PKK, 15 Ağustos 1984 akşamı Eruh ve Şemdinli’de yaptığı eş zamanlı katliam saldırısıyla Türkiye’yi bölme nöbetini ASALA’dan devralmıştı. Bu iki merkezli saldırıda asker ve sivil yaralılar olmuş, Eruh’ta Erzincanlı onbaşı Süleyman Aydın’ın kaybıyla bölücü örgüte karşı ilk şehidimizi vermiştik…
Bütün bu gerçekler bilinmeden Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının vazifeden alınması kavranamaz. Kavranamayınca da “seçimle gelen, seçimle gitsin!” diye afaki bir söz dile getirilir.
İçişleri Bakanımız Sn. Süleyman Soylu, yerinde bir icraatla PKK’nın ilk katlettiği şehidimiz adaşına karşı ve on binlerce şehidimize karşı vazifesini yapmıştır.
Bayrağımıza tahammül edemeyenin, arkada bıraktığı emanetini inciterek şehidimize kabrinde azap çektirenin seçimle gitmesini istemek, yerli-yersiz demokrasi demek tarihten, hakikatten ve bugün olup-bitenlerden gafil olmaktır.
Devlet, içeride ve dışarıda meşru müdafaa hakkını kullanmaktadır.
Devlet, baştadır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609410 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/609410.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT