BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

 
 
Eskiler, “Hoca merhum…’’ cümlesiyle sohbete başladıklarında dinleyenlerin en genci dahi “Hoca da kim?’’ diye düşünmezdi. Herkes bilirdi ki adı zikredilen şahıs, Nasreddin Hoca’dır.
Hoca, insanlar, gülsün diye fıkra anlatmamıştır. Kaldı ki o devirlerde “fıkra’’ değil “latife’’ denirdi. Millî dağarcığımızdaki gülünen sözler şaka, fıkra, latifedir. “Latife, latîf gerek’’ diye de bir ihtar cümlemiz vardı.  
Korona salgını yüzünden irfan mirasımızdaki insan ve kültür zenginliklerimizi hatırlama günlerindeyiz. Aslında raflarda ihmal ve nisyana, unutulmaya terk edilmiş kitaplar da bugünler için. Bunlarla kuvvet kazanmak bunalmamak, daralmamak, ferahlamak mümkündür:
Hoca merhuma “Hocam kıyamet ne zaman kopacak?’’ diye sormuşlar. Soranlar ya ergenlik yaşında gençler veya cahilliğinden habersiz bir takım muzipler. Akılları sıra, Hoca’yı imtihan edecekler. Bilemeyecek, şaşıracak onlar da katıla katıla gülecekler. Hanefi Mezhebi’nin kurucusu, Ulu İmam; İmâm-ı Âzam Hazretlerinin şu tavsiyesinden o günün ilim ve gönül zenginliği içinde Nasreddin Hoca’nın bîhaber olması düşünülemez. İmam-ı Âzam Numan bin Sâbit Hazretleri derler ki “Soruya soruyla cevap verin!’’ Nasreddin Hoca da böyle yaparak karşısındakilerin sualine soruyla cevap verir “Küçük kıyamet mi, büyük kıyamet mi?’’ Sual sahipleri şaşırırlar “Hocam, kıyametin küçüğü- büyüğü olur mu?’’ “Hanım, ölürse küçük, sen ölürsen büyük kıyamettir!’’ der Hoca.
Cevabı işitenlerin yüzleri, nasıl bir hâl aldığını bilmiyoruz ama Hoca’nın bu cevapla Sevgili Peygamberimizin “herkesin kıyameti kendi ölümü ile başlar!’’ Hadisi şerifine atıfta bulunduğu kuvvetle muhtemeldir. İnanç asırlarının insanları, âyet, hadîs, kelâm-ı kibar, beyit, deyim, ata sözleri… rehberliğinde tefekkür edip bunlardan kazandıklarıyla yazar ve konuşurlardı. “Sohbet’’ denilen o konuşmaların lezzetine doyulmazdı. Şu asırda bu cemiyetin en ağır kaybı sohbetten mahrûmluktur.
İlahî kudrete bakmalı ki toz zerresinden bile küçük, insanların adına “Covid-19’’ adını verdikleri gözle görünmeyen tek hücreli bir mahlûk, milyarları ölümden titretmekte. İleri, kalkınmış, süper… gibi adlarla anılan devletler, bugün korona önünde zavallı durumdalar. Fakir, garip insanlara yaptıkları zulmün cezasını çekiyorlar. Onlar için sanki kıyamet kopmuştur. Eğer, zalimlik yerine Osmanlı devlet anlayışında olduğu gibi “nizâm-ı âlem içün’’ dünyanın huzur ve düzeni uğruna kuvvetlerini, adalet maksadıyla tatbik etselerdi bugün bu hâllere düşmezlerdi. Ders alınır mı? Zor. Can çıkmayınca huy çıkmaz. Salgın, yarın bitsin kaldıkları yerden devam ederler.
Hâlbuki şu afet, her şeyiyle derstir. Ama aklı olan ders alır. İslâm irfan dünyasında âyetler, hadisler, kelâm-ı kibarlar, âlim, evliyâ…. şu sözleri ne çok söylemişler. Her birimiz ne çok işitmişiz. Lakin unutulup gitmiş. “Dünya’’ denilen yasaklar bütünü nefisleri celp edip kendine esir kılmış. İmkân, insanın şeytanı olmuş...
Bir kere daha hatırlamalı; ne denmiş ve ne kadar güzel denmiş:
-İhtiyarlık gelmeden gençliğin, dar vakit gelmeden bol vaktin, hastalık gelmeden sağlığın, fakirlik gelmeden zenginliğin, ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilin!
Başka ne densin?
Bunun gibi milyonlarca nasihat var. TV’ler, sosyal medyalar, para hırsı, doymazlık, dünyalık, neme lâzımcılık, bencillik, Allah kelamını da Peygamber buyruğunu da âlim öğüdünü de veli hikmetini de unutturdu. Şimdi şu felaket üzerine her şeyin başının sağlık olduğu anlaşılıyor. Hâlbuki Kanuni “Olmaya devlet, cihânda bir nefes sıhhat gibi!!’’ diye 5 asır evvel söylemişti. Adaletin dünyaya ne denli gerek olduğu bugün ancak idrak ediliyor. Oysa Hazreti Ömer, 15 asır önce “Adalet mülkün temelidir’’ demişti. Fakat bu vecize, adliyelerin süs malzemesi ve üstelik imza sahibi değiştirilerek hayatta yer aldı. Komşuluğun, akrabalığın, hâl-hatır sormanın olmazsa olmaz olduğu bugün yeni fark ediliyor. Hâlbuki Kur’ân-ı kerim sık sık “sıla-i rahm’’ denilen akrabalık münasebetlerini hatırlatıyor, Peygamberler Peygamberi -aleyhisselam- komşuluğun önemine işaret ediyor, atasözü komşu komşunun külüne muhtaçtır diyor.
Hani ilâhi, ahenkle söylüyor ya!
-Eyvah demeden, Allah diyelim!..
Tefekkür vaktidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613071 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/613071.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT