BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

BARO MESELESİ

 
Şimdilerde Türkiye’nin sıcak gündeminde bir de Baro mes’elesi var. Malum olduğu üzre Baro, avukatların mesleki kuruluşudur. Avukatlık stajını yapıp, "avukat" unvanını alan bu meslek mensubunun, mesleğini icra edebilmesi için Baroya ve vergi dairesine kayıtlı olması lâzımdır. Türkiye’de ilk Baro, 5 Nisan 1878’de İstanbul’da kurulmuştur. O sıralarda ve daha sonra da uzun zaman, avukatlara "dâvâ vekili” deniyordu. İlk Baro başkanları azınlıktandı. 1886’da dâvâ vekili Mehmed Reşid Bey’in seçilmesiyle ilk Müslüman Baro reisi işbaşına gelmiş oldu. Daha sonra Barolar yaygınlaştı.
Bugün 80 vilayetimizde Baro vardır. Türkiye’deki avukat sayısı 150 bine yakındır. İstanbul’da, 50, Ankara’da 20, İzmir’de 10 bine yakın avukat vardır. Görüldüğü gibi mevcudun yarıdan fazlası 3 büyük şehirde, mevcudun üçte bire yakını da İstanbul’dadır. Baroların ayrıca TBB-Türkiye Barolar Birliği diye bir çatı kuruluşu da vardır.
Talebeliğimizi de dâhil edersek, hukuk hayatımızdaki 50 yıllık gözlem ve tecrübemiz bize şunu gösterdi: Barolar, ideolojiye kapılmadıkları, siyâsî tarafgir olmadıkları, iktidarlarla rekabet etmedikleri, onları gütmeye kalkışmadıkları zamanlar mensuplarına daha fazla faydalı olabilmektedirler… 12 Eylül’e giden 12 senelik o çalkantılı kargaşa ve karanlık döneminde maalesef diğer bazı Oda’lar gibi Barolar da sosyalist eylemlere; gerek sokaktaki yürüyüşlerle ve gerekse beyanatlarıyla destek verdiler. Hâlbuki üyelerin tamamı aynı görüşte değildi. Devrin bazı Baro başkanları ise sürekli kavga ile anıldı.
Nitekim bu alışkanlık tamamen terk edilememiş olmalı ki Ankara Barosu, çok münasebetsiz ve hem üyelerinin çoğunu ve hem de 83 milyon Müslümanı rencide eden bir konuşma yaptı, İzmir Barosu da ona destek verdi. Hadise şuydu: TDİ Başkanı muhterem Ali Erbaş Hoca, bir cuma günü camide vaaz vermiş ve İslâmın şiddetle yasakladığı bazı günahlarla bunları işleyenler hakkında yüce Allah’ın ve yüce Peygamber’in -aleyhisselam- ne buyurduklarını nakletmişti. Bu, camide verilen bir vaazdı. Bir din vazifelisi, vazifesini eda etmişti. Fakat bu, pekâlâ bir meydan konuşması da olabilirdi. Ancak adı geçen Barolar hiç de üstlerine vazife değilken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Diyanet İşleri Başkanı’na konuşma hürriyetini çok gördükleri gibi O’nun şahsında Allah’a Allah’ın Resulüne ve İslamiyet’e de "asırlar öncesinden gelen kara ses!" diyerek hakaret ediyorlardı. İsim zikretmek şart değildi. Anlam, açıkça ortadaydı…
Bu lakırdılar, çok yıllardır dolan bardağı taşıran son damlalar oldu. İktidara Baro ve odaların kendi mesleki sahalarında kalmaları maksadıyla bir kanuni düzenleme yapmaları için gür bir çağrı geldi. İktidar, Cumhur İttifakı, vatandaşın bu hassasiyetini duymazdan gelmesi mümkün değildi. Bundan dolayı bir çalışma başlatıldı. Üye sayısı 5 binden fazla olan Barolar, tekelden kurtarılıp çoklu sisteme geçilecekti. Güdülen maksat âdeta ademi merkeziyet yani yerinden yönetimdir. Üye sayısı 10 binle 50 bin arasında seyreden bir Baro’da her anlamda işler kolay değildir. Ayrıca mevcut sistemde kim kazanırsa, Baroya onun dünya görüşü hâkim olmakta, diğerleri ademe, yokluğa mahkûm olmaktadır. Yeni sistemde farklı fikirlerden belli sayıda oy almış olanlar da idarede temsil imkânı bulacaktır. Asıl tanzimse üst üye sayısını 5 bin olarak almaktır. Bu mevcudu geçen Baro birkaç kısma ayrılacaktır. Hâlihazırda bu çerçeveye ilk 3 vilayet girmektedir. Böyle bir uygulamayı avukatlık mesleğine saygısızlık gibi yazıp söylemenin gerçekle alakası yoktur. Seçim diliyle konuşulursa Baro seçimlerinde de "dar sisteme" gidilmektedir. Ayrıca TBB üyelerini de Baro Başkanları seçeceklerdir.
Henüz ortada sadece bir kanun teklifi var. Teklif, TBMM, Barolar ve medyada konuşulmaktadır. Mes’eleyi, bir zıtlaşma konusu yapmamak lazım. Hedef, hukuka, vatandaşa ve avukata faydalı olmaktır. Nitekim çoklu Baro sistemi Amerika ve başka devletlerde de vardır. İyi anlamadan, üzerinde çalışmadan bir teklif veya fikir bir yerden geliyor diye peşinen reddetmek yanlıştır. Evet; teklifin doğuş sebebi kaval çalmasını bilmeyen Baro yöneticileridir. Fakat o bir kötü vesile olmuştur. Aslında bir ihtiyaca cevap veriliyor.
Şu var ki bu fikre herkes iştirak etmeyebilir. Nitekim muhafazakâr avukatlar camiasında da görüş birliği yoktur. Bu bakımdan herkesi dinlemeli ve anlamalı.
Bu itibarla bazı Baro ve avukatların yürümelerine mâni olunmamalıydı. Teklife muhalefet eden Baro ve avukatların da bu mes’eleyi çalıştaylar düzenleyerek, iktidarla, Adalet Bakanlığıyla diyaloglar kurarak herkesin faydasına olacak bir sonucu elde etme çabası gütme yerine, kabir ziyaretiyle halle kalkışması mübalağalı bir öfkedir. Atılan bazı manşetler de öfkeye alkış tutmaktır. Bunun yerine mes’eleyi soğukkanlılıkla ve hukukçuya yakışır olgunlukla ele alıp yeni bir döneme girildiği gerçeğini kabullenerek çalışmak, fikir üretmek daha sağlıklı olur.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614144 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/614144.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT