BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

24 TEMMUZ 2020

12 Eylül 1683’te Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kumandasındaki ordumuz, Viyana önlerindedir. Şehrin sukutuna, düşmesine bizim Taksim Meydanı kadar bir yer kalmıştır. O gün topçularımızın fırlattığı gülleler, bugün de oradaki binaların duvarlarında silinmez imzalarımız olarak tarihe şahidlik etmektedir.
Viyana’nın aşılması, Avrupa’nın fethini başlatacaktı. Tam zafere ulaşılacaktı ki birden karşı tepelerden haçlı orduları göründü. İttifak etmiş ehli salip, bir sel gibi ordumuzun üstüne geliyordu. Yaman bir dövüş olur. Lakin kuvvetler kıyası aleyhimizeydi. Netice olarak zafer yerine bozgunu yaşadık. Avrupa’nın fethi mümkün olmadı. Endülüs İslam ordularının İspanya’yı aşıp Avrupa’nın şarkına ilerleyememesi gibi, Osmanlı İslâm ordusu da Viyana’yı geçip Avrupa’nın garbına ilerleyemedi. Hilal, Avrupa semalarında yükselemedi.
12 Eylül 1683 talihin ve tarihin bize küstüğü ândır. Bunun sebebi, Merzifonlu hakkındaki iddia mıdır? Bilmiyoruz. Tarihçiler der ki: Sadrazam, sefere çıkarken Edirne’deki IV. Mehmed’e Viyana’ya değil de bir başka yere gitmekte olduğunu söylemişti… Bu ne kadar doğrudur bilmiyoruz. Üç hususu ise biliyoruz:
-Viyana aşılamayıp bozgun yaşanmıştır.
-Kalan ordusuyla Belgrad’a çekilen Sadrazam, burada şerefiyle kellesini cellada teslim etmiştir.
-Tarih ve talih 12 Eylül 1683’te bize küstüğü için o günden sonra dört asır boyunca sürekli aşağı doğru gitmişizdir. Artık zaferler arkada, mağlubiyetler önümüzdedir. Cephedeki bozgunlar, askerî, iktisadî, ictimâî, hukukî, devlet teşkilatı, maarif ve hemen her sahada tesirlerini göstermeye başlamıştır. Kendisine hayran olunan bir millet, giderek dün kendisine hayran olanlara hayran olmaya başlamıştır.
12 Eylül 1683 Viya bozgunu, büyük bir kırılma noktasıydı.
İkinci büyük kırılma, ikinci büyük kayıp, 3 Kasım 1839 Tarihli Gülhane Hattı Hümâyunu’nun okunmasıyla başlayan Tanzimat dönemidir. Şahıs, aile, cemiyet, devlet hayatında kıyafetten fikre kadar alafrangalık başlamıştır. Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihad Terakki hareketi vs. bunun devamıdır.
Böylece kırılmalar devam edecektir.
Bu devam eden dalgalara iki muhafazakâr mukavemet de dayanamaz. Zira o dalgaların ardında Viyana’daki tepelerden inen haçlı güçleri vardır. Hüseyin Avni’ler, Midhat Paşalar vs. ile Sultan Abdülaziz’e darbe yapılır. Padişah hayatını kaybeder. Abdülhamid Han, tahta çıkınca devlet anayasa sistemine ve meşruti idareye geçer. Sadrazam Midhat Paşa macerasıyla sürüklenilen 1293 Türk-Rus Harbi devletin belini kırmıştır. Padişah, maarif, sağlık ve bayındırlığa öncelik verir. Büyük hamleler yapar. Fakat alafrangalık artarak devam etmektedir. Saray dâhil, gemi su almaktadır. Tanzimat dönemindeki Fransız tesiri yerine Alman tesirine bırakmıştır. Padişah 33 yıl boyunca mücadele verir. Fakat Niyazi’ler, Enver’ler dağdadır. Talat, posta memurluğundan paşalığa, üstad-ı âzâmlığa çıkar. İsyan, Selanik’ten başlar. Kindar bir Abdülhamid Hân düşmanı olan Mahmut Şevket Paşa güdümündeki Hareket Ordusu, Selanik’ten gelip İstanbul’a dayanır. 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilir. Fakat 31 Mart hilebazlığıyla bir yıl sonra Padişah hal edilir. 24 Temmuz 1908 tarihi, 10 sene içinde imparatorluğun parçalanıp bir tarla kadar yere sığınacağımız yıkımın başlangıcıdır. Her tarafa Alman ekolü hâkimdir.
10 sene sonra bütün o aklı uçuklar, devleti batırdıktan sonra her biri bir yere kaçıp gider ve gittikleri yerlerde de katledilirler.
Bu defa 1945’e kadar koyu bir İngiliz tesiri başlar. İngiliz ekolü her şeyi tanzim etmektedir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Muahedesi, andlaşması imzalanır. Devlet ve millet 1911’den beri süren harplerden mecalsiz düşmüştür. Lozan, kayıp yıllarımızın tescilidir. Misak-ı Millî ve hakkımız olan petrol sahaları ve daha neler kazanılamaz. 24 Temmuz 1923 zafer değil, büyük bir kırılmanın çâresiz kabulüdür...
Şimdi önümüzde bir 24 Temmuz tarihi daha var:
Ayasofya Camiî, 24 Kasım 1934’te tarihli Hey’eti Vekile, Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılmıştı. Bu defa Danıştay’ın 2016/1605 Esas ve 2020/ 2595 Sayılı kararıyla yeniden camie çevrildi. Gerekçeli karar, Danıştay tarafından 10 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak açıklandı. Bu açıklamayla birlikte Unesco’dan Vatikan’a, AB’den ABD’ye, Moskova’dan Berlin’e kadar itirazlar yükselmekte. Bütün itirazlar boş, anlamsız, değersiz ve haçlı yobazlığından başka bir şey değildir. Güçleri yetse yine ambargoya giderler ama köprülerin altından çok sular aktı. Onların dediği zora gitmiyor. Nihayet kendi pencerelerinden bakıyorlar. Ağırımıza giden içteki bir avuç Batı artığı alafrangadır. Haçlının bâtıl da olsa bir dini vardır. Bunlarda hiçbir şey yok…
Türkiye, bu kararı nasıl alabildi?
Büyüdüğü için…
Covid-19 salgınında dünyanın yarıdan çok devletine sağlık malzemesi verebilen, kendi gemi helikopter, uçak, İHA ve SİHA’larıyla millî müdafaa silahlarını yapabilen güçlü Türkiye, hukuk ve idari sahada da bir haksızlığı ortadan kaldırmıştır. Dışarıya muhtaçlık devam etseydi bu karar alınamazdı. Eğer 1970’te bugünkü seviyede olsaydık Kıbrıs, herhâlde, İngiliz ve Yunan’a bırakılmaz bütünüyle geri alınırdı.
Ayasofya Camiî’nde ilk eda edilecek namaz, 24 Temmuz 2020 Cuma günü cuma namazı olacaktır. Ayasofya, Osmanlı’nın bir numaralı protokol camiî idi. 24 Temmuz günü devletin A protokolündeki isimler, millet ile birlikte Ayasofya Camiî’nde cuma namazı kılacaklardır. Zannederiz Katar ve Libya gibi bazı devletlerden de devlet reisleri namaza gelirler. İç, dış cemaat mahalleri, avlu bahçe ve çevreyle birlikte 100 bin kişilik bir cemaatin olacağını sanıyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan mı cumayı kıldırır?
Hiçbir mahzuru olmasa da ihtimal vermiyoruz. Bunlar tali bahislerdir. Diyanet İşleri Başkanı kıldırır. Sultanlar, Halife de olsalar namaz kıldırmadılar. Ancak, Sn. Erdoğan’ın bundan böyle mutlaka yapması gereken birçok değerli hizmet daha var. Diyanet geçmişte çok uğraştı fakat kendi memurlarına söz geçiremedi. Müezzin efendiler, şerefelerde görünmeliler. Bu 15 asırdır böyledir. 10 Temmuz günü akşam vaktinde bir Ayasofya’nın bir Sultanahmed’in minarelerine baktık, ses geliyor fakat müezzinler görülmüyordu.
12 Eylül 1683’te başlayan talihsizlikler, inşallah 24 Temmuz 2020’de bitecek ve bu defa tarih ve talih yüzümüze gülecektir.
Ayasofya, ‘’2071 Cihan Devleti Türkiye’’ şanlı yürüyüşümüzde meş’alemizdir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614424 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/614424.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT