BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

FRANSA DÜŞMANLIKTAN BESLENMEKTE!

Büyük ve cihangir devlet reisimiz Muhteşem Süleyman’ın "Vilayet" diyerek hakîr gördüğü Fransa, bugün bir hafta İslâm düşmanlığı yapıyorsa ertesi hafta Türk düşmanlığı yapmakta. İslâm düşmanlığı, reform abesliği tarzında bizâtihî İslâmiyet’in kendisine saldırı şeklinde gündeme geldiği gibi bu devletin vatandaşı olan ve sayıları yüzde 10 civarında bulunan Müslümanların ibadet, örtünme ve diğer hürriyetlerinin yanı sıra câmilere dair de olmaktadır. Bunlar, geçtiğimiz aylarla yakın haftalarda çokça yaşandı. Ankara, lâzım gelen en usturuplu cevapları da en üst perdeden verdi.
Şimdilerdeyse bu "vilâyet", Dağlık Karabağ’a musallat olmuş vaziyette. Kaçıncı tekrar olacak bilmiyoruz ama bir kere daha yazalım ki Fransa, Karabağ ihtilafını bîtaraf olarak halletmeyi üstelenmiş 3 devletten biridir. Minsk Grubu denen ve ABD, Rusya ve Fransa’dan müteşekkil bu grup, çeyrek asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen sadra şifa zerre kadar bir fayda temin etmedi. O bir tarafa ne vakit ki Azerbaycan, işgal altındaki toprağı Azerbaycan’ı istirdat etmeye, geri almaya kalkıştı Paris küplere bindi.
Fransa’da vaziyet bilindiği gibi… Her şey eski tas eski hamamdır. Hatırlanır mı? 1990’larda Bayan Mitterand nam bir Fransız First Lady’si vardı. Bu leydi, ayın birçok gününü Diyarbakır’da geçirirdi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun karanlık ve tuhaf ziyaretine benzer bu ziyaretlerde Paris lüksünden koşup gelen bu bayan, bölücülerle açık veya gizli toplantılar yapar ve onlara akıl verirdi. Fransa devlet başkanı François Mitterand’ın karısı olan Danielle Mitterand, "Kürdistan ikinci vatanım" demiş ve ölmeden evvel "ideoloji"siyle alâkalı kitap da yazmıştı. Mitterand’ı Elize Sarayı’nın konforundan alıp Diyarbakır’ın mütevazı hayatlarına taşıyan aslında O’nun Kürt aşkı değildi:
Esas sebeplerden biri Fransa’nın sömürge politikası ve Şark Siyasetidir. İkincisi ise bir ihtimaldir; Ermeni asıllı olabilir. Hani bu yakınlarda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ’a dair işlediklerinden dolayı Fransa’ya seslenerek "Ermenileri o kadar çok seviyorsan Marsilya’yı Ermenilere ver devlet kursunlar!" demişti. Bu hiciv, adı geçen ülkedeki Ermeni nüfus ve etkisinden dolayıdır. Malumdur ki Fransa’da "Ermeni soykırımı yoktur!" demek suçtur, diyen mahkûmiyet alır. Gerçek şu ki bu devletin Şark Siyaseti’nde Kürt mes’elesi bir atlama taşıdır. Kürtler, Ermeniler için kullanılmaktadır. PKK içinde de gizli veya açık Ermeniler vardır. 10 Kasım Azerbaycan Millî Bayramıyla nihayetlenen 44 günlük Azeri-Ermeni Harbi’nde adı geçen örgüt militanlarının Ermeni saflarında yer alması da dediklerimizin bir başka isbatıdır.
Fransa’da ticaret, siyaset, medya ve benzeri sahalarda Ermeni lobisi, Ermeni diasporası ağırlığı yüksektir. Hükûmetler, onlara rağmen hareket etmemekte, en azından karşılarına almamaktalar. Adı geçen zümre, artık Fransız vatandaşıdır. Esaslı bir baskı unsurudur. Bu unsurun teşvik ve tazyikiyle geçen hafta Fransız Senato’su bir karar aldı. Fransız Hükûmeti’nin "Dağlık Ermeni Karabağ Cumhuriyeti"ni tanımasını tavsiye ediyordu. Sn. Aliyev’in çıkışı da bundan dolayı idi. Fransız makamları bu kararın bir bağlayıcı tarafı olmadığını ifadeyle Sn. Erdoğan ve Sn. Aliyev’in aksülamellerini, tepkilerini savuşturmaya baktılar. Ancak bu haftanın son yarısında da Fransız Millî Meclisi, meclis sayısının üçte biri kadar bir sayı olan 188 vekilin oyu ile tanıma çağrısını tasvip ve tasdik etmekle kalmadı ayrıca Azerbaycan-Ermenistan Harbi’nde Türkiye’nin Azeri Türklerine yaptığı yardımdan dolayı AB üyelik müracaatının sorgulanması için AB nezdinde aleyhine müeyyide çağrısı da yaptı.
Gerçi, bu gelişmeler üzerine Fransa Dışişleri Bakanı le Drian, Ermenilerin böyle bir talebi olmadığı, bu tanımayı yaptıkları takdirde Minsk Grubu üyeliğini kaybedeceklerini dile getirdiyse de bunların taktik konuşmalar olduğu kanaatindeyiz. Alıştıra alıştıra yol almaktalar. Önce Bayan Mitterand, şimdi Bay Macron arayışlar içinde. Yarın daha büyük hamleler atılacaktır:
 Malumdur ki 24 Nisan, Ermeni soykırım iddiasının tarihidir:
1915’in bu tarihinde Türkiye Hükûmeti’nin aralarında vuruşma cereyan eden bir kısım vatandaşlarını kendi ülkesi içinde tehcir etmesi yani yerlerini değiştirmesi, daha sonra bazı Ermeniler tarafından jenosit, soykırım olarak gösterilmek istenmiş, bazı devletler de karşılıklı kıtal, adam öldürme olan bu müessif hadiseyi iddia edildiği gibi tek taraflı olarak tanımışlardır. Bugün Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkeleriyle Lübnan, Suriye, ABD ve Latin Amerika’da mevcut Ermenilerin bir kısmı o tehcirden ayrılıp buralara giden Ermeni teb’amızın nesilleridir. Hâlbuki Türkler, 1071’den 1915’e kadar asırlar boyunca Ermeni ekalliyetle huzur içinde yaşamışlardı. Bizim dün hiçbir azınlıkla sıkıntımız yoktu. Bugün de onlarla bir derdimiz mevcut değil. İşin esası şudur:
Emperyalist devletler, o gün Ermenileri, Kürtleri, Arapları kullandıkları gibi bugün de kullanıyorlar. Dün Bayan Mitterand’ın Güneydoğu ve Kuzey Irak’ta ne işi vardı? Bugün Bay Macron’un Azeri Türkleriyle ne derdi olabilir? Sömürgeden sabıkalı devletler, Suriye’de ne arıyorlar, Akdeniz’de ne seyrediyorlar?
Tarihin tekrarları yaşanmakta.
Sonuçta olay Hilal ve Salib mücadelesidir.
Bunu Avrupalılar söylemekte..
Çeyrek aydının hasretle iç geçirdiği Paris’te dönüşümlü olarak gündeme getirilen "İslamîfobi" ve "Türkîfobi" bu düşmanlıktan beslenmektedir. 
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616516 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/616516.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT