BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ÖLÜM DENİZİ

Psikolojide "Stockholm Sendromu" denen bir hastalık çeşidi vardır.
Ruh ilminin bu hastalığı tarifini kısaca şöyle nakletmek mümkündür:
-Rehinenin, kendisini hürriyetinden mahrum eden, zor kullanan zorbaya bir süre sonra hayranlık duyması, hatta ona sevdalanması hâli...
Tarifte de görüldüğü gibi bu bir tenakuz, paradoks hâlidir. Kişinin kendisiyle çelişmesidir. Bu hâl, bu topraklarda -maalesef- bir asır evvel yaşandı. Münevveri ve resmî ideolojisiyle yaşandı. Türkiye edebiyatında "Nev Yunanîlik-Yeni Yunancılık" cereyanı 1912’de başladı. Eski Yunan ve Latin eserlerini numune ve rehber alarak yola devam etme anlamına gelen bu şaşkın çığırın tesirleri, en az yarım asır devam etti. On seneler boyu edebiyat ders kitapları, Yunan tanrılarının safsata hovardalıkları ve tarih ders kitapları eski Yunan ve Roma efsaneleriyle gençliğimizin beynini zımparaladı. Oysa Yunan’ı da İtalyan’ı da, Avrupa’sı da daha dün vahşice imparatorluğumuza saldırmış ve bizleri bir ekmeğe muhtaç bırakmış ve bize vatan diye bir avuçtaki düğün kınası kadar bir saha bırakmışlardı.
Hadise akla ziyandır ama gerçek budur.
Resmî irade de münevver tercihi de Stockholm Sendromuna yakalanmıştı. İşte o dönemlerde, Erken Cumhuriyet’te "Adalar Denizi"nin ismi "Ege Denizi" olarak değiştirildi. Yetmedi işgalci askerlerin postal izleri henüz silinmemiş olan bir bölgeye de bu ad verildi. Hâlbuki, atalarımız, buraya "Adalar Denizi" demekteydi. Asırlar boyunca böyle demiştik. Haritalar, her türlü devlet kaydında bu isim yazılıydı. Buna rağmen Adalar Denizi, Ege Denizi yapıldı.
"Ege" isminin hikâyesi:
Egeus, Yunan efsane yahut mitoloji şahsiyetlerinden biridir. Babasının adı Theseus’tur. Egeus, bir gün girdiği bir harpten dönerken babası O’nun mağlup olduğunu zannederek çok üzülür ve kendini yakınındaki denize atarak canına kıyar. Denildiğine nazaran olaya Yunan halkı da üzülür ve bu suya bundan sonra "Ege" derler. Oranın adı, fethimizden evvel de Ege’dir. Ancak ecdadımız bir intihar hatırası taşıyan ismi tebdil ederek "Adalar Denizi" yapar.
Kaç yıldır ve bilhassa şu günlerde "Ege"de özensiz haberciliğimizin diliyle "Yunan adaları"nda müthiş bir insanlık dramı yaşanmaktadır. Bir kısım Yunan halkı veya devlet yönetiminde olan bir kısım Yunanlılar, hâlâ o efsane günlerinin ağır psikolojisini üstlerinden atamamış olmalılar ki kendilerine sığınan Doğu’nun mahrum, mahcup ve çaresiz çocukları olan sığınmacıları, soğuk kış şartlarına rağmen merhametsizce denize itmekteler. Hırpalanan, yaralanan ölen bu insanlara Ege, bazen mezar, bazen insanlık ayıbı olmaktadır.
Hayır; o ayıp, o insanlık utancı, vatanlarından savrulmuş muhacirlere değil, buna sebep olanlarla bu dramı sadece seyreden AB başta olmak üzere bütün dünya tribünlerini doldurmuş bütün vah vahçı dünyalılarındır. Şayet, intihar geçmişli bu ölüm denizinde doğunun mazlum Müslüman çocukları değil de balinalar, kediler, köpekler veya İsrailliler böyle bir muameleye maruz kalsalardı hemen bütün Batılı başkentlerde kadını-erkeğiyle insanlar, sokaklara dökülüp ellerindeki pankartlarla çığlık çığlığa yürürlerdi. O yürüyüşler muhakkak ki yanlış olmazdı ama çifte standart olurdu. Ölen hayvan, Yahudi veya Hıristiyan ise küçük çaplı zelzeleler kopartırken Doğulu veya Müslüman olduğunda aldırmamak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin hiçbir sayfasında yazmaz!
Birinin zulmettiği, birinin mazlum olduğu, birinin mâni olmayıp seyrettiği bir dünyada salgınlar bitmez!!!..
Bu zulme karşı çıkan ve o mazlumları himaye eden, neredeyse, Türkiye’den gayrı devlet yoktur.
İşte şaşkın aydınımızın uzunca bir zaman “Nev Yunanîlik” yaparak ardı sıra gittiği Yunanlının son sicilinden manzaralar budur ve canlı yayınlardadır. Daha önceki manzaraları, I. Dünya Harbi ve Millî Mücahede döneminde garbî Anadolu’da yaptıkları ise -eğer yürekler dayanırsa- merhum Kadir Mısıroğlu’nun "Yunan Mezalimi" adlı eserinden okunabilir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621603 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/621603.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT