BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

BARBADOS

 
 

1960’ta Kıbrıs’ta müstakil bir Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ada, yarım asır sonra Büyük Britanya yahut yaygın ismiyle İngiltere’den bağımsızlığını kazanıyordu. Buna rağmen Londra da Kıbrıs devletini tanıdı. Şu var ki Kraliçe rejimi, sömürgesi, kolonisi veya valiliği olan bir yerden -güya- çıkarken onu tanısa ve artık hür ve müstakil de saysa orada kalmayı şu veya bu şekilde devam ettirir ve ora halkı arasındaki ihtilafın bitmemesi için her türlü tedbiri alır. Londra, bunu daha evvel birçok coğrafyada yaptığı gibi Kıbrıs’ta da tekrarladı. Böylesi bir gerçek bilinmeden Kıbrıs ihtilafı halledilemez…

1960’ta yıllar alan müzakerelerden sonra Kıbrıs’ta Türklerle Rumlardan müteşekkil bir devlet kurulmuş fakat İngiltere, Akdeniz’in kilit taşı konumundaki adada varlığını sürdürecek iki üsten taviz vermemişti. İleri karakol hükmündeki bu üslerden Dikelya, adanın doğusunda ve Magosa yakınındadır. Diğer üs ise Limasol’un altındaki Ağrotur’dur. Kraliçe rejimi, bu iki askerî üssü de dünyanın fersah fersah uzaklıktaki daha başka yerler gibi Britanya’nın denizaşırı mülkü sayar. Üstelik onların bir hükûmeti vardır. Hükûmet şekli de askerî üs yönetimdir. Başkent Episkoki, Ağrotur’dadır. İki üssün toplam toprağı 254 km2’dir. İngiliz ve Rumlardan meydana gelen 15 bine yakın bir nüfusa sahiptir…

Kıbrıs’ta bugün iki ayrı devlet de veya mümkün değil ama tek devlet de kurulsa bu üsler, yine sembolik devlet yapıları, başşehirleri, bayrak ve marşlarıyla varlıklarını devam ettirirler. Londra, aksini savaş sebebi sayar. Nitekim emsal durum vardır. Arjantin, hemen yakınındaki Falkland Adalarını 1982’de İngiltere sömürgeliğinden kurtarınca Büyük Britanya, bu yerler için Arjantin’e savaş açtı ve tekrar geri aldı.

Denizaşırı topraklarında böylesine titiz olan Kraliçe rejimi, 30 Kasım 2021’de yani iki gün önceyse yekten garip bir tasarrufta bulundu:

Karayipler’de Küçük Antiller’in bir parçası ve Venezuela’nın 434 km doğusunda bulunan Orta Amerika ülkesi Barbados’un cumhuriyet ilanını tanıdı. 439 km2 olan adanın nüfusu 300 bin civarındadır. Nüfusun beşte dördü Afrikalı kölelerin çocukları, kalanları Asyalı ve yüzde 4’ü Avrupalıdır. Kraliçe’nin "memalik-i şâhane"sinden olan Barbados’a Londra 1966’da sözde bağımsızlık vermiş, fakat nasıl bir bağımsızlıksa başlarına İngiliz vali tayin edilmişti. O günden bugüne bu "devlet" İngiliz Milletler Topluluğu’nun bir üyesiydi. Gelin görün ki adada bu yönde bir gösteri ve istek olmadığı hâlde Londra, buraya "tam bağımsızlık" verdi. Üstelik icra edilen törenlere Kraliçe’nin oğlu Prens Charles de iştirak etti…

Kıbrıs’ta iki küçük üsse ilişmeyi harp sebebi sayacağında şüphe olmayan, Arjantin kendi kıta sahanlığındaki yerleri alınca onunla muharebeye tutuşan bir devlet, Kıbrıs üsleri ve Falkland Adaları gibi "denizaşırı mülkü" olan Barbados’u dört asır sonra kendi eliyle eski kölelerine hibeyle, orada Barbados Cumhuriyeti’ni inşa ediyordu.

Niçin?

Çünkü bu zâhiri bir istiklâldir. Yalnızca unvanlar değişmiştir. 29 Kasım’a kadar Kraliçe’nin valisi olan Sandra Mason, 30 Kasım’da Cumhurbaşkanı unvanını taşımaya başlamıştır. Hepsi bu. Hatta bu "bu bağımsız ve demokratik cumhuriyet" BM’ye üye olsa bile durum değişmez.

Zira.

İngiltere ile Fransa arasında balıkçı ve göçmen krizi yaşanmaktadır. Afrika’daki Mali, Nijer, Burkina Faso gibi bazı Fransız sömürgeleri, tarihleriyle hesaplaşıyor, Fransa’ya karşı ayaklanıyorlar. İngiltere’nin statüsünde değişiklik yaptığı Barbados’un yakınında Fransız kolonisi adalar da vardır. Bu adalarda aşı kısıtlamasıyla başlayıp bağımsızlık gösterilerine dönüşmüş eylemler olmaktadır. Paris, özerklik vaadinde bulundu. Londra ise Barbados’u re’sen müstakil bir cumhuriyet yaptı. Sadece bu da değil! Barbados’un kavuştuğu imkân, Fransa’nın Atlas Okyanusu’ndaki ve Akdeniz’deki Korsika gibi bağımsızlık arzusu şiddetli adalarında da hürriyet ateşini alevlendirebilir. Halk, belki yine hürriyet, uhuvvet müsavat diye Fransız İhtilali’nin sloganlarıyla sokaklara dökülür ve Fransa bu defa “sarı yelekliler”den sonra çok daha ağır başka bir buhran girdabına kapılır.

Son cümleyi yazmasak da okuyucularımız, ne demek istediğimizi sezmişlerdir:

Şu yerkürede bunlar olabiliyorsa sömürgeci başkentler, kendilerini rahatsız eden Türkiye’de de dövizi kurşun gibi kullanır, vesayet kabul etmeyen Hükûmete ders vermeye kalkışabilirler. Hadise de zaten bundan ibarettir.

Bütün bunlar yaşanırken Londra’da kimse "Kıbrıs’ta ne işimiz var?", "Falkland’da ne işimiz var", "Barbados’ta ne işimiz var?" demedi, demiyor, demez. İngiliz Milletler Topluluğu’nda bunlar, ihanet kabul edilir. Bize gelince; bizde “Suriye’de, Libya’da, hudutlarımız ötesinde… ne işimiz var?” dendiği gibi "Mavi vatan işgaldir!" diye düşman ağzı ile konuşan ufuksuz politikacılar bile görülmektedir.

Hâlbuki biz, bugün, asırlarca adaletle yönettiğimiz OMT-Osmanlı Milletler Topluluğu topraklarına can suyu taşıyoruz.

Kardeş, dindaş ve kültürdaş milletlerin ümidi, bugün de Türkiye’dir…

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621734 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/621734.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT