BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Öğrencilik hayatım...

 “Öğrencilere yardım yapılmıştı da ayağımıza giydiğimiz botu ilk o zaman görmüştük.”
 
Anlatacaklarım 1986 yıllarında köy okulundaki öğrenciler ve öğretmenlerin Karadeniz coğrafyasındaki hayat şartlarından bir minik örnektir…
Okul köyün ortasındaydı. Öğretmenimiz ise köyün dereye yakın mahallesinde otururdu. Dik yamaç yukarı kendi mahallesindeki çocukları da alıp yağmur çamur demeden okula gelirdi. Okulda hem öğretmen hem de müdürdü. Ama bir hizmetli gibi kışları okulun sobasını da o yakardı. Her zaman temiz giyinirdi. Kılık kıyafetine çok dikkat ederdi. Her zaman takım elbise giyerdi. “Nasıl olsa köy okulu burası bunlar da köy öğrencisi” demezdi. Okulun hademesi sadece okul müdürümüz ve öğretmenimiz değildi elbette biz öğrenciler de temizlik çer çöp toplama okulu süpürme gibi faaliyetleri de üstleniyorduk.
Hatta okulun sobasında yakılacak odun için aramızda para toplardık. Nereden geldiğini kimin gönderdiğini pek hatırlamıyorum kıyafet yardımı yapılmıştı. Ayaklarımıza giydiğimiz botu ilk defa orada görmüştük.
Okulun bitmesine bir hafta kala “nasıl olsa son hafta” diyerek öğretmenimizle birlikte dağlara çıkardık. Diğer köy okullarının çocukları da gelirdi. Herkes yiyeceğini kendisi getirirdi. Yiyeceği olmayanlara kendi aramızda yiyeceklerimizden paylaşırdık. Böylece festival tadında 2-3 okul beraber piknik yapardık.
Şimdiki çocukların gençlerin inanamayacağı tahmin edemeyeceği bir şekilde biz telefonda konuşmanın nasıl olduğunu bilmiyorduk. Cep telefonları olmadığı gibi normal telefonlar da herkeste yoktu. Mahallede bir tek kişinin telefonu vardı bir de okulda telefon vardı. Telefonda nasıl konuşulacağını bizlere öğretmenimiz öğretti. Okuldan arayıp nasıl konuşulduğunu uygulamalı olarak öğretti.
Öğretmeniz ayrıca okul haricinde köyün elektrik saatlerini de yazardı. Fındık üreticisi gibi fındık budardı. Ama vakit bulmuş olsa bile kahvehanede hiç oyun oynamaz oyun oynayanlarla muhatap olmazdı. Köyde çok itibarı vardı ve saygı görürdü, kendisine çok değer verilirdi.
Okuldan çıkar çıkmaz eve koşa koşa gelirdik ve direkt harmana çıkar, oyun oynardık. Bugünkü çocuklar kadar da ders çalışmazdık. Çünkü bugünkü kadar teknoloji gelişmediği için zihnimizi dolduracak çok şey yoktu.
Üç kardeş sofraya oturup ders çalışırdık. En fazla 1 saat çalışırdık. Akşam da yemeğimizi yer biraz vakit geçtikten sonra geç kalmadan uyurduk. Saat yedide de kalkardık...
          Rumuz: "İstifham"
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622363 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/unal-bolat/622363.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT