BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

'An’dadır ruhun şifası...

Sual eder dururdu kendine. “Dürr-i meknun” (saklı inciler) misali gözlerinin değdiği her zerrede. Kûşe-i gönlüne sadr-ı şifa, malumun ardında mahfuz, sessizliğe gömülü seslerde meknun, nice hakikatler mevcut idi. Çok şey fısıldıyordu kâinat, ol yeter ki arif-i billah göz ile bakıla. Kimine fırtına, sel, tipi, kasırga, kimine şems-i taban, mehtâb-ı leyl, ılık esen bir yel ya da. Arar dururdu deryada katreyi gönlü. Baktıkça tabiata şahlanan; durmak, durulmak bilmeyen yüreğiyle hayat bulmaya mahirdi. Lâkin dedik ya; Mecnun'un Leyla'sını aradığı gibi arar dururdu o da kendini, buğulu gözlerle bezenmiş çehresinde bendini. Kâh deli divane, kâh bir asude hâlet içre… Memnun idi hâlinden; derdini kendine derman eylemiş, kulluğa baş eğmiş, ilacını ararken düştüğü yorgunluğu cana yonga bilmiş.
 
Peki ya neydi aradığı? Neydi fikri ile zikri bir olan nice hâller. Rabbin evi, kalbinin aynası olan ruhuydu aramaklığı. Evveliyatta zuhura gelen, onda yanıp kül olduğu kalubela anındaki ruhunu... İman nuru ile müşerref, Hakk'ın huzuru ile asfiyâ, muhatap alınışı ile şerefyab olan ruhunu. Sahi, vakit ne idi? Neye göre, kime göre remz olmuş idi? Asır, sene, ay, gün ve saatler çizildiği sınır ile mi mevcut idi? Mümkün-ü kâbil mi idi mekânsızlığıyla husûle gelen ruha mesken, zaman isnat etmek? Bir mücerret kalıba hapsetmek…
Varlığımızın yokluk cihetinden hiçlik olduğu hakikati mucibince; andan ibaret bir denî dünya. Peki ya ruhundan müstağni misin, nerede idi, nerede saklanırdı? Hakk'a köleliğe boyun bükmüş mü idi? Yok ise diyâr-ı fâniye râm mı idi? Hani ya evveli, hani ya ahiri? Ahiri malum; merak eden dâr-ı dünyayı kimi dost edinip seyran eylediğine baksın. "El mer'u me'â men ehabbe" An'ın içinde aramakta olansa; bulur hakikati çok yerde. Kâh yaprağın incisi gökten misafir bir yağmur tanesinde, kâh arzın ziyneti deryalar katresinde. Kimi zaman toprakta can bulan tohumun nihai hâletinde. Hatırlara gelir ancak kalûbelâ, Hak ile marifet ele geçtikçe.
Evvelini araya dursun gönlü divaneler, bize de Hak için an'ı yaşamaklığımız düşse yeter.
           Tuğba Delice
 
 
 
ŞİİR
 
            Türkiye’m
 
Sakın kınamayın âşığım âşık,
Zannetmeyin kafam karmakarışık.
Gözümde parlıyor nur gibi ışık
Sevdalımın adı belli Türkiye’m.
 
Ben can-ı gönülden severim onu
Ölümüne severim olunca konu
Beni âşık eder ay yıldız fonu
Sevdalımın adı belli Türkiye’m.
 
Ta yürekten “canım” derim vatana.
Hakkâri Mersin’e Giresun Van'a
İstanbul Edirne İzmir Kütahya,
Anadolu’m adı belli Türkiye’m.
 
İman ile bağlıyım yüce Kur’âna
İlham ile gönül verdim ezana
Al bayrağım moral verir ozana.
Sevdalımın adı belli Türkiye’m.
 
 
Gün geçtikçe artar bende sevgisi.
Yaylaları ırmakları su sesi,
Süleyman Usta’nın hep birincisi
Sevdalımın adı belli Türkiye’m.
 
      Süleyman Usta-İstanbul
 
 
SAĞLIK OLSUN
 
 
SİNÜZİT: Üst solunum yolu enfeksiyonları içerisinde görülen en sık enfeksiyonlardan biri de sinüzit hastalığıdır. Sinüzit enfeksiyonu akut ve kronik olarak ikiye ayrılabilir. Akut enfeksiyon ani başlayan baş ağrısı, yüzde dolgunluk, burundan yeşil renkli akıntı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve boğazda balgam öksürük ağız kokusu şikâyetleri ile ortaya çıkar. Kronik sinüzit enfeksiyonunda ise sürekli burun tıkanıklığı, baş ağrısı, geniz akıntısı ve hayat kalitesinde bir azalma görülür. Sinüzit teşhisini koymak günümüzde çok kolay hâle gelmiştir. Endoskopik muayene ile burun içerisine bakılır ve burun içerisindeki akıntılar bize bu konuda bilgi verir. Endoskopik muayene yeterli olmazsa, bilgisayarlı tomografi incelemesi ile %100 hastalığın teşhisi konulur.
Günümüzde sinüzit cerrahisi çok güvenli ve sık yapılan bir ameliyat çeşidi hastalarda büyük bir rahatlama sağlamaktadır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620008 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/620008.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT